El perro (2004) Köpek Bombon

Arjantin’in yükselen yıldızı Carlos Sorin, Historias mínimas ile edindiği şöhreti aynı o filmdeki gibi yine Patagonya’nın çöllerinde geçen El perro ile sürdürüyor. Bu filmi ile San Sebastian Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü kazanan Sorin, önceki filminde olduğu gibi kurgudan ve teknolojinin sinemaya kattıklarından tamamen kaçınarak saf ve gündelik yaşamdan bir parça niteliğinde olan hoş bir yol filmi sunuyor seyircilerine.

Historias mínimas’ta olduğu gibi profesyonel oyunculardan kaçınan ve deneyimsiz insanlarla çalışıp onların yaşantılarını filmine alan Sorin, El perro’da Juan Villegas isimli (nam-ı diğer Coco) yaşlı bir adamın işsizlikle verdiği mücadele sırasında tesadüfen edindiği bir köpek ile yarışmalara katılmasını konu ediniyor. Coco, bir yandan el emeği göz nuru, kendi yapımı olan bıçakları satmaya çalışırken bir yandan da iş arayan bir tamircidir. Bir gün Patagonya’nın ıssız çöllerinden birinde ilerlerken arabası bozulmuş bir kadına rastlar ve ona yardım eder. Kadının annesi de yardımları karşılığında Coco’ya oldukça güzel ve soyu asil bir köpek hediye eder. Bankayı ziyareti sırasında bu köpeği gören bir adam sayesinde köpeğini çeşitli yarışmalara sokarak para kazanabileceğini öğrenen Coco bu işin peşinden gidecektir.

Önceki filminden farklı olarak bu sefer senaryoyu tek başına kaleme almayan Carlos Sorin, yine de öykünün fikir babası olarak yönetmenlik koltuğunda olduğu kadar önemli bir rol üstleniyor. Historias mínimas’ta nasıl ki film boyunca bir olumsuzluk, bir kötülük yahut kötü bir karakter arayıp da bulamadıysak El perro’da da aynı durumla karşı karşıyayız. Lakin Sorin, bu sefer Patagonya’nın cennet çöllerinden ziyade daha birey odaklı bir hikaye ortaya koymuş. Asıl karakterimiz yine yolculuğu sırasında pek çok insanla karşılaşıyor ve bu insanların her biri ona karşı en ufak bir kötü niyet beslemiyor. Film başında bıçak satmaya çalıştığı işçilerden, hiçbir şeyden memnun kalmayan kızından, sorumsuz damadından, banka müdürü olan adamdan, Coco’nun köpeğine eğitmenlik yapan Walter karakterinden ve diğer pek çok yan karakterden her an bir terslik yapacaklarmışçasına endişelensek de Sorin bir kez daha buna izin vermiyor ve bölge insanının sempatik yönlerini ortaya çıkarıyor. Coco karakteri zaten bu konuda başlı başına bir tipleme zira filmin başından sonuna kadar, ne yaşarsa yaşasın yüzünde garip bir tebessüm var Coco’nun. Bu tebessüm aslında bir zaman sonra samimiyetten uzak gelebiliyor olsa da Juan Villegas’ın aslen bir oyuncu olmadığını anımsadığınızda Sorin’in sinemadaki amacını anlarcasına kabulleniyorsunuz kendisini. Hiç şüphesiz ki Sorin, profesyonel oyunculardan uzak durarak kendine has ve belki de olması gerektiği bir sinema perspektifi sunuyor bize.

Nicolás Sorin tarafından bestelenen filmin müzikleri, aynı Historias mínimas’ta olduğu gibi yönetmenin filmini hazır hale getirmek için kamera dışında yardım aldığı tek şey. 2005 yılında İstanbul Film Festivali’nin kapanış filmi olan El perro hem bu güzel müzikleriyle, hem yönetmenin kendine özgü ve fazlasıyla sempati uyandıran tavrıyla, hem işsizlik meselesine getirdiği basit bakış açısıyla, hem de Türk kahvesi mevzusunu duyduğumuz anda yüzümüze yaydığı tebessümle seyircisine saf bir sinema deneyimi sunuyor. Her ne kadar köpeklerin var oluş amacına yönelik fikir yapısı seyirciyi rahatsız etse de yönetmenin asıl amacının bu konu üzerinden ilerlemediğini bilirseniz Historias mínimas’tan aldığınız zevkin bir benzerini almanız kaçınılmaz olur. Umut fakirin ekmeği derler. İyi seyirler.

Diğer yazıları Burak Hazine

Grand Central (2013) Nükleer Santral

2010 tarihli ilk uzun metraj filmi Belle Epine’de birlikte çalıştığı Léa Seydoux ile...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir