Parada (2011) Yürüyüş

Sırp yönetmen Srdjan Dragojevic’in sinema geçmişi benimle yaşıt olsa da kendisini !f 2013’ün Gökkuşağı Filmleri seçkisinde gösterilen son filmi Parada (Parade – Yürüyüş) sayesinde tanıdım. Balkan coğrafyasından gelen bu eşcinsel sineması örneğinde Dragojevic, hiçbir kesimi kızdırmayacak oldukça ılımlı bir tutumla bol kahkahanın ve onunla birlikte gelen içten hüznün garantisini veriyor. Irkçısından homofobiğine, maçosundan aptal (gibi gözüken) sarışınına kadar çok çeşitli karakterlerini filmine dahil ederek herkese hitap eden bir sentez oluşturuyor. Zaten bu film, dağılmış Yugoslavya’yı sinema çatısı altında birleştirme başarısıyla oldukça ses getirmişti. Parada’yı izleyince de bazen açıkça, bazense sessiz ve derinden şekilde birbirlerine nefret kusan Balkan milletlerinin gerek devlet gerekse dış güçler tarafından birbirlerinden koparıldıkları düşüncesi, paranoyakça da olsa, zihnin bir köşesinde kendine yer ediniyor. Zira bu film işlediği LGBT nefreti meselesinin acısı bir yana, öyle pozitif ve sıcak bir evren garantisi veriyor ki seyirciyi şok eden finaline rağmen salondan mutlu ve gururlu ayrılıyorsunuz.

Parada’nın anlattığı hikaye oldukça trajikomik aslında. Küçük bir LGBT grup, tutucu ve muhafazakar Sırpların onca tehdidine rağmen ülkelerindeki ilk Onur Yürüyüşü’nü düzenlemeye kararlıdır. Çok da yabancı olmadığımız şekilde kimliklerini özgürce yaşayamayan bu topluluk daha önce çok kez benzer girişimlerde de bulunmuş ve her seferinde soluğu hastanede almıştır. Kendini Onur Yürüyüşü’nün gerçekleşmesine adayan Mirko ve onun veteriner sevgilisi Radmilo’nun bu uğurdaki yolları Yugoslav İç Savaşı’nda de yer almış, eskinin ve şimdinin mafyası (tahmin edebileceğiniz gibi aynı zamanda homofobik) Limun ile kesişir. Limun, bu ikiliyle bir anlaşma yapmak zorunda kalır ve anlaşma gereğince de polis tarafından korunma garantisi verilmeyen LGBT’lerin yürüyüşlerinde onları korumaya söz vermiştir. Zıt kutupların bir araya gelmesi ile başlayan öykünün eğlence dolu bir kıvama bürünmesi de çok uzun sürmez.

Dragojevic, filmi Parada’da az önce bahsettiğimin aksine pek çok zıtlığı nötrleştirmeyi başarıyor. Başlangıçta ekrana yansıyan yazılardan anladığımız kadarıyla Hırvatlar, Arnavutlar, Sırplar ve Boşnakların birbirlerini aşağılamak için kullandıkları laflar ve bir de hepsinin insanı aşağılamak için kullandıkları ibne sıfatından dem vurulurken aslında film boyunca yalnızca cinsel kimlik üzerinden bir yol çizilmeyeceğinin de sinyalleri veriliyor. Zıtlıklar ve ironilerden beslenen yönetmen, ölümüne maço olan bir erkeğin eline adeta bir süs köpeği veriyor, üstelik onun sevgilisi olarak da aptal sarışın kıvamlı bir kadın karakter yaratıyor. Alımlı, hırslı ve zevkli bir eşcinsel ile bakımsız ve ürkek bir bear’a uzatmalı ilişki yazıyor. Savaşta birbirlerine karşı savaşmış askerlerden hakiki dostluklar yaratıyor. Tüm bunları yaparken de tek amacının tek bir dünyanın ve tek bir rüyanın varlığını gösterebilmek olduğunu belirtiyor. O rüyanın ise bireylerin kendi yaşantılarını özgürce yaşayabilmeleri olduğuna hiç şüphe yok. Verilen onca kayba rağmen Balkan coğrafyası eninde sonunda bu rüyasını gerçekleştiriyor fakat aralarda parazit yaratanların da hala var olduklarını hepimiz biliyoruz.

Birbirinden başarılı oyuncu performanslarına eklenen tek kelimeyle muazzam bir senaryoya sahip olan Parada, yönetmeninin güçlü ve akıcı, bir o kadar da pür-i pak anlatımı ile seyircisinin kolundan tutarak hiç bitmesini istemedikleri bir arayış öyküsüne davet ediyor. Onca süre attırdığı kahkahaların tek bir vuruşta gözyaşına dönüştürülmesi ise bu filmi güzel kılan; bazıları için gereksiz kabul edilebilecek olsa da şahsi kanaatimce komediyi tamamlayan ve içinde yaşadığımız çirkin dünyanın gerçek yüzünü bir kez daha ortaya çıkaran bir enstantane olarak hafızalarda yer ediniyor. Eh, sonuç olarak bize de (elbette homofobik olmayanlar olarak) Dragojevic’in takipçisi olmaktan başka yapacak bir iş kalmıyor. Yoksa içinde en küçük bir nefret barındıran herkesin bu filmden yüzünde bir tebessümle çıkacağına hiç şüphem yok.

Diğer yazıları Burak Hazine

Carnage (2011) Acımasız Tanrı

2002 yapımı II. Dünya Savaşı dramı The Pianist ile en iyi yönetmen...
Devamı

1 Comment

  • Nikola Kojo nun 2007 yapımı Cetvrti covek filmi izledin mi bilmiyorum, izlemediyseniz tavsiye ederim. bu filmi izlemedim ana kojo’dan doalyı muhakkak izlicem.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir