Martyrs (2008) İşkence Odası

Avrupa sineması korku-gerilim işine girdiğinde ya ortaya kendini seneler boyunca unutturmayacak eserler ortaya çıkar ya da işin sonu tek kelimeyle fiyasko olur. 2007 tarihli İspanyol filmi El Orfanato, en azından benim seyrettiğim, son başarılı Avrupa menşeili korku filmiydi. Ondan bir sene sonra, komşusu Fransa’nın topraklarından çıkarak insanları germeye çalışan Martyrs ise ne yazık ki El Orfanato’nun yanından geçemeyecek bir deneme olmuş. Ülkemizde de İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilme şansı elde eden film, yarı felsefi yapısıyla yaşamdan sonra başımıza neler geleceği ile ilgilenmeye çalışıyor.

İki bölümden oluştuğunu iddia edebileceğimiz Martyrs’ın ilk bölümü, aslında korku filmleri için klişe diyebileceğimiz bir açılış sekansıyla başlıyor. Üstü yara bere içinde, yırtık giysileriyle, çığlık çığlığa bir kızın (daha sonra isminin Lucie olduğunu öğreniyoruz) koşmasına tanık olduktan hemen sonra Lucie’nin bir esirgeme kurumunda başına gelenleri seyrediyoruz. Lucie acımasız insanlarca kaçırılmış ve uzun süre işkenceye maruz bırakılmış, şans eseri de kilitli tutulduğu odadan kaçmayı başarmıştır. Fakat başına gelen ürkütücü gerçekler hakkında kimseyle konuşmak istememektedir. Aradan 15 yıl geçer ve bu süre zarfında yaptığı araştırmalar sonucunda kendisine işkence edenleri bularak tek tek öldürür. Bunu yapmasındaki tek sebep ise asla peşini bırakmayan ve korkulu rüyası haline gelmiş, adeta bir canavar diyebileceğimiz korkunç bir canavardan kurtulma isteğidir. Lucie’ye göre kendisine işkence edenleri öldürdüğünde bu yaratık da peşini bırakacaktır. Filmin daha çok başında Lucie işini tamamlar, seyirci ise hiç tatmin olmamışçasına filmin geri kalanında neler olacağını merak eder elbette. İşte ikinci yarı diyebileceğimiz ve asıl olayların, filmin asıl amacının ve felsefesinin anlatıldığı kısım da o anda başlar. Lucie’nin esirgeme kurumundaki uzatmalı arkadaşı olan Anna bir anda filmin odak noktasına yerleşir. Artık o da bir kurbandır ve Anna’nın işkenceleri üzerinden ölümün sırrını araştıran gizli bir örgütün varlığını fark ederiz.

Martyrs, her ne kadar derdini anlatamasa da yönetmenin filmi iki parça halinde kurgulaması seyirciyi farklı bir deneyime sürüklüyor. Daha önce de belirttiğim gibi seyir sırasında yönetmenin kullandığı bu yöntem kişiye bir nevi takla attırsa da bir zaman sonra alışıyorsunuz. İşkence metotlarının da abartılı olduğu film, bir hayli kanlı geçiyor. Özellikle son sahnelerin bu bağlamda oldukça ilgi çekici olduğunu belirtmek gerekir. Filmin ölümden sonrası felsefesi üzerine kurulu olduğunu anladıktan sonra tüm bu kırmızılıklar ve işkencelerin de boş olmayan bir mantığa oturtulmasında zorluk yaşanmıyor. Şizofreninin, obsesyonun ve gerçeklikle olan bağın kopmasının; varsanı ve sanrıların başarılı bir şekilde işlendiğinin de altını çizmem gerekir keza Martyrs bu “olguların” altını da oldukça basit ve etkili şekilde doldurmayı başarmış. Finaldeki ucu açık bırakılan filmde ne yazık ki seyirciye bırakılmışlık hissinin olmaması geçirilen vaktin gerekliliği konusunda kişinin kendini muhtemel bir sorguya çekmesine sebep olabilir.

Diğer yazıları Burak Hazine

2015 Bağımsız Ruh Ödülleri Adayları

Bu yıl 30. kez sahiplerini bulacak olan Bağımsız Ruh Ödülleri (Independent Spirit...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir