The Final Member (2012) Son Üye

2007 yılında Egg Love isimli kısa metraj filmde birlikte çalışan ikili Jonah Bekhor ve Zach Math, ikinci kez kamera arkasına geçtikleri yeni sahte belgeselleri Son Üye’de (The Final Member) İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te 15 yıldır faaliyetine devam eden bir müzenin kuruluşundan bugüne kadar tanık olduğu bir takım olayları anlatma görevini üstleniyorlar. Müze dediğime bakmayın, aklınızda canlanma ihtimali yüksek olan fosiller, antikalar, arkeolojik keşifler, kitaplar, tabutlar ya da herhangi bir ilgi alanına (normal bir ilgi alanına) dâhil şeyler yok bu müzede. İki milimetreden oluşan bir hamster penisinden tutun, bir tona yakın koca bir balina penisine kadar yeryüzündeki tüm memeli canlıların erkeklikleri sergileniyor burada! Ama biri hariç… Henüz müzede insanoğlunu temsil edecek bir penis yok. 40 yıllık bir tutku ve çalışma sonrasında İzlanda Penis Müzesi ismiyle 1997 yılından beri faaliyet gösteren bu oluşumun kurucusu, bir nevi penis manyağı olan Sigurour Hjartarson, nadide parçaları arasına büyük özlemle beklediği insan penisini dahil etmediği sürece başladığı işi tamamlayamayacağını düşünmekte. Geçtiğimiz gün !f İstanbul’da Türk seyirciyle buluşan Bekhor ve Math’in bu belgesel denemesi ise yaşlı koleksiyoncunun hayallerinin gerçekleşmesi ve müzede sergilenen ilk insan penisinin meşakkatli macerasını anlatıyor.

Çoğu zaman seyircisini kahkahaya boğan, fazlasıyla özgün ve çılgınca, bazen de abartılı olan Son Üye, bugüne kadar izlediğim belgeseller arasında en eğlencelisi olabilir. Yönetmen ikili filmlerini kurgularken müzenin kurucusundan tutun çeşitli edebiyatçılara, cerrahlardan tutun psikologlara kadar pek çok farklı insanı kameranın karşısına oturtuyor. Filmin başlarında karşımıza çıkan bazı uzmanları ise Son Üye’nin üzerine oturduğu muhtemel kaygısı tabanında toplumsal bir takım tabuları biraz olsun düşünmek adına seyirciyle konuşturuyor. 21. yüzyıla geldiğimiz halde üreme organlarının hala ahlakla bağdaştırılmasının (ve bunun mantıksızlığının) kısa bir felsefesini de bu vesileyle yapıyor. Hatta bu ahlak algısını eleştirirken Hjartarson’ın bir diğer hobisi olan ahşap oymacılığından yardım alıyor. Böylece penis denen uzvun günlük hayatta ne kadar farklı şekillerde kullanılabileceğini de öğrenmiş oluyoruz! Tüm bunları yaparken belli bir çizgide tutulan senaryo ise hem seyircisine katıla katıla gülmeyi hem de zihnini yeniden şekillendirmeyi başarıyor. Bu sırada da İzlanda halkının ne kadar cesur olabileceklerini, bir penisin azami uzunluğunun 13 santimetre olması gerektiği gibi hezeyansal çocuk masallarının varlığıyla (masalın çizimlerle anlatılması oldukça hoştu) kanıtlayarak bir nevi ironi yapıyor.

Filmin asıl odağı ise ilk yarım saatten sonra kendini göstermeye başlıyor. Hjartarson’ın koleksiyonunu tamamlaması için gönüllü olan iki erkeğin de hikayeye dahil olmasıyla birlikte Son Üye kurmaca bir belgesel olma yolundaki ilk adımlarını atıyor. Bu erkeklerden ilki olan 96 yaşındaki ihtiyar, o güne kadar 300 kadar kadınla birlikte olduğunu iddia eden biri ve haliyle de İzlanda’da erkeklik gücüyle tanınıyor. Bir diğeri ise daha sonra ne kadar manyak olduğuna çok kez tanık olacağımız bir Amerikan vatandaşı. Her ikisi de öldükten sonra penislerinin sahip olması gerektiğine inandıkları onura ve şöhrete kavuşmasını istiyor. Koleksiyoncumuz ise tabiri caizse önemli olanın işlevi değil de boyu olduğuna inandığı için bu iki gönüllünün içselleştirdikleri davalarında şekilden şekle girmesine sebep oluyor. Eh, bu sırada da seyircileri güldürecek onlarca malzeme çıkıyor. Fakat bunun yanında da Amerikan gönüllünün penisi için yaptıkları, bir zaman sonra belgeselin trajikomedisini dağıtmamak uğruna kurgulanmış fakat oldukça bayağı duran espri havası veriyor. Karakterler arasında kurgulanan yersiz ilişki de zaman zaman seyirciye tür açısından bir belgesel izlediğini unutturuyor. Yine de yönetmenlerin hikaye anlatma başarısına köstek olan tek şeyin böylesi abartılı kararlar olduğunu belirtmek gerekiyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Pina (2011)

Yeni Alman sinemasının belki de en ünlü siması, dünya sinemasına yaptığı katkılarla...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir