Ilo Ilo: Uzakdoğu’nun Sıradan Yaşamları

Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera Ödülü’nü kazandıktan sonra Singapur adına yabancı dilde en iyi film Oscar yarışına katılan Anthony Chen filmi Ilo Ilo, seyrederken çok da yabancılık çekmediğimiz bir hikayeyi anlatıyor. Yabancılaşmanın ve zamanla sıradanlaşmanın öyküsünü Uzakdoğu perspektifinden anlatan film için, milenyum sonrası ülkesinde aktif olan yönetmenin uluslararası arenada uzun metraj statüsünde ilk başarısı diyebiliriz. Daha önce yaptığı kısa filmlerde Berlin ve Cannes’da yarışan Chen, hikaye anlatıcılığında iddialı bir yönetmen olacağının sinyallerini veriyor. En azından kendisini yeni yeni tanıyan bizlerin bakış açısından durum böyle gözüküyor. Filmekimi 2013 programında yer alan ve ilk başlarda bir çeşit problem çocuk hikayesi seyredeceğimizi sandığımız Ilo Ilo, zaman geçtikçe kaygıdan uzak bir tema barındırdığını da hayli açık bir şekilde belli ediyor.

Orta halli bir ailenin evine hizmetçi ve çocuk bakıcısı olarak gelen Terry’nin yaşadıklarına odaklanan yönetmen, bir yandan kendi evreninde gelişen bir çocuğun kapalı iç dünyasına göz atarken öte yandan kendi problemleri içinde bencilliklerini konuşturan ebeveynlerin karmaşık yaşantılarını perdeye yansıtıyor. Tüm bu kargaşa içinde küçük çocuk Jiale’yi anlamaya çalışan tek kişinin yabancı bir kadın oluşu da yozlaşmanın ve kaybolmanın içler acısı durumunu gözler önüne seriyor. Anne karakterinin hamileliğin de getirdiği bir umutsuzluk evreninde yaşaması, babanın ise aileyle kopuk olan bağları tüm bu olanları tetikleyen etkenler oluyor. Daha filmin ilk dakikalarında anne karakterinin “çocuğun olunca bazı şeyleri anlarsın” söylemi hem kendi kişiliği hem de filmin seyri konusunda ipuçları veriyor.

ilo-ilo-familyIlo Ilo’da dikkat çeken detayların arasında en önemlisi, hikaye kurgusunun oradan buradan beslenen evrenselliği. Yönetmenin özellikle olayların geçtiği ev tasvirinde bizimkine yakın kültürel olgular gözlemleme şansına erişiyoruz, öte yandan anne karakterin bir zaman sonra insanların beynini yıkayan programlara kendini kaptırması da Amerikan kültürünün küçük etkilerini göstermek için kullanılmış. Bir diğer tarafta ise din olgusunu da çarpık bir şekilde işleyen Ilo Ilo, tabandaki zıtlıkları bu vesileyle yansıtmanın ilk adımlarını atıyor. Baş karakter diyebileceğimiz Terry’nin çevresinde gelişen olaylar, yönetmenin bir yandan göçmen işçi problemi konusunda küçük bir farkındalık yaratmaya çalışması olarak görülürken anne karakterinin tüm çabalarına rağmen Terry’nin alışılmış iftiralara maruz kalarak mağdur durumuna düşmesine tanık olamayışımız da Ilo Ilo’nun sıradan bir öykünün aslında kafamızda kurduğumuz klişe örgülerle devam edemeyebileceğini göstermesi açısından önem arz ediyor.

Filmde seyirciye hissettirilen ama altının bir türlü doldurulmadığı bir takım durumlar da mevcut. Dedesine düşkün olduğunu anladığımız Jiale’nin yaramaz çocuk tiplemesinin kaynağına göz atılması filmi daha değerli kılabilecek iken bir diğer bakış açısıyla değerlendirdiğimizde yönetmenin bir çocuk analizi yapma fikrine pek de sıcak bakmadığını anlayınca kurguyu olduğu gibi kabul etmenin daha farklı bir tat sunduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Ebeveyn olma konusunda başarısız olan iki insanın, kendi sorunlarında boğulmaları sonucu çocuklarıyla olan bağlarındaki gevşemeyi ve eve giren bir yabancının bazı şeyleri nasıl değiştirebileceğini sıradanlıktan faydalanarak anlatan Chen, Ilo Ilo ile gözlemci bakışı takip edilesi yönetmenler kulvarına adını yazdırıyor. Filmekimi 2013 seçkisinin en özel filmlerinden olmasa da Ilo Ilo’yu değerli kılabilecek detay sayısı az değil. Hele ki anne karakterine hayat veren Yann Yann Yeo‘nun senenin en iyi performanslarından birine imza attığını düşünürsek.

Diğer yazıları Burak Hazine

Altın Burtakal Sezon Ortası Ödülleri – Adaylar

The Dark Knight Rises iki oyunculuk ve altı teknik dalda; toplamda 8...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir