On the Road (2013) Yolda

Marlen Haushofer’in sinemaya aktarılamaz denen romanı Die Wand’ın Julian Pölsler tarafından ne denli bir ustalıkla uyarlandığına tanık olan bu gözler, şimdi de aynı iddiayla yola çıkan On the Road’un sönüklükle gösteriş arasında gidip gelen ve kendini belli bir kalıba sokamayan uyarlamasına tanık oldu. Övüle övüle bitirelemese de okumadığım kitap, daha önce Motosiklet Günlükleri’nden tanıdığımız yönetmen Walter Salles tarafından beyazperdeye uyarlandı. Romanın severlerini memnun etmiş gibi gözükmesine rağmen On The Road, (uyarlama mevzusunda dahi) sinemanın edebiyattan tamamen ayrı değerlendirilmesi gerektiğine inanan beni pek de memnun etmeyen bir deneme olmuş. Kitaplar ve şiir ile kafayı bozmuş bir grup gencin henüz 20’li yaşlarının başındayken ABD’yi boylu boyunca aşmaları ve seyahatleri sırasında karşılaştıkları pek çok insanla yaşadıkları farklı deneyimlerle hayata dair gerçekleri öğrenmelerini yine şiirsel bir dille anlatmaya çalışan film öyle gözüküyor ki Salles’ın kariyerindeki yükselişe atılacak bir çentik olmaktan biraz uzak.

Kristen Stewart, Kristen Dunst, Amy Adams, Elizabeth Moss gibi ünlü kadın simaların yanında Viggo Mortensen gibi usta aktörler ve Garrett Hedlund, Sam Riley gibi yükselen yıldızları kadrosunda barındıran film, oyuncu performanslarından (inanmayacaksınız ama Stewart dahil) oldukça tatmin edici bir artı kazandığı halde yönetmenin öyküsünü işleyişinde yaşadığı aksaklıklar, noksanlar ve katlanması zor olan uzun süresi dolayısıyla eleştirilmeyi hak ediyor. Zaman kurgusunda seyircinin zorlanabileceği tercihlerin yapılması ve film bittikten sonra “peki şimdi?” gibi bir sorunun hazırda bekletilmesi de cabası. İsminden de anlaşıldığı üzere bir yol filmi olan On the Road, bu özelliği dolayısıyla sonuçsuz bırakılmaya ve kafalarda oluşan soru işaretlerini ve filme dair boşlukları yanıtlama zorunluluğu duyulmamasına müsait bir öykü. O yüzden yönetmenin bu gibi tercihleri üzerinde durmak yerine daha çok boşlukları yaratma, soruları sorma ve derdini anlatma noksanlıkları üzerinde kafa yorulması gerektiğine inanmaktayım. Bu tür filmlerin ikinci bir kere izlenmesi seyircinin tatmin düzeyini değiştirebildiği gibi yönetmenin muhtemel başarısızlığının da kanıtı olabiliyor –o da işin ayrı bir boyutu. Fakat üzerine oturduğu temelden faydalanırcasına her an bitebilecekmiş gibi işlenen bir öykünün böyle uzaması ne yazık ki benim üzerimde pek de olumlu bir etki bırakmış değil. Kitaba dair bir bilgimin olmadığını tekrar belirterek söylemek istiyorum ki, yol filmi dahi olsa (ki bu son yıllarda bazı sinemacıların başvurduğu bir kaçış metodu olmaya başladı) seyirciye tanıtmaktan çekinilmeyen karakterlerin boşlukta sallanması gerekliliğin sorgulanması taraftarıyım. Üstelik bu, pastanın yalnızca bir dilimi. Bir hikayeyi bütün yapan yalnızca karakterlerin işlenişi olsaydı hiç şüphe yok ki bu film için bir çöplük diyebilirdik.

Diğer yazıları Burak Hazine

CDG Adayları

Costume Designers Guild (CDG – Kostüm Tasarımcıları Topluluğu) bu yıl 15. kez...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir