Laurence Anyways (2012)

Oyunculuk kökenli yeni nesil yönetmenlerden olan Kanadalı Xavier Dolan, henüz yirmi yaşındayken kameranın öteki tarafına geçmeye karar verip J’ai tué ma mère’i çekmiş ve sinema izleyicisini şaşkına çevirmişti. Kısmi anlamda kendi eşcinsel yaşantısını ve annesiyle bu durum üzerine ortaya çıkan sorunlarını anlattığı filmi hem eleştirmenlerce beğenilmiş, hem de ödül avcısı sıfatıyla bir süre adından sıkça söz ettirmişti. Eşcinsel sinemasının bu yeni yüzü, daha sonra Les amour imaginaires ile kendi sinema stilini oturtma yolunda önemli bir adım atmıştı. 2012 tarihli Laurence Anyways ise Dolan’ın artık kendi tarzını benimsemiş ve bunlardan taviz vermeye pek sıcak bakmayan bir yönetmen olduğunu kanıtlar nitelikte.

Otuzuncu yaş gününde hayat arkadaşı Fred’e (Suzanne Clement) içinde bir kadın yattığını ve ruhunun özüne engel olamadığını açıklayan Laurence’un (Melvil Poupaud) öyküsünü izliyoruz bu filmde. On yıl gibi uzun bir süreci kadrajına alan Dolan, aralarında beş yıl olan üç dönem üzerinden Laurence’ın yaşantısını ve değişimini anlatıyor. Fred ile olan mutlu birlikteliği bir anda tepetaklak olsa da, üstüne annesi tarafından başta kabul görmeyip daha sonra aralarına mesafe konsa da Laurence’ın asıl kimliğini yaşamak istemesi ve bunun için attığı adımlar sırasında karşılaştığı zorluklar, Dolan’ın mizansenleri ve kendine özgü anlatım teknikleriyle, baştan sona özenle seçilmiş harikulade şarkılar ve müzikler eşliğinde seyirciye sunuluyor. Öğretmenlik yaptığı okuldan, o zamanların psikiyatri kriterleri gereği travesti olmanın psikolojik rahatsızlık sayılması üzerine atılan Laurence’ın bir barda dayak da yemesi bir nevi eşcinsel sinemasının ezileni ve ötekileştirileni acındırma metotlarından biri olurken öte yandan çok da uzak olmadığımız bir yaşam standart çizgisinin toplum tarafından olağan görülmeyenlerce dayatılan zorluklarına gerçekçi bir bakış açısı sunuyor. Daha sonraları kendisi gibi olanlarla tanışan, zaman içinde de Fred’den koparak başka bir hayat yaşayan, bir şiir kitabı da yazan Laurence’ın değişimine onunla birlikte tanık olan seyirci, bunların yanında bedenden bağımsız ve tamamen ruhun derinliklerinde tomurcuklanmış bir aşkın kısmi çöküntülerini izliyor. İki aşığın hayatlarına giren diğer insanlar, onlara ihtiyaç duydukları sevgi ve mutluluğu veremezken Fred ve Laurence’ın seneler sonra yeniden bir araya gelmesi sonrasında birbirlerinden kaçmaları da muhtemelen aşklarının daha fazla körelmesinden korktukları için zorunlu bir kaçış niteliği taşıyor.

Tek bir zaman çizgisi üzerinden gitmese de Laurence’ın daha sonra yazmış olacağı otobiyografik eserinden dinliyor ve izliyoruz filmi. Dolan, tüm hikayenin başlangıcını ise filminin en sonuna koymayı seçerek seyircisini daha derinden vurmayı hedefliyor. Başta bu olmak üzere eşcinsel sinemasının bir takım diğer klişelerinden de faydalanan Dolan’ın önceki filmleri ne kadar özgün gibi dursa da eşcinsel sinemasına bir nevi tecavüz ediyor. Altını dolduramayacağım fakat zihnimden de çıkaramadığım bir şekilde genç yaşının ve post-modern dünyanın eşcinseller üzerinde oluşturduğu farklı atmosferin etkisiyle kendisinin böylesi (zaman zaman rahatsız eden) adımlar attığına inanıyorum. Laurence Anyways’in iki buçuk saatten daha fazla sürmesi de onun henüz tam olarak kıvamına erişemediğini gösteriyor olabilir. Üç filminde de süre artışına giden yönetmen, muhtemelen hikayesini daha ayrıntılı anlattığını sanıyor fakat seyircisini sıkmak bir yana kendiyle özdeşleştirmeye çalıştığı imgeleri filmine yedirmek adına senaryosunu zayıflatıyor. Yine de genç sinemacının diyalog yazmadaki başarısını göz ardı etmemek gerekir.

Üç farklı kadın tanımı ve tiplemesine hayat veren film oyuncuları Melvil Poupaud, Suzanne Clement ve Nathalie Baye performanslarıyla Laurence Anyways’in zenginleşmesine katkıda bulunurken Dolan’ın da parmağının olduğu kostümler ve dekorlar seyir zevkini arttırıyor. Önceki iki filminde çalıştığı görüntü yönetmeniyle de yollarını ayırdığı için seyrederken daha farklı bir açıdan Dolan’a baktığınızı fark ediyorsunuz. Yine de hafızalara kazınmak için araya sıkıştırılmış Suzanne Clement’li dans sahnesini görmezden gelmek olmaz. Aşkın toplum ve beden dinlemeyen, ruha sıkışmış ve orada kalmaya mahkum olduğunu anlatmaya çalışan Laurence Anyways, genel anlamda seyircisini tatmin eden fakat bir takım gerekçelerle yorucu olan bir film. Yine de şans vermek kişiden bir şeyleri alıp götürmez, aksine katabilir.

Diğer yazıları Burak Hazine

I Give It a Year (2013) Bu Aşk Fazla Sürmez

Hollywood tarihinin en ünlü hiciv komedilerinden olan Borat’ın senarist ekibiyle birlikte Oscar’a...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir