The Lone Ranger (2013) Maskeli Süvari

Karayip Korsanları serisiyle yalnızca üne kavuşup, geçtiğimiz sene yaptığı animasyon Rango ile Oscar’ı kucaklayan sinemacı Gore Verbinski, Tim Burton’ın elinden çalmaya çalıştığı uzatmalı arkadaşlı Johnny Depp ile beşinci kez seyircinin karşısına çıktığı Maskeli Süvari’de, Hollywood yönetmeni olabilmek için geçilmesi gereken bir sınav olması havası veren Western türüne adım atıyor. The Social Network’teki performansı ile kendini gösteren Armie Hammer ve yine Tim Burton’ın vazgeçilmezlerinden Helena Bonham Carter’ı da barındıran film, iki buçuk saat boyunca vahşi batının çorak çöllerindeki silah sesleri ve adam kovalamaca sahneleri ile klasik bir tür örneği olma şerefine erişiyor.

1933 yılının San Francisco’sunda, küçük bir çocuğun vahşi batı sergisini gezmek için panayırdaki bir çadıra girmesinin ardından, orada gördüğü bir heykelin aniden canlanıp 50 yıl öncesinde geçen bir hikayeyi anlatmasıyla başlıyor Maskeli Süvari. Gümüş madenlerine sahip olabilmek için katledilen kızılderililerden sağ kalan Tonto ile o bölgeden sorumlu savcı John’un işbirliği içinde kötülüklere göğüs germesi üzerinden ilerleyen film kötü adamların hazin sonu, kapitalist düzen, ırkçılığın yol açtığı yıkımlar gibi konulara değinerek ve içinde en olmazsa olmazından küçük bir aşk hikayesi de barındırarak devam ediyor.

Geçtiğimiz sene Quentin Tarantino’nun Western türünü komedi ile başarılı bir şekilde harmanlayarak Django Unchained ile adından sıkça söz ettirmesi, hiç şüphe yok ki Gore Verbinski’nin de aynı yoldan ilerleme hayallerini tetikledi. Rango ile animasyon da olsa türe ayak basan yönetmen, o filmde de kapitalizme göndermelerde bulunarak bir yerlere gelmeye çalışıyordu. Her ne kadar Rango’daki karakterlerin özenli olduğunu düşünmesem de filmin genel anlamda görmezden gelinmeyecek bir başarısı vardı. Bunlar bir araya gelince canlı aksiyon bir Western komedinin, kadroda Johnny Depp gibi bir isim de barındırmasıyla büyük hasılat getireceği fikri hayal gücüne bırakılmayacak kadar gerçekçi gelmişti hepimize. Maskeli Süvari’de de Django’da olduğu gibi kafa dengi iki karakter, hem köleliğe karşı savaşıyor hem de sevdikleri uğruna mücadele ediyor. Fark ise oyuncuların rollerini içselleştirme ve senaryonun gücünde ortaya çıkıyor.

Karayip Korsanları serisinin senaristlerinin elinden çıkan Maskeli Süvari, diyaloglar açısından yavan, öykü açısından ise sürprize açık olmayan bir iş olmuş. İşin içine komedi unsurları girdiği zaman daha da bir özen isteyen politik ve sosyal mesajları verme açısından yetersiz kalan filmde hikayenin özgünlüğü de tartışmaya açık; zira daha önce defalarca kez işlenmiş bir mesele olan demiryolları-madenler-kızılderililer üzerinden ilerleyen bir öykü ile karşı karşıyayız. Tema üzerinde yapılmış küçük oynamalar (bir kızılderili ile bir beyazın işbirliği) ne yazık ki filmin tamamını kurtarmaya yetmiyor. Üstelik kötü adamlar konusunda seyirciyi ters köşeye yatırmaya çalışılması, filmin üzerine oturduğu temellerin sağlamlığını da sorgulatıyor. Senaryonun hikaye kısmı bir kenara, karakterler açısından da oldukça havada kalmış bir yanı var. Yan karakterlere yeterince önem vermeyen ekip, tüm olayı başkarakterler üzerinden götürmeye çalışmış. Örneğin Helena Bonham Carter gibi karakter oyunculuğu üzerine master yapmış bir ismin Red Harrington gibi filme hiçbir şey katmayan bir tipleme ile harcanması yazık olmuş. Kötü karakterlerin çokluğu ise yönetmenin odağını baş karakterlerden ayırmamasına yardımcı olmuş.

Rolden role bürünebilmesi ile ünlü Johnny Depp’in artık tekdüze hale gelmeye başlayan oyunculuğunun filmin en kötü yanlarından biri olması, performanslar değerlendirilirken belirtilmesi gereken ilk şeylerden biri. Zaman zaman ciddi rollerde karşımıza çıkan oyuncunun Maskeli Süvari’de geri planda kalması hem kendini yeterince gösterememesine yol açıyor, hem de senaryonun vasatlığının arkasında sergileyeceği performansı ile bütünleşememesine sebep oluyor. Armie Hammer, geleceğin Brad Pitt’i olma yolunda emin adımlarla ilerlerken (ki bu durumun parlaklığı tartışmaya açık olmalı) William Fitchner ve Tom Wilkinson ise, göz önüne çıkamayan performanslarıyla filme bir şeyler katmaya çalışsalar da elde var olan sıfırı değiştirmeye güçleri yetmiyor.

Gereğinden fazla uzun tutularak iki buçuk saatlik bir süreye yayılan Maskeli Süvari, her ne kadar hareketliliği açısından sıkmasa da seyirci için bir yenilik barındırmadığı ve teşkil etmediği için sınıfta kalıyor. Son yirmi dakikasında, o ünlü vahşi batı kovalamacası eşliğinde biraz neşemiz yerine gelse de genel anlamda içi boş oyunculukları ve kötü senaryosu ile ümitleri boşa çıkarıyor. Hans Zimmer’ın müzikleri ve onca emeğin ürünü set tasarımları ise filmi kurtarmaya ne yazık ki yetmiyor. Bakalım Verbinski aklını başına toplamayla uğraşırken Johnny Depp de biraz olsun durulup daha ciddi işlerle hayranlarını tatmin etmeyi başarabilecek mi?

Diğer yazıları Burak Hazine

The Artist’in Yönetmeni Yeni Filminde Yıldızları Buluşturuyor

4 Oscar adayı oyuncu Annette Bening ve en son Asghar Farhadi’nin son...
Devamı

1 Comment

  • ne burda yazılan kadar kötü ne de muhtesemdi notunuz kıt değilse 7 puan verilir, eglenceli bir seyirlikti bence, deppin oyunculugunun tekdüze oldugunu düşünmuyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir