Memoirs of a Geisha (2005) Bir Geyşanın Anıları

Senelerdir merak ettiğim fakat bir türlü izleme fırsatı bulamadığım, benimle aynı durumdan muzdarip bir dostumla gecenin bir vakti izlemeye koyulduğum Memoirs of a Geisha, Arthur Golden’ın aynı isimli çok satan ve özellikle dili itibariyle okuyucular tarafından bir hayli beğenilen kitabının senarist Robin Swicord’un eliyle sinemaya uyarlanmış hali. 2005 yılında gösterime giren film, Chicago ile sinema dünyasına atılan ve ilk filmini Oscar tarihine geçiren Rob Marshall’ın yönetmenliğinde yapım aşamasından geçti. Japon oyuncular yerine Çin asıllı isimlerle çekilen film, yalnızca bu yönüyle itici olmasından ziyade Hollywood yapımı olmasından mütevellit, işin özünü yansıtmadaki başarısızlığı ve Uzakdoğu sinemasından hiç nasibini alamamış kişilerce beyazperdeye aktarılması dolayısıyla göze batsa da seyirciye tam anlamıyla görsel ve işitsel bir şölen sunuyor.

Babası tarafından, ablası Satsu ile birlikte satılan Chiyo’nun bir geyşa haline gelmesini, bunun için gerek istekli gerekse isteksiz şekilde verdiği mücadeleleri, geyşalık felsefesine aykırı olarak içinde sakladığı büyük aşkı anlatan Memoirs of a Geisha’nın öyküsü oldukça dikkat çekici. Yardımsever karakterler, kötü karakterler, yan karakterler derken oldukça geniş bir oyuncu kadrosu barındıran filmde duygu dozu iyi ayarlanmış bir hikaye anlatılıyor. Başlarda cevapsız sorularla ilerleyen filmde pek çok şey zamanla rayına otururken bir takım şeyler de seyircinin kafasını kurcalamaya devam ediyor. Öte yandan geyşalık kavramının özü olan cinsellik konusunda tamamen muhafazakar bir çizgi çiziyor film. İki saati biraz aşkın süresi boyunca sekse dair neredeyse hiçbir şey izletmezken bu kültürün iç yapısı üzerinde durmayı tercih ediyor. Bir kızın geyşa olmak için verdiği uğraşları, yaptığı fedakarlıkları ve dahasını aşama aşama gösterirken bir yandan da geyşaların özel hayatına değiniyor. Kitabı okumamış olsam da film dahilinde beğenmediğim bir nokta İkinci Dünya Savaşı meselesi idi. Amerikalıların kendi güçlerini gösterme sevdasına, savaş olgusuyla duygu sömürüsü yapmasına zaten alışığız fakat bunun böylesi bir filmde dahi bu kadar göze batırılmış olması rahatsızlık vericiydi. Lakin dediğim gibi, bunda kitabın etkisi çok büyük ve kitabın da gerçek bir geyşanın deyişlerinden yola çıkılarak yazıldığını biliyoruz. Bu noktada filmin anlatımı devreye giriyor söz konusu durumla alakalı olarak. Ve eminim ki Rob Marshall’ın seyirciye yansıtmak istediği şey Japonların mağduriyetinden çok Amerikalıların galibiyetinin getirileriydi.

Bu filmdeki işiyle Oscar heykelciğini kucaklayan Dion Beebe’nin gözüyle ekrana yansıyan görüntüler tek kelime ile takdire şayan. Kamera kullanımı filmi izleme zevkini o kadar katlıyor ki yönetmenin anlatımındaki pürüzlere dikkat etmeme durumları dahi ortaya çıkabiliyor. Görüntü yönetimindeki iddia ve başarıyı ise müzikler destekliyor. Oscar ödülleri ve Hollywood’un (genel manada ve şahsi düşünceme göre) yaşayan en büyük ismi olan John Williams tarafından bestelenen müzikler Uzakdoğu kültürü ile batı ezgilerini sentezlerken seyirciye muhteşem bir konser veriyor. John Williams’ın bu filmdeki müzikleri ile Altın Küre ödülünü kucakladığını da belirtelim.

Teknik ve sanatsal açılardan bakıldığında da filmde tatmin edici bir çizgi olduğunu görüyoruz. Memoirs of a Geisha’nın sunduğu rengarenk görselliğin sebeplerinden biri olan kostümler, yine Uzakdoğu kültürünün ve kumaşlarının (gülüşmeler) etkisiyle oldukça başarılı duruyor. Filmin kostüm tasarımcısı ise 3 Oscarlı (ki birini bu filmle kazandı) Hollywood’un en ünlü tasarımcılarından olan Colleen Atwood. Kostümleri makyajlar, yapım tasarımları ve set dekorları tamamlıyor. Filmin kazandığı bir diğer Oscar da zaten sanat yönetimi kategorisindeydi.

Oldukça geniş bir oyuncu kadrosuna sahip olan Memoirs of a Geisha’da başrol Sayuri’yi canlandıran Ziyi Zhang’in vasatın biraz üstündeki performansından ziyade Mameha rolüyle karşımıza çıkan Michelle Yeoh ve Hatsumomo karakterine hayat veren Li Gong’un performansları takdiri hak ediyor. Genel anlamda ise tatmin edici bir oyuncu ekibi performansı izlediğimizi söyleyebilirim.

Senaryoda hoşuma gitmeyen bir takım yönleri ve özellikle teknik anlamdaki başarısıyla göze batan, senelerdir içinde bulunduğum merakı giderirken genel olarak beni tatmin etmeyi başaran bir film oldu Memoirs of a Geisha. Künyesine bakarken Akademi’nin hakkında doğru kararlar verdiği yapımlardan biri olduğunu düşünsem de eminim ki bu filmi Japon sinemasından izleseydik karşımızda bir başyapıt olurdu. Hollywood versiyonu için diyebileceğimiz tek şey ise standartların üstünde ve izlemesi keyif veren bir film olmasından ibaret.

“Kaderimizin peşinde koşmak için geyşa olmadık. Geyşa olduk. Çünkü, seçme şansımız yoktu.”

Diğer yazıları Burak Hazine

The Fault In Our Stars (2014) Aynı Yıldızın Altında

John Green’in aynı isimli gençlik romanından Josh Boone yönetiminde beyazperdeye uyarlanan Aynı...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir