Antiviral (2012)

Toronto ve Cannes gibi önemli festivallerde gösterildikten sonra !f İstanbul 2013 kapsamında ülkemize de uğrayan Antiviral, herkesin oldukça yakından tanıdığı Kanadalı sinemacı David Cronenberg’in oğlu Brandon Cronenberg imzası taşıyor. Daha önce çektiği iki kısa metraj film ile baba mesleğine ilk adımlarını atan Brandon, bu ilk uzun metraj deneyiminde bilimkurgu ve gerilim türleri arasında gidip geldiği bir iş ortaya koyuyor.

Gelecekte bir zamanda geçen Antiviral, popüler kültürün artık önüne geçilmeyecek bir hastalık haline geldiği yepyeni bir dünyaya odaklanıyor. Benzetme de bu ya, bu kültürden fazla beslenen insanlar hayran oldukları kişilerin hastalıklarını özel, aynı zamanda yasal olan merkezler aracılığıyla kendi bedenlerine geçiriyor. Bu şekilde ünlüler gibi hissedebiliyor ve onların yaşantılarına bir nevi ortak olduklarına inanıyorlar. Transfer işlemlerini yapan en köklü merkezlerden birinde çalışan Syd ise ünlülerden aldığı kan örneklerini önce kendine enjekte ederek kolay yoldan para kazanma derdinde bir karakter. Bir seferinde herkesin arzuladığı bir ünlünün kanını damarlarına yolladığındaysa ölümcül bir hastalıkla başa çıkması gerektiğini anlaması uzun sürmüyor.

Brandon Cronenberg filmini tanımlarken romantik komedi tabirini uygun gördüğünü söylüyor. Babası gibi sistem eleştirisi yapma yolunda ilerlediğini anladığımız bu film tam da genç sinemacının söylemine uygun bir evren sunuyor. İnsanlar asla ulaşamayacakları kişilere hastalık derecesince aşık olmaya başlıyor. Kendi bedenlerinde o ünlülerden bir parça ya da onlarla birlikte olmuşluk hissinin yaratacağı bir haz (ki şahsi kanaatimce bu noktada filmin alttan alta cinselliğe bir vurgu yaptığı da söylenebilir) istemeleri trajikomediden öte bir durum değil. Popüler kültürün beslendiği damarların zamanla dünyayı ne denli yaşanılmaz kılacak bir noktaya sürüklediğini kendi metotlarıyla gösteren Cronenberg, babasının son filmi Cosmopolis’te yaptığı gibi kapitalizmi eleştirmekten de kaçınmıyor. Üstüne bir de bu yeni para kaynağının yasallığı mevzusunu tartışmaya sunarak seyirciyi ciddi kaygılarla baş başa bırakıyor.

Bir ilk film olmasına rağmen oldukça cesur bir anlatım stili ve öyküyle karşımıza çıkan Brandon’ın sunduğu, yeniyetmeliğinin bir sonucu olduğuna inandığım, muhtemelen manasız bir heyecana kapılarak tuzağa düştüğü bir takım olgular da var. Örneğin filmin sonlarına doğru seyirci dikkatini uyanık tutmakta zorluk çekiyor. Bir çok kez filmi bitirecekmiş gibi yaparak adeta oyun oynayan yönetmen bunun sonucunda da gereğinden fazla uzatılmış bir iş ortaya koyuyor. Yine de elimizde kabul edilebilir bir ilk deneme olduğuna inanıyorum. Ana kahramanımıza hayat veren Caleb Landry Jones’un dikkat çeken performansı, makyaj ve özel efektlerin kullanımı üzerine binen başarılı tınıların senteziyle izlenebilirliği kuvvetlendirilmiş bir gerilim filmi var karşımızda.

Diğer yazıları Burak Hazine

Wadjda Fragmanı

Yönetmen: Haifaa Al-Mansour Oyuncular: Waad Mohammed, Reem Abdullah, Abdullrahman Al Gohani Vizyon Tarihi: Belirsiz
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir