Lore (2012) Savaşın Gölgesinde

İkinci Dünya Savaşı, sinema tarihinin en çok işlenen temalarından biridir. Hemen hemen her sinema sektörü, bu tema üzerinden her türde film ortaya koymayı başarmış; bazıları tarihe isimlerini altın harflerle kazımışken bazıları da gerekli gereksiz denemeler kisvesi altında unutulmaya yüz tutmuş filmlerdir. Geçtiğimiz sene 31. İstanbul Film Festivali’nde seyrettiğimiz ve savaşın boyutunu diğer taraflardan birinin gözünden aktaran Roza‘da olduğu gibi mağdurların aksine mağdur edenlerin yaşadıkları mağduriyeti anlatan Lore (Savaşın Gölgesinde), yine geçtiğimiz yıl Filmekimi kapsamında seyretme şansını elde ettiğimiz başarılı bir filmdi. Avusturya’nın yabancı dilde Oscar adayı olarak Hollywood’a gönderdiği film, hem eleştirmenlerden hem de seyirciden büyük övgüler almış ve pek çok festivalde pek çok ödüle layık görülmüştü.

Avustralya doğumlu yönetmen Cate Shortland’in ikinci uzun metraj filmi olan Lore, annesi ve babası Nazi olan beş küçük çocuğun öyküsünü anlatıyor. Savaşın sonrasında ebeveynleri mahkum edildikten sonra büyükannelerinin yanında yaşayabilmek için yola koyulan bu beş karakterin yolculuğunu seyrettiğimiz filmde, filme de ismini veren abla tiplemesi üzerinden olayları gözlemleme şansına erişiyoruz. Politik yönü bir kenarda dursun, durağan yapısı ve seyirciye merak aşılaması sebeplerinin de etkili olmasından mütevellit bir yol filmi diyebiliriz bu yapım için. Yakıp yıkanların, masumiyet çağında olmalarına rağmen beyinlerinin nasıl bir takım yargılarla doldurulmuş olduğunu ve daha sonra yaşadıkları mağduriyeti, bu kısa süreli (fakat yüzlerce kilometrenin kat edildiği) maceraları sırasında izleme şansına kavuşuyoruz. Nazilerin yaptıkları sosyal yıkımın küçük yansımalarını, yıkımı yapanların evlatları da kendilerince deneyimlerken karşılaştıkları Yahudi bir genç sayesinde bir takım olgulara bakış açıları da değişiyor. Bugüne kadar sinemalarda defalarca kez izlediğimiz Yahudi soykırımı meselesi üzerinden yapılan primlere de böylece farklı bir bakış açısı getirilmiş oluyor; keza yaşananların yalnızca tek taraflı olamayacağını gösteriyor Shortland’in filmi. Elbette bunu yaparken fazla risk almaktan kaçınıyor ve işin yalnızca sosyolojik kısmına değinmekle yetiniyor. Erkek egemen toplumların yedikleri haltları çocukların ve kadınların çektiği acılarla anlatmayı tercih ediyor; böylece tematik anlatımına güçlü bir destek sağlamış oluyor.

Aynı zamanda senarist olan yönetmen, karakterleri yaratırken oldukça ince düşünmüş ve seyircinin empatisine açık tiplemeler yaratmaya çalışmış. Bu karakterlerin, özellikle önyargılarla yoğrulmuş Lore’nin evrimini ekrana yansıtmayı tercih ederek kaygısını da kolaylaştırmış. Büyükanne karakterini filme koyma sebebinin temelinde ise aslında Lore gibi bir filmin yapılış amacını oturtmuşa benziyor zira o kadar katı ve kendinden emin bir karakter, Nazi de olsa, Nazi kanına bu denli sert bir şekilde davranarak bir nevi tezat oluşturuyor.

Geçtiğimiz sezonun en beğenilen yapımların olup sinemaseverleri farklı deneyimlerle tanıştıran Lore, gerek duygusal yönüyle gerekse de realist bakış açısıyla pek çok şeyi kıvamında harmanlayıp önümüze sunan başarılı bir yapım. Doğaya açık mekanların yarattığı güzel görüntüler ile desteklenmesi bir kenarda dursun, seyredeni huzur ve huzursuzluk arasında getirip götüren birbirinden uzak ögeleriyle dikkat çekiyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Star Wars Episode I: The Phantom Menace (1999/2011)

Sizce George Lucas, 1977 yılında çektiği ilk Star Wars filminin daha sonra...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir