Identity Thief (2013) Kimlik Hırsızı

2011 tarihli Horrible Bosses ile ses getiren yönetmen Seth Gordon’ın yeni filmi Kimlik Hırsızı, sevilen aktör Jason Bateman ve son yılların yükselen komedi yıldızı Melissa McCarthy’yi bir araya getiriyor. İki kızı ve üçüncü çocuklarına hamile eşiyle biraz maddi sıkıntı eşliğinde mutlu bir hayat geçiren Sandy’nin (Jason Bateman) kimlik bilgilerini kullanarak kredi kartı hesaplarını kullanan Diana’nın (Melissa McCarthy) çoğu zaman eğlenceli ama zaman zaman da hüzünlü hikayesini anlatan film, oyuncuların performanslarıyla seyircinin güzel dakikalar geçirmesine vesile olsa da yönetmenin bir önceki filmi kadar iddialı değil.

McCarthy, doğduktan hemen sonra ailesi tarafından terk edilen ve gerçek kimliğini hiçbir zaman öğrenememiş oldukça profesyonel bir kimlik hırsızı karakteri ile güldürmeye devam ediyor. Kendi deyimiyle “sistemin açıklarından faydalanan” bu karakter, yine kendi deyimiyle yetim çocuklardan ya da zavallı kuçulardan çalmak yerine hali vakti yerinde insanları tercih ediyor hırsızlık işi için. Son kurbanı Sandy ise işinden ayrılıp eskisine göre beş katı daha fazla para kazanmak için arkadaşlarıyla yeni bir şirket kurmaya hazırlanan, dünyanın doğrusu bir karakter. Bu bağlamda filmin kahramanları olarak karşımıza çıkan ikili, klasik komedi filmlerinde sık sık gördüğümüz birbirine tamamen zıt fakat yavaş yavaş özlerinde aynı olduklarını anlayan ve muhteşem bir ekibe dönüşecek iki karaktere bürünmüş oluyor. Bateman’ın karakteri her ne kadar odak nokta olsa da geri planda kalıyor, McCarthy’nin ustaca yazılmış ve aktris tarafından oldukça başarılı bir şekilde hayata getirilmiş karakteri ise rahatlıkla seyircinin favorisi koltuğuna oturuyor. Hollywood komedilerinden eksik olmayan “kötü karakterler” ise Kimlik Hırsızı’nda oldukça unutulmuş desek yeridir zira sadece bedenen filme yedirilmiş gözüküyorlar, ne ana hikayeye bir katkıları var ne de bir yan hikaye oluşturabilecek kadar etkililer. Bu bağlamda senaryonun, böyle bir filmden beklenmeyecek kadar, tek taraflı çalıştığını söylemek mümkün.

Aslında beni rahatsız eden en önemli nokta filmdeki tuhaf ve rahatsız edici gidişat. McCarthy’nin karakterinin özellikle filmin başlarındaki iticiliği, bir yandan usta aktrise olan hayranlığımı arttırırken öte yandan filme bir antipati beslememe sebep oldu. Aynı şekilde Sandy’nin çaresizliği karşısında onun tarafında olamayan polis ve iş arkadaşları da, biraz duygusal davranınca, seyirciyi mesafe koymaya yönlendirmiyor değil. Ben yine de bunları, filmdeki “aptal Amerikan sistemi/insanı” eleştirisi olduğuna inanarak bir kenara itmeyi uygun gördüm keza bahsedilen mevzular filmin komedi yönünü güçlendirmekten ziyade baskılayıcı özellikteydi. Senaristlerin, Sandy’nin eşinin duygusal davranmasına izin vermeyerek filmin bu yanını daha da olumsuzlaştırmaması ise ya kendilerinin tüm bunların farkında olmalarından kaynaklanıyor ya da yan öykü meselesindeki başarısızlıklarının bir sonucuyla bu noktada da karşı karşıyayız.

Yine de Hollywood’dan başarılı komedi örneği bekleme konusunda önceden aşılanmış sinemaseverler olarak Kimlik Hırsızı’nı belli bir kefeye koyma konusunda çok da kesin davranmamak gerekiyor. Film için kötü demek insafsızca olur çünkü güldürmesi gerektiği sırada bunu gayet güzel başarıyor lakin böylesi iyi iki başrol oyuncusundan daha eğlenceli bir şeyler bekliyor insan. Öte yandan filme iyi demek de hem yönetmenin önceki filmine hem de oyuncuların muhteşem performanslar sergilediği diğer başarılı filmlerine haksızlık olabilir. Kimlik Hırsızı, sonuç olarak, orta karar Hollywood komedisi olma görevini başarıyla tamamlıyor. Zihinlerde ise Kelis’in Milkshake’inin seneler sonra dile dolanan şarkısını bırakıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

46. SİYAD Ödülleri Sahiplerini Buldu

Bu yıl 46’ncı kez sahiplerini bulan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülleri’nde kazananlar...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir