Jîn (2013)

Beş Vakit, Hayat Var ve Kosmos gibi beğenilen filmlerin ardından çizgisini bozmadan, hatta çıtasını yükselterek sinema kariyerine devam eden Reha Erdem, yeni filmi Jin’i Berlin’in ardından !f 2013 kapsamında Türk seyircilerin beğenisine sundu. PKK üyesi gerilla bir genç kızın kamptan kaçma öyküsünü anlatan Jin, yönetmenin eleştiriye pek izin vermeyen anlatımıyla bir nevi yolculuk filmi. Başladığı gibi biten, döngülerle devam eden ve hayatta ne yaparsak yapalım bazı gerçeklerin her zaman karşımıza çıkacağını ve onlardan kaçamayacağımızı gösteren etkileyici bir sanat eseri ile karşı karşıyayız.

Türk-Kürt meselesinin yoğun olarak tartışıldığı ve İmralı ile yapılan görüşmelerin gündeme oturduğu şu son zamanlarda bu filmi yapmasıyla dikkat çeken Erdem, tahmin edilenin aksine Jin’de Türkü ya da Kürdü yüceltmek veya yermek yerine yaşam olgusu üzerine eğilmeyi tercih ediyor. Kimin haklı kimin haksız, kimin cani kimin insaflı olduğu gibi tartışmalara mahal vermeden, bir terörist ya da asker yerine bir kadını odağına alıyor. Hatta öyle ki erkek egemen toplumdan erkeği sıyırarak alıyor, kadın ile erkeği imtihana sokuyor. Doğa tasviriyle dolu olan filmin başlangıcı da en güzel sekanslarından birinden oluşuyor. Suyun, yeşilin ve yaşayanların arasından perdenin geri planında seyirciye bakan bir çift göz, Erdem’in filmindeki kaygısı hakkında daha en baştan çok büyük mesajlar veriyor. Kendi isteğiyle mi yoksa zorunluluktan mı dağa çıktığı bilinmeyen 17 yaşındaki bu tertemiz kızın yoldaşlarını terk ettikten sonra başına gelenler, zaman zaman aşırı doz dramatizasyonun (üç kez tecavüz girişimi gibi) kurbanı olsa da asla sona ermeyen ve kaderin bir cilvesiymiş gibi devr-i daim bir çemberin yabancı olmadığımız bir konu üzerinden yeniden anlatışından ibaret. Eleştirel bir yanı olmayan Jin’in tek derdi savaşın yarattığı yıkımın ucu bucağı olmadığını anlatmak. Filmde Jin’in üzerine yağan bombalar ve yaylım ateşlerinin kaynağının hiçbir zaman gösterilmemesi, ölen ya da yaralananların çatışmalarına hiçbir şekilde tanık olmamamız da Erdem’in filmini işlerken suçlu ve suçsuz kavramlarıyla ilgilenmediğinin açık bir kanıtı. Türk ya da Kürt, erkek ya da kadın, hayvan ya da insan; yaşayan ya da yaşamayan her varlığın sonu gelmeyen bu kurşunlardan bir şekilde etkilendiği mesajını vermeye çalışıyor yönetmen. Yıkımın yalnızca verilen şehitlerden ibaret olmadığının altını çiziyor. Değişen ve değişmeye zorlanan yaşantıların, bozulan dengenin isyanından bahsediyor. Tüm bunları yaparken de odağına yalnızca küçük bir kızı alıyor; yalnızca İzmir’deki ninesine gitme bahanesiyle tüm bu felaketin ortasından kurtulmaya çalışan bir masumu kullanıyor. Onu ne konuşturuyor, ne de sessizlik içine gömülmesine müsaade ediyor. Jin’in haykırışı film boyunca duyulan fakat sessizliğe gömülmüş bir çığlık misali yüzümüze çarpıyor.

Bana Zyvaginstev filmlerini hatırlatan ve Hildur Guðnadóttir tarafından bestelenen muazzam müzikler ile doğanın nimetlerinden sonuna kadar faydalanan bir sinematografinin sentezi, Jin karakterine hayat veren ve filmin neredeyse tüm yükünü omuzlarında taşıyan Deniz Hasgüler’in şapka çıkarılması gereken performansıyla tamamlanıyor. Tüm bunların üstüne bir de sektörün auteur yönetmenlerinden Reha Erdem’in derin ve ustaca bakışı eklenerek ortaya çıkan Jin, kargaşanın ortasından haykırılan bir çığlığın naifliğinden yola çıkarak memleketin en önemli meselesi üzerine yoğunlaşma misyonunu başarıyla yerine getirmiş diyebiliriz.

Diğer yazıları Burak Hazine

Like Someone in Love (2012) Sevmek Gibi

Dünyaya kattığı sinema çehreleri için şükran duyduğumuz İran’ın bugüne kadar tarihe mal...
Devamı

1 Comment

  • Filmi ilk başta (doğuda askerlik yapmış biri olarak) merak ön yargı karışımı bir duyguyla izlemeye başladım; fakat yönetmenin ustalığı ve vermeye çalıştığı mesajda kimseyi suçlamaması ( ateş var ama eden yok ) bir farktı… Mevcut durumun dramatik etkileri üzerinde gerçekçi bir yaklaşım gördüm; sinemanın bir sanat dalı olup, toplumu bilinçlendirmesine nasıl hizmet ettiğinin somut bir örneği ve de oldukça başarılı; tebrikler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir