A Field In England (2013) Büyülü Tarla

Televizyonda ve sinema sektöründe yönetmen sıfatıyla adını çok kısa süredir döndüren Ben Wheatley’i 2011 tarihli Kill List ile tanımış ve geçtiğimiz sene Sightseers ile yükselişine tanık olmuştuk. Gelecek vaat eden yönetmenler listesine otomatikman giriş yapan Wheatley, sıradaki filmi Büyülü Tarla ile çok geçmeden ülkemiz seyircisi ile Filmekimi 2013 vasıtasıyla buluşuyor. Festival seçkisinde en çok merak ettiğim film olan Büyülü Tarla’nın beklentilerimin çok daha üstüne çıkarak on günlük festival maratonu sonunda zirveyi zorlayacak bir yapım olacağını filmi seyretmeden önce tahmin dahi edemezdim.

Büyülü Tarla, isminde olduğu gibi seyirciyi her saniyesiyle kendine çeken ve olağanüstü bir şekilde bağlayan bir yapıya sahip. Wheatley’nin kariyer-boyu-arkadaşı Amy Jump ile birlikte aldığı filmin senaryosu 1648 yılının İngiltere’sinde geçiyor. Birkaç savaş kaçağının birbirlerini bulup bir arada hareket ederek pek de uzakta sayılmayacak bir birahaneye doğru yaptıkları yolculuk sırasında başlarına gelen tuhaf ve gerçeküstü olayları ele alıyor. Kaçaklar, bir süre sonra karşılaştıkları bir ölüm büyücüsü olan O’Neil (Michael Smiley) tarafından esir alınarak büyücünün gömülü olduğu bir hazineyi aramaya başlıyorlar. Ölüm büyücüsü, kaçaklar arasında iktidarını özellikle Akbaş (Reece Shearsmith) üzerinde göstermeyi tercih ediyor. Hazineyi bulma görevini yaptığı büyü ile ona veriyor. Ölümden ve savaştan korkan adamların çektikleri acılara yenilerinin eklenmesi ile hikaye devam ediyor.

article00

Seyircinin gördüğü kadarıyla öyküsü kısaca böyle olan Büyülü Tarla, pek çok yönüyle Wheatley’nin zekasına hayran bıraktırıyor. Kaçakların açlıktan ölmek üzereyken bulup yediği mantarlar sonrası gelişen olaylar, zaman zaman karakterlerin gerçekle olan bağlarının kopuşundan ziyade sihrin varlığı hissiyatını yaratıyor. Bu, yönetmenin filmini kurgularken özellikle dikkat ettiği belli olan bir özellik. Karakterleri yaratırken de hayli özen gösteren Wheatley ve Jump, O’Neil için ürkütücü ve iktidar sahibi bir çerçeve çizerken diğer ana karakter Akbaş için dönemine göre entelektüel, itaatkar bir betimleme kullanıyor. İkilinin O’Neil’ın çadırında geçirdiği bölümü anlatan sekans ise filmin zirve noktasını oluşturuyor. Yavaş çekimi ile dikkatleri toplayan bu sekans, modern sinemanın arayıp da ancak nadiren bulabildiği bir başarı diyebiliriz. Akbaş’ın çığlıklarının ardından çadırdan çıkışı ve vücuduna bağlanmış ipleri görmezden gelmişçesine koşuşu, hele ki siyah beyaz bir filmde tanık olunabilecek en çarpıcı sahnelerden biri.

a-field-in-england-1024_LRG

Wheatley’nin filminin en güçlü yönlerinden biri de hiç şüphesiz görüntüyü yaratma ve kullanma tercihleri. Karakterlerin merkezi sinir fonksiyonlarının allak bullak oluşunu tanıdık metotlarla fakat çarpıcı müzikler ve anlamlandırmakta/yakalayabilmekte zorluk yaşatan karelerle gözler önüne seren Büyülü Tarla’da yönetmenin filmin önemli sekans geçişlerinde kullandığı tablo/poz taktiği ise şapka çıkarılacak cinsten. Bölüm bölüm ayrılmışlık hissiyatı yaratan bu taktikte Wheatley, karakterlerini sanki bir ressama poz verirlermiş gibi minimum harekette sabitliyor ve çoğu zaman kamerayı bakış açılarında tutmayı uygun görüyor. Böylelikle filmin büyüsü çok daha ileri bir boyut alıyor. Seyirci bir yandan karakterlerin modern/postmodern varsanı ve sanrılarıyla göz mastürbasyonu yaparken öte yandan klasik tablovari pozları ile tatmin düzeyini azami düzeye çıkarabiliyor.

Başından sonuna kadar enfes müziklerin eşlik ettiği Büyülü Tarla’nın bestelerini daha önce hiçbir yapımda karşımıza çıkmayan bir isim olan James Williams üstlenmiş. Açıkçası en az filmin kendisi kadar çarpıcı ve büyüleyici olan bu müziklerin ardından müzisyenin kariyerinde olumlu gelişmeler olacağını iddia etmek hayalperestlik olmayacaktır.

Doksan dakikalık süresi boyunca siyah beyaz görüntülerin birbiri ardına, bütünlük sağlama kaygısı olmaksızın sıralandığı Büyülü Tarla, kendinizi bir kez kaptırdıktan sonra göz açıp kapayıncaya kadar sonlanan harikulade bir yapım. Filmekimi 2013 seçkisinin en iyilerinden biri olmasının yanı sıra sezonun da en iddialı yapımlarından. Kubrick atmosferini hissettirdiği tekniği ve tekrar tekrar duymak isteyeceğiniz replikleri ile de unutulmayacaklar listelerinde kendine rahatlıkla yer edinebilir.

Diğer yazıları Burak Hazine

En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı Oscar Aday Adayları

Aşağıda listenen 7 film, gelecek şubat ayında düzenlenecek olan 85. Oscar Ödülleri’nde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir