The Dark Knight Rises (2012) Kara Şövalye Yükseliyor

Tim Burton’ın fantastik yorumu ve Joel Schumacher’in bir nevi çırpınışlarının ardından Batman çizgi romanından çok farklı ve kendi üslubunca çok özgün bir dünya yaratan Christopher Nolan’ın kara şövalye macerası Kara Şövalye Yükseliyor ile son buluyor. 2005 yılında büyük sükse yapan Batman Begins’in ardından üçlemenin hiç şüphesiz en iyi filmi olan The Dark Knight ile sinema seyircisini bir hayli memnun eden yönetmen, bu son film ile çıtasını daha da yükselterek seriye yakışır bir zirve yapıyor.

Burton’ın Batman uyarlamalarındaki karanlık ve rahatsız edici atmosferi alıp kendince şekillendiren, üstüne fazlasını koyan ve mevzuya çok daha farklı bir perspektiften bakan bir Batman macerası ortaya koyan Nolan’ın kıvrak zekasına bir kez daha şahit oluyoruz filmde. Jonathan Nolan ile kaleme aldığı senaryosu, karakterleri ve öykü kurgusu itibariyle kusursuz işlese de hem diyaloglar yetersiz, hem olay örgüsü kopuk, hem de The Dark Knight’taki felsefi yaklaşımdan bu sefer uzak durmuş kendisi. Filmin adına yaraşır şekilde gerilimi daha güçlü, aksiyonu daha bol bir film yapmış ve yerlerde sürünürken eline aldığı bu hikayeyi zirveye taşıdıktan sonra veda etmiş. Fakat seyircisini memnun edememe ihtimalini düşündüğüm bir duygu patlaması var filmde. Özellikle ilk yarıda dram dozu diğer Batman filmlerine göre daha yüksek tutulmuş. Belki de son film olduğu için böyle bir tercih yapmıştır Nolan, emin değilim. Öte yandan çizdiği Gotham motifi sebebiyle de beklenenleri karşılayamamışa benziyor kendisi. Burton’ın daha iyi çizdiğini düşündüğüm Gotham’ı, 11 Eylül saldırıları sonrası New York’tan farksız bir şekilde yansıtıyor. İlk iki filmde yakaladığı kısmen güçlü Gotham tasvirini, bu son filmde kaybediyor. Varlıklı insanların hakimiyetindeki şehre gelip ezilmişlerin ve haksızlığa uğramışların, fakirlerin; yani halkın gücünü onlara vermeye çalışan Bane’in hareketlerini bir terör olayı gibi göstermesi de senaryonun en büyük kayıplarından biri.

The Dark Knight’ın öyküsünün bittiği andan sekiz yıl sonrasını anlatan Kara Şövalye Yükseliyor, artık süper kahramanlık işlerinden elini ayağını çekmiş ve gerçek kimliği ile de göz önünde bulunmayan bir Bruce Wayne’i anlatıyor. Bir yandan geçmişe dair küçük fakat önemli yalanlarla yüzleşmeye çalışan Wayne, diğer yandan Gotham şehrinde terör estirmeye başlayan Bane’e karşı koymak zorunda kalıyor. Adeta küllerinden doğan Batman’e, bu macerasında Catwoman da eşlik ediyor.

Batman’in en büyük düşmanı diyebileceğimiz Joker’e kıyasla daha acımasız ve hırsına yenik düşmüş bir düşman var karşımızda bu sefer. Joker’in kendine hayran bırakan kurnaz zekası ve oyunlarının yerini daha bencil ve saf bir kötüye; Bane’e bıraktığını görüyoruz. Joker için kaos demek doğru olursa, Bane için acı demek daha doğru olur. Haliyle bu saf kötülüğün etkisinde kaygıdan nispeten daha uzak bir aksiyon – gerilim filmi izliyoruz. Fakat diyeceğim o ki, Bane gerçekten acımasız. Her bir Nolan filminin olmazsa olmazı harikulade kurgu sayesinde karakterin geçmişine dair yaptığımız yolculuklar, onun niçin bu durumda olduğunu da olabildiğince açık ve mantığa uygun şekilde sergiliyor.

Her işinde profesyonel ve yıldız oyuncularla çalışmayı kendine amaç edinmiş gibi gözüken yönetmen, Kara Şövalye Yükseliyor’da bugüne kadarki en iyi kadrolardan birini toplamış desek yalan olmaz sanırım. Bane karakterindeki Tom Hardy’nin performansı ister istemez Joker Heath Ledger ile kıyaslanmaya mahkum olsa da objektif bir şekilde bakarsak Hardy’nin iyi bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. Yine de maskesi gereği mimiklerini pek göremiyoruz belki; fakat filmin sonlarına doğru gördüğümüz o bir çift göz, genç oyuncunun beklenenden fazlasını verdiğini ispatlıyor kanımca. Batman serisinin kemik kadrosu Christian Bale, Michael Caine, Gary Oldman ve diğerleri yine filme uygun olarak tartışmaya pek açık olmayan işler çıkarırken eleştirmenler tarafından pek de olumlu karşılanmayan kedi kadınımız Anne Hathaway’in performansını kayda değer bulduğumu belirtmem gerekir. Prenseslikten sıyrılıp adeta bir evrim geçirmiş ve Cat Woman’a olgunlukla hayat vermiş kendisi.

Hans Zimmer’ın tüyleri diken diken eden besteleri eşliğinde (ki yalnızca bu müzikler için ayrı bir yazı kaleme alınabilir) geçen iki buçuk saatin sonunda Nolan, bu filmin kendine ait olduğunu kanıtlarcasına bir kez daha sivri zekasını kullanıyor ve seyircinin hiç beklemediği bir sürprizle yedi yıllık bu efsanevi macerayı sonlandırıyor. Hiç şüphe yok ki Schumacher’in elinden aldığı yıkık dökük bir masalı, tüyleri diken diken eden ve izleyeni ekran başına kilitleyen gerçekçi bir gerilim öyküsüne dönüştürmeyi başaran Nolan’ın ardından bu seriye el atacak ismi ciddi sorunlar bekliyor. Kim bilir, belki de en güzeli efsaneyi burada, tam layık olduğu şekilde ve kıvamda bırakmaktır.

Diğer yazıları Burak Hazine

Mr. X (Leos Carax) Fragman

Yönetmen: Tessa Louise-Salomé Katılımcılar: Denis Lavant, Eva Mendes, Kylie Minogue, Harmony Korine, Kiyoshi Kurosawa
Devamı

1 Comment

  • dark knight10/10 sa bu da 9/10 ,bır oncekı fılmın bıraz altında kaldı maalesef , bu da muhtemelen dark knıghtın cıtayı cok yuksege koyması ve beklentılerın artması sebebıyle, kaos ortamı bu fılmde de mukemmel yansıtılıyor sehırdekı o gerılımı caresızlıgı hıssedebılıyoruz, sadece sonu bıraz yavan mı olmustu sankı ne

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir