The Heat (2013) Ateşli Aynasızlar

Beyaz ekrandan beyazperdeye transfer olup iki sene önce Bridesmaids ile bir komedi filminin kolay kolay elde edemeyeceği başarılara imza atan Paul Feig’in, yine kendisi gibi televizyondan evrilme senarist Katie Dippold ile kafa kafaya vererek oluşturdukları yeni komedi The Heat, artık Oscar ödüllü bir oyuncu olduğundan mıdır bilinmez ekrana daha çok yakıştığını düşündüğüm Sandra Bullock ve komedinin yeni yüzü Melissa McCarthy’yi bir araya getiriyor. Alışık olduğumuz ikili polis komedilerine yeni bir soluk getirmek amacıyla yola çıkan Feig, yalnızca oyuncularının kabiliyetleriyle filmini ileri taşımakla yetinirken ortaya çıtır çerez bir eğlencelik koyuyor.

Bir uyuşturucu çetesini çökertmek için Boston polisiyle birlikte çalışmak üzere göreve gönderilen FBI ajanı Ashburn (Sandra Bullock) ile tanımlamak için çılgın kelimesinin yetersiz kalacağı dedektif Mullins’in (Melissa McCarthy) hiç de sıra dışı olmayan tek görevlik ilişkilerini anlatan The Heat’te söz konusu ikilinin, önceleri birbirlerine alışmakta bir hayli güçlük çekerken zamanla karşılıklı değerleri değişen ve işin duygusal boyutlarının ön plana çıktığı ilişkisi ele alınıyor. Gerek komedi gerekse dramatik anlamda defalarca maruz kaldığımız bu uyumsuz ikili hikayesi, aralara serpiştirilmiş birkaç eğlenceli detay dışında hiçbir yenilik sunmuyor. Mullins karakterinin kendine özgü mizahi yanı ile karakterin filmin en eğlenceli yanlarından olan kalabalık ailesi ile türdeşlerinden ayrılan The Heat, senaryosundan ziyade çoğu zaman oyuncuların ayakları üzerinde durabiliyor. Sandra Bullock’un daha ilk dakikalarda kendini gösteren komedi performansı, işin içine gereğinden-fazla-yetenekli Melissa McCarthy’nin de girmesiyle yükseldikçe yükseliyor. McCarthy, Bridesmaids ve yine bu sene gösterime giren Identity Thief’teki karakterlerine benzer bir tipleme ile seyirci karşısına çıkarak oyunculuk anlamında kendi yetenekleri dahilinde belli bir çizgiye oturduğunu ve bu çizgiden kolay kolay çıkmayacağının sinyallerini veriyor. Çoğu zaman senaryoya bağlı kalmıyormuşçasına doğal bir görünüm veren McCarthy ile kariyerine komedi filmlerini daha sağlam oturtması gereken Bullock, kelimenin tam manasıyla muazzam bir ikili oluşturuyorlar. Gerek karşılıklı diyalogları, gerekse yan karakterler devreye girdiğinde bıraktıkları hava yönetmenin Bridesmaids’te yakaladığı samimi atmosferin tekrar ortaya çıkmasına yardımcı oluyor. Eksik olan şey ise bu sefer senarist koltuğunda Kristen Wiig gibi yetenekli bir ismin olmaması. Parks and Recreation’ı iyi noktalara getiren biri olmasına rağmen Katie Dippold’un beyazperde için biraz daha emek vermesi gerekiyor.

Filmin ağır toplarından bir diğeri de yine oyuncu klasmanından giren Demian Bichir. Kimse adını sanını duymamışken birdenbire A Better Life’taki göz kamaştırıcı performansı ile Oscar adaylığı alan ve o sene ödülü kazanması gereken kişi olduğuna inandığım Bichir, her ne kadar komedi performansı sunan bir karakterle filme dahil olmasa da ben bu işi biliyorum dercesine sergilediği performansı ile filmin çıtasını belli belirsiz yükseltmeyi başarıyor.

Yeni bir şey sunmasa dahi yalnızca oyuncuların performansları için izlenmesi gereken The Heat, seyircisine eğlenceli dakikalar vaat ediyor. Hollywood’un komedi türü söz konusu olduğunda geleneksel yapısına bağlı kalmayıp üstünü iyice bir silkelemesi ve daha özgün işlerle seyirci karşısına çıkması gerekliliğini de bir kez daha hatırlatıyor. Zira artık sinema seyircisinin gözü, küçük numaralar için film izlemeyecek kadar açık.

Diğer yazıları Burak Hazine

29. Bağımsız Ruh Ödülleri Sahiplerini Buldu

Stüdyo filmlerine yüksek bir bütçe sınırı koyarak bağımsız gibi gösterip onları ödüllendiren...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir