Klasik ve Modern Sinema Üzerine Bir Deneme: “Silah”

Klasik anlatı, Antik Yunan’daki Dionysos şenliklerindeki keçi türküleri ve tragedya oyunlarından günümüz sinemasına kadar başta şiir olmak üzere neredeyse büyün sanat dalları içerisinde var olan anlatı biçimidir. Modernist anlatı ise sinemada sanat akımları olan fütürizm ve konstrüktivizmden etkilenen Dziga Vertov ve onun Kino Glaz Manifestosu ile başlar.

“Sinema tarihi boyunca kitlelerle buluşma, onları etkileme gücü ve uzun ömürlü olma açısından baskın olan anlatım biçimi klasik anlatı biçimidir” der Ayşen Oluk. Bunun iki nedeni vardır; birisi klasik anlatılı filmlerin seçtiği konular, diğeri ise dramatik yapının ögeleri. Klasik anlatı filmleri bu dünyanın içinde popüler kültürün önemli bir kısmını işgal eden aşk, cinsellik, tutsaklık, özgürlük, zengin, fakir, kahramanlık, dayanışma, cesaret, kıskançlık, hırs, rekabet vb. temalarını alır. “Klasik anlatı filmleri ekonomik anlatım ilkesine dayanır. Temayı ve temel çatışmayı hızlı ve doğrudan bir şekilde iletebilmenin en ekonomik yolları kullanılır. Karakterizasyon konusunda da ekonomi ilkesi geçerlidir ve genellikle klasik anlatı filmlerinde standart film karakterleri inşa edilir. Az sayıda özellik tarafından belirlenmiş bu karakterler kolay anlaşılır ve hemen tanımlanabilir.” Bu sayede dramatik anlatının özdeşlik ögesi kurulabilir. İzleyici ana karakteri anlayıp, olay örgüsü içindeki adımlarını özümser ise özdeşlik kurulur. Modernist sinema ise buna karşı olarak yabancılaştırmayı kullanır. Brecht, oyunlarını sahnelerken anlamsız bir yerde oyun kesilir ve seyirciye bir şey sorar, konuşur. Bu sayede tam anlamıyla izleyicinin hevesini kursağında bırakır. Katharsis’e ulaşmamasını sağlar. Brecht oyunlarından sonra verebileceğimiz bir örnek de sinemada Fransız Yeni Dalga yönetmeni Jean-Luc Godard’ın filmleridir. Godard ise yabancılaştırmayı arkadan geçen bir ışıkçı ile yapar.

Klasik anlatılı film için izleyici tek tek bireyler değil, bir kitledir. Modernist film içinse izleyici bir kitle değil, bireydir. Klasik anlatının bu tutumu yeni bir şey değildir. Antik Yunan’da da aynı amaçla kullanılır. Halk tiyatro oyunlarına, tragedya oyunlarına gider ve oynanılan oyunlar halkı döneminin toplum özelliği dışına çıkmaması için programlar. Klasik anlatı bu aşamada bir propaganda amacı olur. Anayasa, töre ve toplumsal hiyerarşinin devamı işlenir ve köleyi köle olduğu, köylüyü köylü olduğu için memnun etmeye zorlar. Klasik anlatının halk üzerindeki bu etkisi nedeniyle Sovyet sinemacı Dziga Vertov, Kino Glaz Manifestosu ile bu anlatı türüne karşı çıkar. Modern sinemanın hikayelerden arınmasını, sinemanın hikaye anlatmak değil gerçekliği göstermesi gerektiğini savunur. Vertov’a göre makyaj, oyuncu, sahne düzenlemesi, diyalog gibi ögeler aslında gerçekliği bozan şeylerdir. Sinemacı gerçeği yakalamalıdır.

Klasik anlatı filmleri birbirlerinden çok farklı görünmelerine rağmen birbirlerine yapısal olarak benzerler. Anlatı yapısı ve bu yapının yarattığı karakter ve öykülerin temel özellikleri yıllarca değişmeden kalmıştır. Bunun nedeni endüstrinin elde ettiği kârı garantilemek için daha önceden denenmiş ve tutmuş formülleri küçük revizyonlarla yenilemesidir. Bu endüstrinin en bariz örneği Hollywood sinemasıdır.

Bir Hollywood filmi seri halde, birbirlerine benzer olarak ve hızla üretiliyorsa tüketicisi de onu kitlesel olarak ve hızla tüketir. Bir başka deyişle üretim biçimi, tüketim biçimini belirlemiştir. Modernist sinema ise tek tek, görece uzun sürede ve özgün, biricik olarak üretilen filmdir ve izleyicini de böyle görür.

Bu yazı Bekir Emre Öğüt tarafından kaleme alınmış ve kendi izni ile burada yayınlanmıştır.
Diğer yazıları Burak Hazine

8. Asya Pasifik Film Ödülleri Kazananları

Bu yıl sekizinci kez düzenlenen ve Asya ile Okyanusya kıtalarındaki sinema eserlerini...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir