Wreck-It Ralph (2012)

 

Disney’in animasyon departmanı kendini sinemada bağımsız olarak göstermeye başlayalı çok olmadı. Şunun şurasında beş yıllık bir geçmişe sahip olan yapım şirketi geçtiğimiz yıllarda The Princess and the Frog ile nostaljik animasyonu yeniden seyirciye sunma gibi şahsi kanaatimce güzel bir karar almış, daha sonra sinemaya yeniden uyarladığı Rapunzel masalı Tangled ile de ileride daha iyi işler yapabileceğinin sinyallerini vermişti. Bu iki filmin yanında bir de Bolt ile Oscar’a aday olan Disney animasyon departmanının henüz uzun metraj animasyonda Oscar ödülü olmasa da bu sene hem Wreck-It Ralph ile hem de kısa metraj animasyon dalında The Paperman ile iki Oscar ödülünü birden kucaklamaya hazırlanıyor. The Paperman’in aldığı bol olumlu eleştirileri bir kenara bırakıp bu yazımın asıl konusu olan Wreck-It Ralph’e geçelim.

Bu sene içinde Hollywood menşeili izlediğimiz diğer animasyonlara kıyasla daha özgün bir iş olduğuna inandığım film, kendini gamer olarak nitelendiren video, konsol ve bilgisayar oyun hayranları için arkalarına yaslanıp tadını çıkaracakları bir animasyon olmuş. 30’uncu yılını kutlayan Fixed-It Felix oyununun kötü karakteri Ralph, artık kötü olmak istememekte ve iyi karakterlere fazlasıyla özenmektedir. Onları kıskandığı günlerden birinde ancak bir birincilik madalyası olması durumunda aralarına kabul edilebileceğini öğrendiğinde bir aksiyon oyunu olan Hero’s Duty’ye kaçar ve orada madalyasına kavuşur. Fakat başına gelen bir kaza, onu şekerlemeler diyarında geçen ve tabir-i caizse kız oyunu diyebileceğimiz bir araba yarışı oyununun içine hapseder. Burada tanıştığı küçük Vanellope’ye yardım etmek isteyen Ralph, bir yandan kötüleri yenmek diğer yandan da madalyasına kavuşup kötü kimliğinden kurtulmak zorundadır.

Film bugüne kadar oynadığımız birçok oyunda karşımıza çıkan kötü karakterlerin olduğu bir sekansla açılıyor. Daha o andan itibaren 100 dakika boyunca izleyeceğimiz hikayenin ne kadar çekici olabileceğinin farkına varıyoruz aslında; Super Mario’daki kaplumbağa kılıklı kötü ejderha ve Pacman’in hayaleti bile Adsız Alkolikler toplantısını andıran bu buluşmada yer alıyor. Kısaca diyebiliriz ki; geçmişten bugüne, çocukluğumuzda ve şimdilerde oynadığımız oyunların karakterleri, dünyaları ve daha fazlası bu animasyona yedirilmiş. En ufak detayına kadar oyun dünyasına dair incelikleri yer yer hüzün dolu ama genelde eğlenceli ve gülümseten bir atmosferle sunmuş yönetmen Rich Moore. Kendisinin bu ilk uzun metraj animasyon film deneyiminin böylesi özgün ve başarılı olduğunu görünce de gelecekteki projeleri için heyecanlanmadan edemiyoruz elbette.

Diğer yazıları Burak Hazine

Les géants (The Giants – 2011) Devler

Hem 31. İstanbul Film Festivali’nin son seansı hem de benim 40 filmden...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir