Barbara (2012)

Yeni Alman sinemasının adından en çok söz ettiren yönetmenlerinden biri Christian Petzold. Yaptığı filmlerde estirdiği yönetmenlik rüzgarı ile çok kısa sürede dünya çapında hatırı sayılır bir konuma geldi. Daha önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı belgeselci Harun Foracki ve oyuncu Nina Ross ile yeniden bir araya geldiği Barbara’da ise yeteneklerini sergilemeye devam ediyor kendisi. Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinden önce, suçunun ne olduğunu bilmediğimiz ve öğrenemediğimiz doktor Barbara, bir taşra kasabasında görev yapmaya zorlanmıştır. Bir yandan sevgilisiyle Doğu Almanya’dan gizlice kaçma planları yapmakta, diğer yandan polisin sıkı gözetimi altında ince bir ip üzerinde şüpheli bir yaşam mücadelesi vermektedir. Yeni göreve başladığı hastanede kendisine ilgi gösteren başhekim Andre’ye karşı da gün geçtikçe ısınan Barbara en sonunda taşrada kalmak ya da tüm bu işkenceden kaçmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Birleşme öncesi Alman insanını anlatan sinema eserleri, haliyle bir Alman sineması ürünü oldukları için, genelde tarafsız olmaktan çekinir. Komünizmin etkisi altındaki Doğu Almanya’yı olabildiğine (koyu) gri göstermeye çalışan sinemacılar, kendilerine savunma hakkı yaratabilmek adına da Batı’nın politikalarına ya da Batı insanının sosyokültürel yapılanmasına küçük dokundurmalar yapmaktan kaçınmazlar. Buna en basit örnek hiç şüphesiz herkesin bir şekilde izlediği ya da duyduğu “Goodbye Lenin!”dir. Aynı dönemlere göz atan Barbara’da ise Petzold’un böylesi bir dertle yanıp tutuştuğunu söylemek gerçekten zor. Yönetmen doğunun tutuculuğu ile batının liberal dünyası eleştirisini ikinci plana atarak odağına yalnızca bir kadının insaniyetini almayı tercih ediyor. Filmin isminin seçiminde de Petzold’un bu amacına uygunluğu görüyoruz zaten; en azından Elveda Lenin gibi politik alt tabanlı bir dramatizasyon örneği sunmadığını en baştan söylüyor. Barbara’nın niçin göz altına alındığını, neden taşraya sürüldüğünü de ayrıntılı olarak anlatma gereği duymamasının altında bu sebebin yattığını söylemek yanlış olmaz.

Görevini iyi yapan ve hastaya, daha doğrusu insana yaklaşımıyla yeni geldiği çevredekilerden ayrı bir noktada duruyor Barbara. Aslında tam bu noktada, ister istemez, üstü kapalı bir şekilde Doğu ve Batı eleştirisi yapıldığını söylemek mümkün olabilir. Belki fazla paranoyakça gelecektir fakat filmde bazı sahnelerde özellikle dikkatleri çekiyor bu durum. Her ne kadar Barbara kendisini duygusuz bir insan olarak tanımlasa da bir parçası olmak istemediği Doğu’nun insanlarıyla kıyaslanınca daha üstün gösterilmeye çalışılmış gibi. Öte yandan Doğu’nun imgelerinden Andre karakteri ise Barbara’nın verdiği bu fikri nötralize etmek için şekillendirilmiş gibi gözüküyor.

Kalabalık bir oyuncu kadrosuna sahip olmasa da Barbara, iki ana karaktere hayat veren Nina Hoss ve Ronald Zehrfeld’in performanslarıyla seyircisini fazlasıyla memnun etmenin garantisini veriyor. Petzold’un derin fakat dikkat dağıtmayan anlatımı ve incelikli senaryosuyla birlikte Avrupa sinemasının 2012 sezonunda ortaya koyduğu en nadide eserlerden biri. Berlinale En İyi Yönetmen Gümüş Ayı ödüllü bu filmde Barbara’nın yaşadıklarına dahil olmak ve seçimlerini bizzat görmek için 100 dakikanızı ayırmak yeterli.

Diğer yazıları Burak Hazine

Vecide (Wadjda)

Adı sanı ilk duyulduğu andan itibaren tartışmalara yol açan, ülkemizde mayıs ayında...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir