The Place Beyond the Pines (2012) Babadan Oğula

2010 tarihli, farklı bir aşk bakış açısı sunan filmi Blue Valentine ile büyük övgü toplayan Derek Cianfrance’ın Ryan Gosling ile ikinci çalışması olan The Place Beyond the Pines, New York eyaletinin varoşlarında geçen bir çeşit kan davasına odaklanıyor. Hırsızlık yaparak çocuğunun annesi ve büyük aşkı Romina’ya (Eva Mendes) daha iyi bir gelecek sunmaya çalışan Luke’u (Ryan Gosling) öldüren polis memuru Avery’nin (Bradley Cooper) ve iki erkeğin çocuklarının gelecekteki ilişkilerinin anlatıldığı film, iki buçuk saate yakın süresince üç bölümde incelenecek yer yer sıkan yer yer heyecanlandıran bir kurguyla seyircisini etkilemeye çalışıyor.

Cianfrance’ın bu son filmini seyrettiğinizde filmi kendi kafanızda üç bölüme ayırmak mümkün. Filmin ilk bölümünde Ryan Gosling’in ileride kendisiyle özdeşleşecek bir oyuncu tiplemesi olacağına inandığım soğukkanlı ama romantik serseriyi canlandırışına tanık oluyoruz. Luke’un Romina’dan bir bebeği olduğunu öğrenmesinin ardından banka soyarak -sözde- ailesine sıkıntı yaşatmamayı kendine amaç edinişini içeren bu ilk -yaklaşık- bir saat, aslında Gosling’in Drive’da ne yaptıysa bir benzerini sergilediği sekanslar bütünü olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen bu bölümde (ve aslında filmin geri kalanında) Eva Mendes’i ihtiyaç duyulandan daha geri planda bırakıyor. Filmin sonraki bölümünde karşımıza çıkan ve Rose Bryne tarafından canlandırılan Jennifer karakteri de Mendes’inki kadar önemsiz gösterilmiş. Geriye kalan tüm karakterlerin ve filmin gidişatının göz önünde bulundurulması da, aslında filmin isminin Türkçe çevirisinin üzerinde yattığı sebep olarak gösterilebilir diye düşünmekteyim.

Bir soygun sonucu Bradley Cooper’ın hayat verdiği Avery isimli polis tarafından yakalanıp vurulan ve hayatını kaybeden Luke karakteri ekranlardan bir daha gözükmemek üzere silindiğinde filmin ikinci bölümü başlıyor. Bu sefer başta onurlu gözüken fakat sonraları iş tutkusunu farklı boyutlara taşıyacak olan yeni yetme bir polis memuru olan Avery’ye odaklanıyoruz. Filmin ilk bölümünden oldukça keskin çizgilerle ayrılan bu ikinci bölüm, 15 yıl sonrasını anlatan ve daha kısa süren üçüncü bölümle tamamlanıyor. Son bölümde tahmin edebileceğiniz üzere Luke ve Avery’nin oğullarının çatışmasını seyrediyoruz. Bu anlamda filmin boyutu intikam sularında gezmeye başlıyor. Tamamen seyircinin kafasında ayrılan bu bölümler birbirini tamamlama konusunda başarılı olsa da devamlılık konusunda sıkıntı çektikleri için yer yer seyirci filmden kopuyor. Yan öykülerin bulunmaması ve filmin tüm süresinin tek bir çizgi üzerinden ilerlemesi de bu kopuşu körüklüyor desek yanlış olmaz.

İntikam temalı filmlerin sığ sularından pek de fazla açılamayan The Place Beyond the Pines, tercihe göre iyi olmakla vasat olmak arasında gidip gelebilecek bir film diyebiliriz. Seyir zevkini arttırabilecek bir görüntü işi ve kısmen başarılı müziklerinin yanında -yine- kısmen başarılı oyunculuklar ile sezonun kayda değer filmlerinden biri olduğu su götürmüyor. Yine de bunlar, Cianfrance’ın daha iyisini yapamaması için geçerli sebepler olamaz.

Dipnot: Filmin Les Miserables posteri gözlerden kaçmış değil!

Diğer yazıları Burak Hazine

Sinematopya, Bumerang Ödülleri’ne Aday!

Blog dünyasının gelenekselleşen ve heyecanla beklenen Blog Oscarları için geri sayım başladı....
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir