Rise of the Guardians (2012) Efsane Beşli

Dreamworks’ün en beğendiğim işinin (Shrek’i bir kenara koyarsak) How to Train Your Dragon olduğunu her defasında söylemişimdir. Ondan önce ya da sonra Dragon gibi bir atmosferi yakalayamayan animasyon şirketi; Kung Fu Panda, Puss in Boots ve Megamind gibi akıllara zarar işler yaptıktan sonra Rise of the Guardians ile bir kez daha hedef kitlesi olarak çocukları seçerek yanlış kararlara imza atıyor. Uyku perisi (sandman), diş perisi (tooth fairy), Noel Baba ve Paskalya Tavşanı’ndan oluşan dört kişilik bir muhafız ekibinin yüzyıllardır tüm dünyadaki çocukları korku ve kabuslara karşı korumasının ardından ortaya çıkan Karabasan (boogeyman) felaketine karşı bir araya gelmelerini, başa çıkamamaları üzerine de Jack Frost isimli bizim kültürümüzün pek de aşina olmadığı bir mit karakterinin de yardıma koşmasını izliyoruz Efsane Beşli’de (amma uzun oldu bu cümle).

Aslında Dreamworks’ün iyi yaptığı bir şey var. Pixar’ın karakterlerinde göremediğimiz ve animasyon filmlerde ister istemez aradığımız fantastik ve komik karakterleri filmlerine çok başarılı bir şekilde yedirmeyi başarıyorlar. Çoğu zaman (ya da her zaman) klişe karakter yaratımı yolunu seçmelerinden mütevellit senaristlerinin bazı konularda eksik oldukları göze batsa da pek çoğumuzun kırk yıl düşünmesi durumunda aklına gelmeyeceği şeyleri birbirlerine bağlama yeteneklerini de göz ardı etmemek gerekir. İşte Efsane Beşli’de de karşımıza çıkan tablo aynen bu şekilde. Risk almayı sevmeyen yapım şirketi, Shrek’ten bu yana kullandığı bazı kalıplar ile animasyon yapmaya devam ediyor ve yerinde saymayı da hak ediyor. Zaten bundan ötürü de Shrek ve Wallace & Gromit uyarlamaları dışında Oscar’a kavuşmuş değiller. Efsane Beşli’nin aday dahi olamaması da bu durumda akla ve mantığa fazlasıyla sığıyor.

Filmin hikayesi kulağa basit gelse de az önce bahsettiğim gibi senarist ekip aslında oldukça kaotik bir öykü kurgusuna gitmeyi denemiş. Çocukları hedef alan bir animasyon olmasından mütevellit belli başlı şeyler tahmin edilse dahi filmin sahip olduğu pek çok detay seyirciyi şaşırtmaya ve bir şekilde kendini hoş göstermeye yetiyor. Jack Frost’un kendini bulma öyküsü ve geçmişinde başına gelenler oldukça çekiciyken Karabasan’ın sonu da oldukça manidar ve ironikti. Tanrı olgusunu da Ay fenomeniyle zihinlere kazıma görevini üstlenen Efsane Beşli’de Noel Baba’nın adeta bir cellat gibi resmedilmesi ise beni rahatsız eden bir diğer tasvirdi diyebilirim.

Özel efektlerine bayılmamanın pek de elde olmadığı Efsane Beşli, her ne kadar seyir sırasında karşısındakini ikilemde bıraksa da üzerinde biraz düşünülünce üstü kapalı olarak vermek istediği mesajlar dolayısıyla görevini yerine getirmeyi başaramamış filmler klasmanında kendine yer buluyor. Belki çerez niyetine bir seyirlik gözüyle bakarsak filmden zevk almak oldukça yüksek fakat animasyon dünyasının geldiği noktayı bilen biri için bakılanın değil de görülenin daha iyi olduğu gerçeği var olduğu sürece Efsane Beşli vasat olmaktan öteye geçemeyen ve türe bir şey katmayan bir film olarak anılacaktır.

Diğer yazıları Burak Hazine

Cafe de Flore (2011) Ruh Eşim

Eğer seni sen yapan filmlerden örnek ver deseler; yahut ne bileyim, en...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir