Filmlerin Sessiz Yıldızları

Sessiz filmlerin devri çoktan kapandı. İki sene önce Oscar’ı kucaklayan The Artist ve geçen sezonun en iyilerinden Blancanieves gibi başarılı sessiz film örnekleri insanların özlemlerini gidermeleri için yeterli oldu. Fakat diyaloglu filmler arasında sessiz film izlediğimizi hissettiğimiz bazı anlar da yok değil. İşte o anların kahramanları olan bir takım dilsiz ya da sessiz kalmayı tercih etmiş karakterlere göz atacağız bu yazıda. Elbette aşağıdaki liste bu performanslardan yalnızca yedi tanesini içeriyor. Sizin eklemek istediğiniz varsa hiç beklemeyin ve yorum kısmına geçin. İyi okumalar.

1) Şef, “One Flew Over the Cuckoo’s Nest”

One-Flew-Over-the-Cuckoos-Nest

1975 tarihli Guguk Kuşu filminin en güzel yanlarından biri genç Jack Nicholson’ın gereğinden fazla enerjisiydi. Onun varlığı filme adeta yaşam üflüyordu; aynı karakteri Mac’in yattığı akıl hastanesine yaşamı getirdiği gibi. Mac’in bu geveze halini filmde dengeleyen ise Şef’in ta kendisi. Hastanedeki herkes tarafından sağır ve dilsiz olduğuna inanılan Şef, kendisiyle konuşmaya çalışan kimseye tepki vermiyor. Mac, kendisiyle bir sakızı paylaşmayı teklif ettiğinde “teşekkür ederim” cümlesi dudaklarından döküldüğünde ise bu fikirlerin asılsız olduğunu anlıyoruz. Diğer insanların kendisini rahatsız etmesini bırakması için böyle bir yolu seçen Şef, tedaviden de bu şekilde kaçmış oluyor. İkilinin ilişkisi ise filmin en temel özelliklerinden biri. Şef’in son “hareketi” ise bu ilişkiyi unutulmaz kılmaya yetiyor.

2) Edward, “Edward Scissorhands”

Edward-Scissorhands

Bazı aktörlerin şimdi oynadıkları filmlere ve sergiledikleri performanslara bakıp geçmişte yaptıkları işe özlem duyduğumuz su götürmez bir gerçek. Johnny Depp’in 1990 tarihli Edward Makaseller filmindeki performansı da özlem duyulanlardan biri. Şimdilerde böylesi bir karaktere hayat vermek için fazla “cool” olduğunu düşünmek de bir hayli olası. Film, 1920’lerin Alman sineması ekolüne bir gönderme niteliğinde olup o zamanların yüksek kontrastlı ışıklı ve ağır makyajlı, abartılı oyunculuklarıyla ünlü dönemine değiniyor. Tim Burton bu temayı sevse de Edward Makaseller’de  melodramatik bir oyunculuk yerine tuhaf bir makyaj ve sessiz bir karakteri filmine dahil etmeyi seçiyor. Edward, yapımı yarım kalmış bir karakter olarak dünyayı gözlemleyip öğrenmeye çalışıyor. Anahtar nokta ise Johnny Depp’in gözleri ve derin bakışlarında bitiyor. O bakışlar zaten karakterin konuşması durumunda vereceği etkiden fazlasını seyirciye empoze etmeyi başarıyordu.

3) Dwayne, “Little Miss Sunshine”

Little-Miss-Sunshine

Aslında Paul Dano’nun bu filmdeki Dwayne karakterinin sessizlik yemini, filmin patlama noktasına kadar heyecanı doruk noktasında tutmak için yazılmış hileli bir öyküden ibaret. Guguk Kuşu’ndaki Şef karakterinde olduğu gibi Dwayne de, filmin bir noktasında konuşmak zorundaymış hissini vermek üzere kurgulanmış. En sonunda yeminini ağır küfürler eşliğinde bozduğunda ise seyircide tatlı bir rahatlama olduğunu söylemek mümkün.

4) Vito Corleone, “The Godfather Part II”

The-Godfather-Part-II

Robert De Niro’nun hayat verdiği Vito Corleone karakteri dilsiz ya da sessiz değil elbette; fakat konuşmayı pek fazla sevmediği kesin. Güçlü ve otoriter biri olmakla beraber sabırlı ve düşünceli bir karakter olması dolayısıyla dikkat çekiyor zira böyle bir tiplemeyi, klişe çete lideri olarak görmemiz pek mümkün değil. Bu durum, karakteri daha ürkütücü ve kurnaz gösterse de onu sempatik yapan yönlerden biri de bu. Robert De Niro ise tüm bunları bir seviye ileri taşıyor. Pek çok repliğinin İtalyanca olduğu düşünüldüğünde, İngilizce konuşan seyircinin kendi cümlelerini anlamada zorluk çekmemesi ve kendisiyle iyi bir bağ kurabilmesi için de hem fiziksel hem de duygusal bir iş ortaya koymak zorunda kalıyor. Sessizliğinin performansını güçlü kılmasına en güzel örnek ise merdivende işlenen ünlü cinayet sahnesinde gizli. De Niro o sahnede köşede donuk suratıyla soğukkanlı bir şekilde kurbanına ateş ediyor -oldukça sakin ve sessizce.

5) Mitch, “Waiting…”

Waiting

The Godfather gibi bir filmden Waiting…’e geçmek için geçerli bir bahane yok, onun için bu kısmı atlayalım. Kevin Smith’in ilk işlerinden, özellikle de Clerks’ten etkilenen eğlenceli ve basit bir bağımsız sinema örneğiydi bu film. Smith’in filmindeki Dilsiz Bob karakteri filmin odağında değildi; yalnızca seyirciye belli başlı komedi unsurlarını sunmakla görevliydi. Yönetmen Rob McKittrick’in Mitch’i kullanma şekli ise bundan çok daha farklı. Seyircinin kendini yerine koyması için daha basit bir karakter olan Mitch, diğer karakteri dinleyip kendisine güvenmelerini sağlarken bir yandan onlarla iletişime geçmeye, diğer yandan da görmezden gelinmeye mahkum kalıyordu. Karakterler Mitch’in (ya da seyircinin) ne düşündüğünü umursamıyordu. O, aynı bizim gibi, diğerlerinin dünyasını gözlemlemekle yetiniyordu. Fakat filmin sonundaki ters köşede karakterin ne kadar kötü biri olduğunu anlıyorduk. Lafını sona saklayan Mitch’in kelamları mantıkla uzaktan yakından alakalı değilken yalnızca öfkeden ibaretti. Elbette bu durum seyirci için komedinin kendisiydi fakat o an anlıyorduk ki Mitch de filmdeki diğer insanlar kadar kötü biriydi aslında.

6) Hattie, “Sweet and Lowdown”

Sweet-and-Lowdown

Herkes Woody Allen’ı Annie Hall, Manhattan, Hannah and Her Sisters, Crimes and Misdemeanors ve Match Point ile Midnight in Paris gibi güncel filmleriyle tanır. Lakin kendisi 70’lerden beri neredeyse her yıl bir film yapmıştır ve bundan ötürü de Sweet and Lowdown gibi bir filmin gözden kaçmış olması gayet olağandır. Filmin ne kadar güzel olduğu düşünüldüğünde bu durumun bir hayli üzücü olduğu da aşikar.

Sweet and Lowdown’ın en güzel yanlarından biri Samantha Morton tarafından canlandırılan Hattie karakteriydi. Azınlık Raporu filminde de karşımıza çıkan Morton, o filmde de pek fazla söz söylemiyordu fakat Sweet’te gerçek anlamda dilsiz. Asıl nokta ise kulaklarının duyuyor oluşu ve Sean Penn’in canlandırdığı jaz sanatçısı Emmet karakterine bu yüzden aşık olmasında yatıyor.

Bu performansıyla Oscar’a aday olup sayısız olumlu eleştiri alan Morton, geçmişte hiçbir şey söylemeden insanları etkileyen sessiz film karakterlerini hatırlattığı için de büyük sempati toplamıştı. Hattie, insanlara yalnızca gözleriyle büyülemenin ne olduğunu uzun yıllar sonra göstermeyi başarmıştı ve hiç şüphe yok ki onun Emmet’e olan bakışlarını, gerçek hayatta herhangi birinden görmek oldukça zor.

7) Melinda, “Speak”

Speak

Evet, yanlış görmüyorsunuz. Kristen Stewart, sinemanın başına gelmiş en kötü şeylerden biri olsa da kendisi bu listede yer almayı hak edecek bir işe imza atmış durumda. Speak isimli filmde genç aktris Melinda karakterine hayat veriyor. Little Miss Sunshine’ın Dwayne’i ile aynı özelliklere sahip olan bu karakterin ondan farkı ise sessizlik yemininin daha trajik ve ciddi bir durum olan cinsel istismara dayanıyor olması. Bu durum ve performansı gereği sessizliği uygun görülse de oyuncunun Speak’ten dört sene sonra çekerek ünlendiği Twilight serisi ve sonrasında da malum “sessizliğini” koruyor olması oyunculuk anlamında pek de parlak bir meziyet olarak görülmüyor. Yalnızca sessiz kalsa iyi, vücut dilini de kullanamıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Jane Campion Dosyası – Bölüm 1

Erkek hakimiyetindeki sinema, kadın eli değdiği anda farklı bir evren haline gelir....
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir