Oblivion (2013)

2013 sinema sezonunun ilk yarısında vizyona giren bilim kurgu filmlerine bakıldığında süper kahraman filmleri (Man of Steel ve Iron Man 3) dışında olanların eleştirel anlamda ve seyircisini tatmin etme başarısı konusunda sınıfta kaldığını söylemek mümkün. Star Trek serisinin son halkası Into Darkness’ın malum süper kahraman filmlerininkini bile geride bırakan başarısını bir kenara koyduğumuzda elde kalan birkaç yapımdan biri de Tom Cruise’un başrolünde oynadığı Oblivion oluyor. Morgan Freeman, Olga Kurylenko, Andrea Riseborough, Nikolaj Coster-Waldau ve Melissa Leo’nun Cruise’a eşlik ettiği filmin yönetmen koltuğunda ise Tron: Legacy ile ilk yönetmenlik deneyimini birkaç sene önce gerçekleştiren Joseph Kosinski oturuyor.

Yıl 2077. Uzaydan gelen yaratıklar önce Ay’ı yok etmiş, daha sonra ise dünyayı istila etmiştir. İstila sonrası ise nükleer bir felaket yaşanmıştır. İnsanlar savaşı kazanmalarına rağmen dünya yaşanabilecek bir halde olmadığı için Satürn’ün en büyük uydusu Titan’a yerleşmeye karar verir fakat belli bir süre dünyanın yörüngesinde yer alan Tet isimli devasa yapay uyduda ikamet edeceklerdir. Bu sırada hidrolik santralleri dünyada kalmış birkaç uzaylıdan (Scav deniyor kendilerine) koruma görevini üstlenen Jack (Tom Cruise) ve ekip arkadaşı Victoria (Andrea Riseborough) dünya üzerindeki son iki haftalarını geçirmektedir. Bir gün Jack, yeryüzünü keşifte iken gökten yabancı bir cisim düşer. Enkaza doğru ilerlediğinde gördüğü şey uykusunda olan insanları barındıran kabinlerden başka bir şey değildir.

Oblivion’ın senarist koltuğunda oturan isimlerden ilki Karl Gajdusek, daha önce televizyon yapımları için birkaç senaryo yazmış deneyimsiz bir isim olsa da filmi çekici kılan unsurlardan olan ikinci isim Michael Arndt oldukça tanıdık bir sinemacı. İlk senaryo denemesi Little Miss Sunshine (Küçük Günışığım) ile Oscar ödülünü kucaklayan Arndt, daha sonra Oscarlı animasyonlar Toy Story 3 ve Brave’in kalemi olmuştu. George Lucas’ın yedinci Star Wars filminin senaryosunu da kalemine emanet ettiği başarılı senaristin ismi bile Oblivion’ın öyküsüne dair olumlu bir önyargı yaratmışken filmi seyrettikten sonra akılda kalanlar, başarılı sinemacının güzel işlerden sonra nazar boncuğu niteliğinde başarısız bir deneme ile karşımıza çıktığını gösteriyor. Ridley Scott imzalı Prometheus’tan, hatta ve hatta animasyon Wall-E’den esintilerle; daha doğrusu bugüne kadar izlediğimiz ve göz önünde bulunan birçok bilim kurgu örneğinden alınmış küçük parçalarla oluşturulmuş bir film havası veren Oblivion, içi doldurulmamış karakterleri ve yan öykülerindeki eksiklikleri ile sınıfta kalıyor. İlk yarısının oldukça durgun geçmesi, tanıtımlarında bile adrenalin pompalatan bir filmi seyredecek herkesi sıkmak için yeterli malzeme oluşturuyor. Yalnızca Tom Cruise ve  Andrea Riseborough’yu izlediğimiz ilk bir saatte ilgi çekici hiçbir şey olmazken ikinci yarıda Olga Kurylenko’nun filme dahil olmasıyla bir şeylerin geldiğinin farkına varıyoruz. Filmde neden olduklarını anlamadığım, daha doğrusu senarist ekibin ve yönetmenin anlatmayı pek başaramadığı Morgan Freeman ve kendisine hiç replik verilmemiş Nikolaj Coster-Waldau, içi boş karakterleri gereği kariyerlerine birer zayıf halka ekliyor. Umudun, kuralların, insanlığın yok oluşu gibi klişelerin hüküm sürdüğü filmde Tom Cruise’un dünyayı kurtaran adam karakteri ise 2013 yılında artık bilim kurgu sinemasının özgünlüğünden ve öznelliğinden şüphe duymamızın zamanı geldiğini fısıldıyor. Üstelik karakterin kendini dünyamız ve insanlık için feda edişini ve daha sonra bunun bir senaryo oyunu oluşunu birer marifetmiş gibi anlatan film ekibi, muhtemelen seyircinin tüylerini diken diken edeceğini umarak yanılgıya düşüyor.

Oblivion’ın görsel efektleri açısından söylenebilecek hiçbir olumsuz eleştiri bulunmamakla birlikte özellikle bu efektlerin ne kadar başarılı, görkemli ve heyecan verici olduğunun da vurgusu yapılmalı diye düşünmekteyim. Bu açıdan Oscar yarışına girmesi muhtemel olan filmin geri kalan pek çok yönüyle vasat olmaktan öteye geçemediğini, oyunculuk anlamında ise (biraz cinsiyetçi gelebilir ama) erkeklerce batırıldığını söylemek mümkün. Michael Arndt’ın bilim kurgu senaryosundan anladığı şeyin Oblivion olmadığını umarak kendisinin Star Wars öyküsünü heyecanla beklediğimizi belirterek yazıyı sonlandıralım.

Diğer yazıları Burak Hazine

AFI 2012 En İyi 10 Film

Amerikan Film Enstitüsü, 2012’nin en iyi 10 filmini açıkladı. Paul Thomas Anderson’ın...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir