Vanishing Waves (2012) Kaybolan Dalgalar

Bilim çağının derinlerine indiğimiz bir başka öyküyü, deneysel metotlara emanet ederek seyircisine sunan Vanishing Waves (Aurora – Kaybolan Dalgalar) insan zihninin sınırlarını zorlayan fikirlerle ortaya atılan bilim kurgu örneklerinden en yenisi. Lukas isimli bir bilim adamının komadaki bir kadının zihnine girebilmek için yaptığı yolculukları gerçeği yanlış yorumlama problemiyle ele alan film, her ne kadar senaryosunda eksiklikler hissedilse de iyi anlatılmayı başarmış olmasıyla dikkat çekiyor.

Ana karakterin girdiği (ya da girdiğini düşündüğü) komşu bilinçteki kadına aşık olması ve kendini bu farklı, tutkulu ve şehvetli deneyimin kollarına bırakması, insanoğlunun zihninin ve içsesinin ne kadar sınırsız çalışabildiğine dalalet. Var olduğundan emin dahi olamadığımız, bir hezeyan olması kuvvetle muhtemel bilinç yolculuklarında yönetmenin sanat akımlarından beslenen deneysel çalışmasını izliyoruz. Zaten filmin en çekici kısımları da gerçek zaman çizgisinden çıkıldığı bu anlara denk geliyor. Çok şükür ki öykünün ciddi bir bölümünü bu kısımlar oluşturuyor da seyirci kendini ayakta tutmak için çaba sarf ediyor. Zira oldukça basit bir taslak oluşturularak genişletildiğine inandığım filmin evreni ne kadar çabalarsa çabalasın kendine hayran bıraktırmak konusunda sıkıntı çekiyor gibi geldi bana. Başlarda yalnızca anlamsız tasvirler izlerken zamanla mevzubahis bilinç altına inilen bölümlerde de yönetmen realizmin etkisi altında kalma zorunluluğu hissediyor. Olayları git gide daha net hale getirmesi konusunda sıkıntı olmasa da gerçeği yanlış yorumlama felsefesini anlatış biçimini filmine yedirmekte güçlük çekiyor.

Bir bilim kurgu atmosferini yakalamışken başkarakterin, zihnine yolculuk yaptığı Aurora isimli kadına aşık olması öykünün şekillenmesine yardımcı oluyor bir nevi. Tutkunun el verdiği sürece (yani her zaman) Aurora’nın benliğine girmek isteyen Lukas’ın aslında kadının gerçek yaşantısında da bir yerinin olabileceği fikri zihinlerimize sokulmaya çalışılıyor. Hangi teoriye inanmak konusunda arada kalsam da kafamdaki tüm soru işaretlerini esasen Lukas’ın beyninde yapılan oynamalar sonucu birer deliryum tablosunu tamamlayacak şekilde yerleştirmeye çalıştığımı belirteyim.

Benim için sezonun en farklı deneyimlerinden biri olan Vanishing Waves, üstünde kafa yorulması gereken ve bunun için de tek seferlik seyri hak etmeyen bir yapım olmuş. Aslında yönetmen işin daha sosyolojik ve felsefi boyutlarına inmek için filmi boyunca fazlasıyla malzeme verdiğini düşünüyor (anlatımındaki havadan bunu çıkarıyoruz) lakin bunlardan yararlanmamız için gerekli küçük ipuçlarını da aynı kolaylıkla verdiğinden o kadar da emin değilim.

Diğer yazıları Burak Hazine

Altın Küre’de Yabancı Dilde En İyi Film Heyecanı

Eğer Fransa’dan Mavi En Sıcak Renktir, Japonya’dan Benim Babam Benim Oğlum ve...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir