Flight (2012)

Robert Zemeckis’in uzatmalı kankası Tom Hanks ile ilişkilerini seviyeli bir biçimde devam ettirme kararından sonra çektiği animasyon odaklı filmlerden sonra karşımıza çıktığı Flight, Denzel Washington’ın baş (ve neredeyse tek) rolünde oynadığı bağımlılık üzerine bir drama. Uçak pilotu olan Whip Whitaker’ın bir uçağı yere çakılmaktan son anda kurtarması ile başlayan film, daha sonra pilotun alkol ve madde bağımlısı olması üzerine açılan dava üzerinden ilerliyor.

Uçağın düşüşüne kadar geçen ilk yirmi ila otuz dakikada kandaki adrenalin seviyemiz yükselse de zamanla bu değer düşüyor, hatta normalin altına inecek cesareti bile gösteriyor. 140 dakika gibi bir süreyle seyir zevkini baştan aşağıya bozan, seyirciyi yormaktan başka hiçbir işe yaramayan Flight’ta Denzel Washington’ın çok övülen performansı bile bir kaçış yolu sunamıyor. Bugüne kadar bağımlılık temalı çarpıcı filmler izlememiş olsak Zemeckis’in bu filmle sinemaya yeni şeyler kattığını söylerdim fakat Back to the Future serisi üzerine -pek sevmediğim- Forrest Gump gibi efsaneleşmiş yapımlara imza atan bir yönetmenden fazlasını beklemek suç sayılmazdı diye düşünmekteyim. Birbirinden gereksiz karakterleri barındıran filmde yönetmen, uzun süreye rağmen bu karakterlerin içini doldurmaktansa Denzel Washington’ı öne çıkarma derdine düşüyor. Belli ki usta aktöre bir Oscar adaylığı kazandırma derdine düşmüş birileri. Fakat kimse de çıkıp demiyor ki Margaret ve Nicole karakterleri niçin bu kadar önemsiz? Hadi Margaret’i bir kenara koyalım, Nicole gibi bir bağımlı niçin baş kahramanın verdiği mücadelede etkin rol oynamıyor da kendisini filmde pasif ötesi halde görüyoruz? Ağlamaktan başka bir işe yaramayan bu karakteri filmin sonunda birkaç fotoğrafa sıkıştırmayı akıl eden Zemeckis, herhalde bu şekilde seyirciye bazı şeyleri unutmadığının mesajını vermeye çalışmış fakat gözü pek sinemaseverlerin böyle oyunlara kanmayacağını aklından çıkarmış.

Filmin baştan aşağıya Denzel Washington ile donatılmış olduğunu söylemiştim. Hatta Zemeckis’in tek amacı olduğunu düşündüğüm aktöre Oscar adaylığı kazandırma meselesinin de filmi çirkinleştirdiği kanaatindeyim. Sondaki sorgu sahnesindeki yüz mimikleri dışında Washington’dan ne gördük ki oyunculuk namına? Hiçbir şey. Birkaç sene önce Winter’s Bone diye bir film vardı hatırlarsanız. Filmdeki tüm yük Jennifer Lawrence’ın karakteri üzerindeydi. Flight’ta da benzer bir durum var fakat Winter’s Bone’un artısı hem Lawrence’ın senenin en iyi kadın oyuncu performansını sergilediği hem de içi dolu bir senaryosu olduğuydu. Eh, bağımsız bir yapım olması dolayısıyla birçok kaygıdan uzak durduğunu, haliyle daha temiz bir sinema deneyimi sunduğunu da eklemek gerekir o filmin. Flight’ın yenilikçi olmayan, uzun tutulmak için gereksiz ve içi boş ayrıntılarla donatılmış senaryosu da bir şey katmadığına göre filme dair elimizde pek bir şey kalmıyor. Sonlara doğru artan duygu sömürüsünü de işin içine katmak gerekir elbette.

Yine de yazının başında dediğim gibi başlardaki düşüş sekansı olmasa asla kurtulamayacak bir film Flight. Zemeckis’in daha yenilikçi işlere yönelmesi gerektiğini gösteriyor bizlere. Denzel Washington’ın ise filmin tüm yükünü sırtında taşıdığı için bu kadar ön plana çıktığını anlamamak için ahmak olmak gerekir -eh, bu sene bir iki tanesi dışında Hollywood’da güçlü erkek oyuncu performansı izlemediğimizi de hesaba katarsak Washington’ın önü oldukça açık gözüküyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Skoonheid (Beauty – 2011) Güzellik

Geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali’nde Eşcinsel Palmiye (Queer Palm) ödülünü kazanan, ödülden...
Devamı

3 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir