Ernest & Celestine (2012)

Hem yetişkinler hem de çocuklar için yazdığı kitaplarla Türkiye’de ve tüm dünyada kendine hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi edinmiş olan Fransız yazar Daniel Pennac’ın kaleme aldığı Ernest & Celestine, sinemada animasyon denince (Hollywood’u bir kenara koyarsak) akla gelen ilk ülke olan Fransa’nın bu sezonki parıltılı işlerinden biri. Geçtiğimiz sene Le tableauLes contes de la nuit ve Un monstre a Paris gibi fazlasıyla başarılı filmlere imza atan Fransız sinemacılar, bu sene daha çok çocukları odaklarına almış gibi gözüküyor. Les magasin de suicides ile iyi bir başlangıç yapamasalar da küçük bir fare ile devasa bir ayının dostluklarını anlatan Ernest & Celestine, henüz sezonun ortasındayken umutları tekrar yeşertmeyi başarıyor.

Bir yetimhanede kalan Celestine, sistemin kendisine dayattığının aksine yeryüzünde yaşayan büyük korkunç ayılardan korkmayan ve kendini bir şeylerin resmini çizmeye adamış küçük bir faredir. Ernest ise sokakta şarkı söyleyerek geçimini sağlamaya çalışan ama toplumun gözünde önemsiz, değersiz, hatta suçlu; karnını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen üşengeç bir ayıdır. Ayıların düşen dişlerini toplayarak kemirme yetenekleriyle övünen fare ırkının geleceğini sağlamaya çalışan Celestine’in yolu bir gün Ernest ile kesişir. İkili birbirlerine muhtaç kalırlar fakat ne farelerin adalet sistemi ne de polis görünümlü kutup ayıları, artık alelade suçlu sayılan ikilinin peşini bırakacaktır.

Temeline bakıldığında toplumsal bir eleştiri göze çarpsa da üç farklı isim tarafından beyazperdeye uyarlanmış olan Ernest & Celestine, yetişkinler için oldukça tanıdık bir hikayeyi farklılaştırılmış bir şekilde seyirciye sunuyor. Toplumun ön yargıları, suç tanımı, aile kurumu, hukuk ve adalet sistemi üzerine olabilecek en pür-i pak biçimde kaygılarını dile getiren animasyonda, anlatım şekli ve kağıt üzerine düşen çizimler çocukların hedef kitlesi olarak benimsendiğini göstermeye yetse de bu tür filmlerin olmazsa olmazı sayılabilecek eğlendirici ögelerin var olmayışı, bir arada kalmışlık hissi yaratıyor seyircide. Elbette bu durum filmi çift yönlü bir değerlendirmeye açık hale getiriyor. Yönetmenler ve senarist bu yöntemle her yaştan izleyiciyi filme davet edebileceği gibi (daha ağır basacak şekilde) yetişkin olmayan kitleye ders verme kaygısına indirgenmiş ve herhangi bir canlı aksiyon filminden hallice, gelişigüzel bir dram örneği ortaya koymuş da olabilir. İki boyutlu ve tamamen el becerisinde biten çizimler dikkat çekici olsa da getirilen eleştirinin havada kalması, iddialı ve kapsamlı olmayışı filmin senaryosunun eksik olduğunu hissettiriyor. Fransız animasyonlarının belki de en büyüleyici yönü olan müzikler ise, filmi seyrederken iç huzuru bulmaya yardım edecek kadar naif.

Geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali’nde “Yönetmenlerin 15 Günü” seçkisinde gösterilip mansiyon ödülüne layık görülen; bir de üstüne bu sene, Fransa’nın Oscar’ları sayılan Cesar Ödülleri’nde en iyi animasyon film ödülünü kazanma başarısı gösteren Ernest & Celestine, imkansızlıklar ve ön yargılarla döşenmiş bir dünyada iki çaresizin umut dolu öyküsünü anlatıyor. Ülkemizde 32. İstanbul Film Festivali dahilinde de gösterilen animasyonun vizyon tarihi ise henüz netleşmiş değil. Siz yine de takvimi takip etmeye bakın.

Diğer yazıları Burak Hazine

127 Hours (2010) 127 Saat

Kariyerine televizyon filmleri ve çeşitli dizilerde yönetmenlik yaparak başlayan, 1996 yılında yaptığı...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir