This Is the End (2013) Buraya Kadar

Televizyondan çıkıp beyazperdede tutunmayı başarmış sayılı komedyenlerden olan Seth Rogen, son filmi This Is the End’in senaryosunu Evan Goldberg’le birlikte yazıp yine kendisiyle yönetmen koltuğuna oturdu; bir de üstüne filmin başrolünü üstlendi. 2008 tarihli Pineapple Express’te karşımıza çıkan genç kadronun üstüne yapılan popüler kültür sanatçılarıyla kadrosunu kalabalıklaştıran film, absürt komediyle bilim kurguyu harmanlayan bir kıyamet senaryosu çiziyor.

Herkesin kendi gerçek karakterini canlandırdığı This Is the End, Jay Baruchel’in Seth Rogen’ı ziyaret etmek için Los Angeles’a uçmasıyla başlıyor. Baruchel LA’ı sevmeyen, dindar ve ekibin diğer elemanlarına kıyasla daha sakin bir portre çizerken Rogen her zamanki gibi çatlak parti insanıyla aptal ve saf erkek imajı arasında kendine yer edinmiş bir karaktere hayat veriyor. İkili, James Franco’nun Hollywood Tepesi’nin eteklerinde inşa ettirdiği yeni malikanesinde verilen partiye gittiklerinde karşımıza Rihanna’dan tutun Emma Watson’a, Michael Cera’dan Jonah Hill’e ve Paul Rudd’a Hollywood’un ve sanat çevresinin genç isimleri çıkıyor. Bu sırada dünya, ne olduğuna anlam veremediğimiz bir felaketle sallanıyor. Önceleri deprem gibi gözükse de zamanla kıyametin ta kendisi olduğunu anladığımız afetler, Franco’nun evinin tam önüne devasa bir çukur açıyor. Karakterlerin büyük bir kısmı bu çukurda can verirken asıl komedi de başlamış oluyor.

Birbirinden farklı fakat absürt davranışlarda sınır tanımayan altı kişi, James Franco’nun evinde kapana kısılmışken hayatta kalmanın yollarını arıyorlar. Emma Watson günlerce bir su borusunda hayatta kaldıktan sonra kısa bir süreliğine altı erkeğin yanına sığınsa da onların yanında daha fazla kalamacağını (sebebini tahmin etmekte güçlük çekmezsiniz) anlayıp eline bir balta alarak bad-ass modunda filmi terk ediyor. Jonah Hill’in bir iblisin tecavüzüne uğraması sonucu içine şeytan girmesi ve ekibin The Exorcist’ten öğrendiği metotlarla şeytan çıkarma çabalarının yanında hep birlikte Pineapple Express’e kendilerince bir devam filmi çektikleri sahne de Watson’ın yarattığı komedi silsilesini devam ettiren eğlenceli fikirlerin başında geliyor. Argo ağzın da bolca kullanıldığı film, sonlara doğru James Franco vesilesiyle bu konuda da son şakasını yapıyor. Ayrıca özellikle belirtmek gerekir ki filmde kullanılan şarkıların hikayeye yediriliş biçimi muazzam.

Geneline bakıldığında klişeleşmiş bir takım olgularla dalga geçmekten zevk alan senaristlerce kaleme alınmış bir öyküye sahip olsa da, This Is the End için başarılı bir komedi örneği demek yerinde olacaktır. Oyuncuların performansları pek bir kaygısı olmayan, kendini dahi ciddiye almayan bir film için hayli kabul edilebilirken özellikle Jonah Hill’in çizdiği sevgi kelebeği portresiyle akıllarda kalacağını söylemek mümkün. Danny McBride’ın asi ve kendine güvenen karakterini sindirmesi ise oyuncunun filmin en sempatik karakterlerinden biri haline gelmesine yardımcı olmuş.

En devasa iblise bile en az kendisi kadar devasa bir penis eklemekten çekinmeyen This Is the End, argo kültürüyle cinsellik üzerine kurulu komediyi bilim kurgu çerçevesinde birleştiren, ortalamanın hayli üzerinde bir yapım. Bahsettiğim gibi, kendini ciddiye almayan bir filmden fazlasını bekleyenlerin bu filmi seyretmesine pek de gerek yok. Öte yandan eğlenceli bir 100 dakika geçirmek isteyenler için senenin en orijinal komedilerinden biri.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Door (2012) Kapı

Das Leben der Anderen’dan tanıdığımız Martina Gedeck’in, filmekimi’nde boy gösterdiği iki filmden...
Devamı

1 Comment

  • beklediğimden iyi bir filmdi, genelde seth rogenın oynadıgı genelde komedı oldugu soylenen ama komıklıkle alakası olmayan o kadar fılmınden sonra buna da onyargılı yaklasmıstım ama bu ıyı geldı gercekten eglencelıydı hakkını verelım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir