Mama (2013)

Andrés Muschietti’nin 2008 tarihli kısa filmi Mama (şuradan seyredebilirsiniz), yalnızca üç dakika olmasına karşın tek seferde çekilen plan sekansıyla gerilim dozunu arttıran ve bu kadar kısa süre içerisinde izleyeni heyecanlandırmayı başarabilen bir yapımdı. Elbette ki böylesi iddialı bir çıkış görmezden gelinmeyecekti; gelinmedi de. El orfanato ile korku sinemasının 2000’lerde verilmiş en başarılı örneklerinden birine imza atmış olan Guillermo del Toro, Muschietti’nin elinden tutup bu üç dakikalık küçük çaplı gerilim fırtınasını devasa ve unutulmayacak bir hale sokmaya çalıştı. Muschietti kendini yönetmenlik sıfatı altında kanıtlasa da ortaya çıkan iş, pek de unutulmayacak nitelikte değil.

2008 yapımı olan kısa metraj Mama’da, iki küçük kızın odalarından çıkıp “mama” isimli bir hayaletin peşinden gittiklerini izlemiştik. Böylesi sade bir yapımdan bol karakterli, konusu tatmin edici uzun metraj bir film çıkarmak hiç kolay olmasa da Muschietti elinden geleni yapmaya çalışarak ortaya ilginç bir hikaye çıkarmış. Türün diğer örneklerinin aksine hikayenin başlangıcını filmin sonuna yahut ortalarına yedirmektense en başta seyircisine tatmin edici kadar uzun bir giriş şeklinde sunan yönetmen, bir ve üç yaşlarındaki iki küçük kız çocuğunun babaları tarafından ormanda bir kulübeye götürülmeleriyle Mama’yı açıyor. Tam beş sene boyunca bu kulübede insani duygularından arınmış şekilde büyüyen iki kız, amcaları tarafından bulunmalarının ardından sosyal hayata alıştırılmak üzere bir eve yerleştiriliyor. Bu evde amcaları Lucas (Nikolaj Coster-Waldau) ve onun kız arkadaşı Annabel (Jessica Chastain) ile birlikte kalan kızları, beş senelik sürede hayatta tutan ve Mama ismini verdikleri hayalet de yalnız bırakmıyor.

Muschietti, söz konusu kısa filminden uzun metraja geçiş yaparken özellikle hikayesini sağlam temeller üzerine kurmaya özen göstermiş. Medeniyetten uzakta, nasıl hayatta kaldıkları bile meçhul iki kızın sosyalleşmesi üzerinden ilerlettiği hikayesine, anne-çocuk ilişkisi üzerinden devam ediyor. Aslında bu ilişki, korku ve gerilim türünün on senelerdir başvurduğu bir yöntem olsa da yönetmen, Annabel karakterine bu noktada önemli bir rol veriyor. Jessica Chastain’in girdiği her rolde kendine hayran bırakacak yeteneklerini bir kez daha kanıtladığı karakter, bir rock grubunda gitar çalan sorumsuz bir kadından kendini başlarda hiç istemediği iki yabani kızı korumaya adamış, oldukça “anaç” bir kişiliğe bürünüyor. Film sırasında öğrendiğimiz ve yine bir korku klişesi olarak seneler önce bir kilisede geçen hayaletin-var-olma-masalında izlediğimizin aksine Annabel, Mama karakterinin tersi olacak şekilde evriliyor. Bu bağlamda sıkı bir karakter analizi yapmış gibi görünen Muschietti, yine de havada bıraktığı bir doktor ve Lucas karakterlerine tatmin edici yeri ayırmayarak bu konuda tam olarak ne yapacağından emin olamamış bir hava veriyor.

Öte yandan filmin bir an olsun düşmeyen gerilim potansiyeli, ilk bir saati aşkın sürede seyirciyi final için heyecanlandırsa da Mama’nın son sekansları fiyaskonun kelime anlamını karşılar nitelikte. Yönetmen (aynı zamanda senarist), muhtemelen önemli birilerini feda etmeden korku filmi yapılamayacağı yanılgısına düşmüş olacak ki uçurum kenarında geçen sahneyi tüm korku ve gerilim ögelerini tek çırpıda silip ne olduğuna anlam veremediğimiz şekilde, sözde duygusal bir fotoğraflar bütünü olarak sunmayı tercih ediyor. Belki de seyircisini tatmin ettiği uzun sürenin ardında, görsel efektleri de nasıl kullanabildiğini göstermek istiyor -bilemeyiz (gülüşmeler). Efektleri kullanmadaki başarısı/başarısızlığı bir kenara, yönetmenin kamera kullanımının kısa filmdeki kadar göz alıcı olduğunun altını özellikle çizmek gerekir. Hele ki malum kısa filmi, bu yapıma entegre ettiği bölümde seyircinin yaşadığı heyecanı anlatmak için kameranın nasıl kaydığı bir kez daha görmekten başka seçenek yok gibi.

Sonuç olarak Mama, Chastain ve küçük kızların oyunculukları ile süslenmiş, Nikolaj Coster-Waldau’nun yetilerini genişlettiğini gösteren ve milenyum sonrası konu ve özgünlük sıkıntısı çeken korku türüne yeni bir soluk getirme çabası içinde bir yapım. Muschietti’nin kısa filmi kadar akıllarda kalıcı olmasa da yönetmenin gelecek planları için heyecan verici bir referans olma özelliği taşıdığı kesin.

Diğer yazıları Burak Hazine

Thanks For Sharing Fragmanı

Yönetmen: Stuart Blumberg Oyuncular: Gwyneth Paltrow, Mark Ruffalo, Pink, Tim Robbins Vizyon tarihi: 20 Eylül 2013
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir