Oscar Rehberi 2013: Kurgu & Sinematografi

Önceki yazı: Yabancı Dilde En İyi Film

En İyi Kurgu

Pek çok film anlatı sırası takip edilerek çekilmez. Çekim süresince parçaların filmin en son izleneceği şekilde birleştirilmesi görevi kurgucunun işidir. Kurgucu bir önceki gün kaydedilmiş görüntüleri yönetmen ile tartışır. Çekilen görüntüler video bandına aktarılır ya da düzenleme ve seçme sırasında kolayca çalışılabilmek için dijital formata çevrilir. Bu noktada yapılan düzenlemeye montaj denir. Kurgunun geri kalan kısmı post-prodüksiyon sırasında yapılır.

Çekimlerin düzenlenmesi ve son halini alması için film kurgucusu çeşitli kurgu aşamalarını yürütür. Öncelikle tüm farklı bölümlerin montajını temizleyerek, filmin tamamının kurgulandığı ilk baskı olan kaba kurguyu elde etmek için yönetmenle birlikte çalışır. Bu çalışma filmin müziklerini de içerir. Ancak tek tek çekimlerin nasıl olacağı kesin olarak belirlenmez. Filmde yönetmenin bakışının hakim olduğu bu versiyona yönetmenin kurgusu denir. Post-prodüksiyon süresince görüntü yönetmeni ve yönetmen ilk baskının zamanlamasını denetlemek için beraber çalışırlar. Yoğunluk ve renk dengesinin düzenlenmesi bu aşamada yapılır. Kurgusu sürekli yönetmene danışarak görsel efektlerin de aktarıldığı ince kurguyu yapar. Böylece film yönetmen, kurgucu ve yapımcının önceden kararlaştırdığı uzunluğa getirilir.

Film yapımının ilk yüzyılında kurgu fiziksel olarak filmlerin kesilmesi ve film makarasının kurgu sırasına uyularak yeniden bir araya getirilmesi demekti. Bugün ise kurgu video ve dijital teknoloji ile elektronik olarak yapılıyor. Filmler video bandına ve dijital formatlara transfer ediliyor ve bilgisayar tarafından kodlanıyor; böylece kurgucu filmi ekranda kurgulayabiliyor. İnce kurgunun rehberliğinde orijinal negatifler kesiliyor.

En iyi film Oscar ödülünün en büyük destekçisi olan en iyi kurgu ödülü, bu özelliği bakımından senelerdir Akademi Ödülleri’nde önemli bir yer edinmiş durumda. 1981 yılından beri en iyi film Oscar ödülünü kazanan her yapım aynı zamanda en iyi kurgu kategorisinde de adaylık sahibiydi. Ayrıca o günden bu güne en iyi film ödülünü kazanan filmlerin yaklaşık üçte ikisi en iyi kurgu ödülünü de kucakladı. Bu kategorideki adaylar Akademi’nin kurgu dalındaki üyeleri tarafından belirleniyor (2008 yılında bu branşta toplam 233 üye vardı). Her bir üye, en fazla 5 tane olmak üzere seçimlerini bildiriyor ve en fazla oy alan toplamda 5 film aday olarak açıklanıyor. BAFTA’nın aksine Akademi Ödülleri’nde kurgu kategorisindeki kazananı sadece editörlerin değil, tüm üyelerin oyları belirliyor.

Bu kategoride Oscar ödülü rekoru 7 adaylık ve 3 zafer ile Michael Kahn ve Thelma Schoonmaker’a ait. Daniel Mandell ve Ralph Dawson’ın da üçer Oscar’ı bulunuyor ama adaylık sayıları Schoonmaker ve Kahn’ınki kadar değil. 7 adaylığı bulunan diğer editörler ise Barbara McLean ve William H. Reynolds. Gerry Hambling ve Frederic Knudtson ise altı kez aday olduğu halde Oscar heykelciğini hiçbir zaman kucaklayamamış isimler olarak karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz iki senede ise Angus Wall ve Kirk Baxter, David Fincher filmleri olan The Social Network ve The Girl with the Dragon Tattoo ile üst üste bu ödüle layık görüldü. Bu senenin adayları şu şekilde:

Argo (William Goldenberg)

Life of Pi (Tim Squyres)

Lincoln (Michael Kahn)

Silver Linings Playbook (Jay Cassidy & Crispin Struthers)

Zero Dark Thirty (William Goldenberg & Dylan Tichenor)

Amerikan Editörler Birliği tarafından dağıtılan Eddie Ödülleri, Akademi Ödülleri’nin kurgu kategorisindeki adaylarla büyük oranda tutarlılık gösterse de Oscar’lar söz konusu olduğunda oy verenlerin mantığı az çok bellidir: En iyi film ödülüne layık görülen yapım kurgu ödülünü de hak ediyordur. Aslında bunun altında çok basit bir mantık yatıyor: Diğer kategorilerin aksine kurgu, bir filmi izlerken herhangi birinin dikkatini çok da kolay çekebilen teknik bir öge değildir. Aday olan her bir filmin montajı bir diğeri kadar iyi olduğu için üyeler de en iyi film için oy verdiği yapıma kurgu ödülünü de vermekte çekince göstermezler. Fakat bu durumun aksi şeyler gördüğümüz de oldu. En yakını geçtiğimiz sene The Girl with the Dragon Tattoo’da yaşandı bildiğiniz üzere. Filmin en iyi kadın oyuncu dışındaki en önemli adaylığı bu kategorideydi, üstelik editörler bir önceki sene de kurgu Oscar’ını kucaklamıştı. Fakat filmin montajı o kadar dikkat çekmiş olacak ki oldukça nadir rastlanabilecek bir şekilde altın heykelcik bir kez daha Wall ve Baxter ikilisine gitti. Eddie Ödülleri’ne döndüğümüzde ise bu seneki adaylara baktığımızda Oscar listesine kıyasla tek farkın Silver Linings Playbook olduğunu görüyoruz. Editörler Birliği David O. Russell’ın filmi yerine Sam Mendes imzalı senenin en güçlü aksiyon macera yapımlarından olan Skyfall’u aday göstermeyi tercih etti. Aslında biraz düşününce Eddie listesinin daha mantığa ve tekniğe uygun olduğunu söylemek mümkün; zira Silver Linings Playbook’un kurgu adaylığı tartışmaya oldukça açık.

Montajları itibariyle dikkat çeken iki gerilim aksiyon filmi olan Argo ve Zero Dark Thirty ile aday olma başarısını gösteren William Goldenberg, daha önce de iki kez Oscar’a aday olmuştu. Argo’nun seyirciyi ayık tutma bağlamındaki en önemli ögesi olan harikulade kurgusu ile Zero Dark Thirty’deki şahsen vasat üstü bulduğum işiyle listeye dahil olması, Goldenberg’e gelecek olan oyların bölünmesine sebep olabilir. Spielberg filmlerinin vazgeçilmez teknik elemanlarından Michael Kahn ise bu senenin adayları arasında en deneyimli ve usta isim. Daha önce 7 kez Oscar’a aday olan ve 3 kez de (Raiders of the Lost Ark, Schindler’s List, Saving Private Ryan) ödülü kucaklayan Kahn, Lincoln‘da muazzam bir iş çıkarmış olmasına rağmen dördüncü Oscar’ı için biraz daha bekleyecek gibi gözüküyor. Öte yandan Ang Lee’nin uzatmalı dostu Tim Squyres ise teknik yönleri itibariyle yılın en güçlü yapımları arasında yer alan ve birden fazla Oscar’ı kucaklaması beklenen Life of Pi ile aday. Kendisi daha önce bir başka Lee filmi olan Crouching Tiger Hidden Dragon ile de Oscar’a aday olmuştu. Silver Linings Playbook‘un ikilisinden Cassidy ise pek sevilen Into the Wild ile Oscar listesinde boy göstermişti.

Goldenberg’in sezon boyunca gerek Argo gerekse Zero Dark Thirty ile tüm ödülleri topladığı, son olarak Argo’daki işiyle BAFTA ödülünü de kucakladığını biliyoruz. Eddie’nin sahibi kim olur henüz bilmiyoruz (muhtemelen Goldenberg olacaktır) fakat Argo’nun Oscar yarışını önde götürdüğünü bildiğimizden, Akademi’nin de en iyi film ödülünü verdikleri bir yapımı tek ödülle göndermeyeceklerinden emin olduğumuzdan ötürü:

Kazanacak: Argo

Kazanabilir: Zero Dark Thirty

Kazanmalı: Argo (Burak), Zero Dark Thirty (Zeynep)

Aday olmalıydı: Skyfall



En İyi Görüntü Yönetimi (Sinematografi)

Sinemada bir filmin ışıklandırılması ve fotoğraflanmasına sinematografi yani görüntü yönetmenliği denir ve bu iş, sinematograf olarak da bilinen prodüksiyon yönetmeninin (DP) görevidir. Bu yönetmenler ışığın nasıl olacağından ve kameraların nereden çekim yapacağından sorumlu olsalar bile kamera kullanmazlar ya da ışığı ayarlamazlar. Onun yerine tüm bu işler onların denetimi altındaki sinematografi ekibi tarafından yapılır. Kamera operatörü kamerayı kullanır, elektrik ekibi ise “gaffer”in ya da baş elektrikçinin denetimi altındadır. Filmin tüm aşamalarında, prodüksiyon yönetmeni hem bir işçi hem de bir sanatçıdır. Ham filmler ve baskı süreci, kameralar, lensler, filtreler üzerine birçok farklı teknolojik bilgiyi kullanır; sanatsal duyarlılığından da kameranın yerini ayarlama ve karenin görüntüsünü oluşturmada faydalanır.

Prodüksiyon yönetmeni, hemen hemen her gün, bir gün önce ya da o gün yapılmış çekimlerdeki görüntüleri yönetmenle gözden geçirip tartışarak yönetmenin filmde arzuladığı yaklaşımı garantilemeye çalışır. Amerika Birleşik Devletleri’nde bir takım prodüksiyon yönetmenleri profesyonel bir topluluk olan Amerikalı Sinematograflar Derneği üyeliğine davet edilirler. Bu topluluğa üye olan prodüksiyon yönetmenleri jenerikte isimlerinden sonra gelen “ASC” ibaresi ile anılırlar.

1931 yılından bu yana her bir görüntü yönetmeninin tek bir filmle aday olmaya başladığı en iyi görüntü yönetimi Oscar ödülü, 1939 ve 1967 yılları arasında (1957 hariç) siyah beyaz ve renkli filmlere ayrı ayrı verilmek kaydıyla Akademi Ödülleri’ne dahil oldu. 1967 sonrası bütün filmler tek bir kategori altında değerlendirilmeye başladı. O günden bu yana bu ödülü kazanan tek siyah beyaz film Schindler’s List (1993) oldu. George Folsey, yaşamı boyunca toplamda 13 kez bu ödüle aday olsa da hiçbirini kazanamadan hayata gözlerini yumdu. Yaşayan görüntü yönetmenleri arasında en çok ödüle aday gösterilip de hiçbirini kazanamayan isim bu sene 10. adaylıklığını elde eden Roger Deakins. Şimdiye kadar 18 adaylık elde ederek adaylık rekorunu elinde barındıran isimler Leon Shamroy ve Charles B. Lang, Jr. olurken bu ödülü en çok kazanan isimler ise 4 zafer ile –yine- Leon Shamroy ve Joseph Ruttenberg.

Bu seneki adaylara bakacak olursak;

Anna Karenina (Seamus McGarvey)

Django Unchained (Robert Richardson)

Life of Pi (Claudio Miranda)

Lincoln (Janusz Kaminski)

Skyfall (Roger Deakins)

Joe Wright’ın film anlatımında yeni bir çağ başlatma ihtimali olan son filmi Anna Karenina, adeta masal anlatır gibi bir atmosfere sahip senenin nadir filmlerinden. Çoğu kez tek planda, hareketli kamerayla yaptığı çekimlerle kendine hayran bırakan Seamus McGarvey, daha önce Atonement ile de Oscar’a aday gösterilmişti. Listedeki isimler arasında kendisiyle birlikte Oscar mevzularına pek de aşina olmayan diğer isim Claudio Miranda ise The Curious Case of Benjamin Button ile altın heykelciğe aday olsa da ödülü Slumdog Millionaire ile Anthony Dod Mantle’a kaptırmıştı. Fakat Miranda, her ne kadar Sinematograflar Birliği ödülünü kazanamamış olsa da, Oscar’a en yakın isim olarak kabul ediliyor. Teknik özellikleriyle ön plana çıkan Life of Pi sinematografi kategorisinde sene boyunca verilen neredeyse bütün ödülleri kazanarak büyük bir başarı göstermişti. Özellikle açılış sekansında seyirciye sunduğu masalsı hayvanat bahçesi tasviriyle büyük beğeni kazanan yönetmenin en güçlü rakibi ise bu sene 10’uncu adaylığını elde eden ve her seferinde görmezden gelinmeye devam eden Roger Deakins. Skyfall‘da harikalar yaratan Deakins, Sinematograflar Birliği ödülünü kazandı fakat bu ödülün Oscar’lar ile uyuşma oranının oldukça düşük olduğunu söyleyebiliriz. Yine de biraz olsun insaflı davranmaya ve bir ömürlük başarıyı ödüllendirmeye niyetli olabilecek bir Akademi ile karşı karşıya olabiliriz. Ne de olsa geçen seneki ödüllerde The Tree of Life’taki işi ile Emmanuel Lubezki yerine Robert Richardson’ı (Hugo) onurlandırmışlardı. Bir ihtimal bu sene de seyirciyi şaşırtıp Deakins’i uzun zamandır beklediği ödülüne kavuşturabilirler. Richardson demişken, bu sene 8. kez aday olan ve toplamda 3 kez de (JFK, The Aviator, Hugo) altın heykelciği kucaklayan yönetmen ikinci kez Quentin Tarantino ile çalışma fırsatını yakalayıp bu işlerini Oscar adaylığına dönüştürme başarısını gösteriyor. Spaghetti Western denemesi olan Django Unchained‘de harikalar yaratan Richardson kadar deneyimli son aday ise Janusz Kaminski. Steven Spielberg’in filmlerinde vazgeçmediği yönetmen, daha önce kazandığı 6 Oscar adaylığından 5’ini Spielberg’in yönettiği filmlerle elde etmişti. Bunlar arasında yer alan Schindler’s List ve Saving Private Ryan ile de ödülü kucaklamıştı. Lincoln‘da sıkça panning (çevrinme) tekniğini kullanan yetenekli sinematograf, Miranda ve Deakins’in varlığında favori olmaktan uzak olsa da çalıştığı filmin 12 dalda aday gösterilmesinden ötürü tahminler ve bahislerde adından biraz olsun söz ettirebiliyor. Sonuç olarak;

Kazanacak: Life of Pi (Claudio Miranda)
Kazanabilir: Skyfall (Roger Deakins)
Kazanmalı: Anna Karenina (Seamus McGarvey)

Aday olmalıydı: The Master (Mihai Malaimare Jr.)

Sırada: En iyi özgün senaryo & en iyi uyarlama senaryo

Diğer yazıları Burak Hazine

Bisiklet Hırsızları (1948)

Sinema her ne kadar sanatın diğer kolları gibi dönemlere ayrılmış olsa da...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir