Yerçekimi (Gravity)

2006 tarihli Children of Men (Son Umut) filmi ile Hollywood’daki yönetmen sineması çıtasını yükselttikten sonra uzunca bir süre sinemadan elini ayağını çeken Alfonso Cuaron, birkaç senedir ser verip sır vermediği son filmi Yerçekimi ile yarattığı olağanüstü heyecan dalgasını sonlandırdı. Cuaron’un hikaye anlatıcılığındaki eşsiz becerileri ve üst düzey teknik başarıları ile başyapıt statüsüne girebilecek Yerçekimi, bir filmin kaybetmeye en mahkum yönüyle; yani senaryosuyla seyircisini hayal kırıklığına uğratsa da uzun süren bekleyişin ardından bu sezon eleştirmenlerin ve izleyicilerin favorisi haline geldi.

Ryan (Sandra Bullock) ve Matt (George Clooney) isimli iki NASA astronotunun uzayda başlarına gelen bir kaza sonucu sonsuz boşlukta savrulmaları ve hayatta kalma çabalarını anlatan Yerçekimi, yaklaşık on beş dakika süren bir plan sekansı barındıran büyüleyici ve efsanevi bir açılışla seyircisini selamlıyor. Cuaron’un Son Umut’ta yarattığı ve kendine hayran bırakan uzun plan sekansların ardından Yerçekimi’nin benzer bir şekilde açılması heyecanı bir anda üst düzeyde tutsa da o noktada tutunabilmesi fazla uzun sürmüyor. Şimdilerde yönetmenliğe adımını atmaya hazırlanan oğlu Jonas Cuaron ile birlikte yazdığı senaryosunda yönetmen, Amerikan fikir yapısının klişelerinden uzaklaşmayarak tatmin edicilikten uzak ve mucizelerle çevrili bir öykü oluştursa da elindeki malzemeyi sunuma hazırlayış ve işleyiş şekliyle bu açığın üstesinden rahatlıkla geliyor. O anda Cuaron’un önüne ne koyarsanız koyun, yönetmenlik becerileri ile tarifi zor bir karışım hazırlayıp karşısındakini kendine hayran bırakacağını bir kez daha anlıyorsunuz -ki Harry Potter gibi vasat bir serinin en unutulmaz filminin altında bu sinemacının imzası olması da çok daha erken bir noktada bunun farkına varabilmek için yeterli bir sebepti.

Cuaron’un filmi Yerçekimi, her ne kadar sonsuz boşlukta, dünyaya tepeden bakarak ve oraya ulaşmanın zorluklarını düşünerek geçse de aslında klostrofobik bir eser. Hepi topu doksan dakika süren filmde Ryan karakterinin çaresizliği ve kapana kısılmışlığını seyirci koltuğunda, zihninizin en derinliklerindeki korkularınızla bütünleşerek hissetmeniz bir yana; bunun yanında pompalanan adrenalinin damarlarınızdan geçtiğini o noktada fark edebilmeniz -daha doğrusu size fark ettirilebilmesi- her sinemacının harcı değildir. Ryan’ın oksijeni azalırken size nefesinizi tutturmayı başaran bir yönetmenden bahsediyoruz, daha ne olsun? Onun stresini, anksiyetenin doruğunda, koltuğa bağlanmışlık hissinden kurtulmak istercesine yenmeye çalışıyoruz. Bunu düşünürken senaryodaki pürüzlerin yanında filmde bolca yer alan mantık hatalarını da bir kenara koymak zorunda kalıyoruz zira yönetmenin bu konular üzerinde fazla düşünmediği, seyirciye vermek istediği şeyin ve kaygısının çok daha farklı olduğunu anlıyoruz. Yapımcı stüdyonun filmin asıl senaryosu üzerinde değişiklikler yaptığını açıklayan Alfonso Cuaron, bu vesileyle seyir esnasında rahatsızlık duyduğumuz Amerikan-kahraman-fenomeninin kaynağı konusunda da ipucu vererek kendisine gelecek eleştirilerin önüne bir engel koymuş oluyor. Aksi takdirde biliyoruz ki böylesi zeki bir sinemacının yüksek bütçeli çöp bilim kurgu filmlerinden hallice bir menüyü sinemaseverlerin önüne koyması kabul edilemez.

GRAVITY

Yerçekimi hakkında gün geçtikçe elde ettiğimiz bilgiler ışığında herkesin kafasında oluşan soru ise, filmin vizyona girmesiyle artık cevaplanmış oluyor. Stanley Kubrick’in başyapıtı olarak kabul edilen 2001: A Space Odyssey ile kıyaslanacağı en başından beri alın yazısı olan Cuaron’un filmi, senaryodaki eksiklikler sebebiyle 2001’in felsefesinin yanından dahi geçemezken Kubrick’in bundan on seneler önce kendi çekim teknikleriyle donattığı başarısının üstesinden Cuaron daha farklı metotlar kullanarak gelmeye çalışıyor. Kubrick’in evrimi ve yeniden doğuşu, var oluşu sorgulayan bakış açısına yaklaşmaya çalışan Cuaron, pek çok kez seyircisini ters köşeye yatırarak bitirmediği filminde özellikle final bölümünde benzer bir tematik duruş yakalamaya çalışsa da bu yönden üstatla yarışamıyor.

Filme hiçbir şey katmayan Matt karakterine hayat veren George Clooney’nin performansından bahsetmenin yersiz olduğunu belirtmek gerekiyor fakat Sandra Bullock’un tek mekan ve tek karakter olgusunun ikinci kısmını başlı başına oluşturması sebebiyle birkaç övgüyü hak ettiğine inanıyorum. Tüm filmi, yönetmenin kendini hissettirdiği işleyiş mekanizması ve teknik yönler bir yana, tek başına sırtında taşıyan Oscar ödüllü aktris, her ne kadar bizi çoğu zaman yalnızca surat mimikleriyle karşı karşıya bıraksa da seyir zevkinden bir şeyler alıp götürecek bir iş çıkarmadığı için tebrik edilmeli. Fakat buna rağmen gösterişli ve abartılı bir performans sergilediğini iddia etmek manasız olacaktır. Lakin özellikle tenzih edilmesi gereken bir umudu kaybetme bölümü var ki Bullock’un tatminkarlıktan uzak oyunculuğunu unutturmayı başarıyor.

Pek çok film oyunculuklarıyla kendini gösterir, bazılarını sevip sayma sebebimiz ise başarılı senaryolarıdır. Bir kesim ise sinemayı sadece göz mastürbasyonu amacıyla kullanmayı tercih eder. Tüm bunların aksine Yerçekimi için Alfonso Cuaron’un filmi demek gerekiyor. Yönetmen bu son filminde kendini kanıtlamış, Hollywood sektöründe artık çok sıkça gördüğümüzün aksine ön plana kendi işini çıkarıyor. Her zaman çıtayı yüksekte tutan bir sinemacı için bu film, Cuaron’un rüştünü ispatladığının açık bir göstergesi oluyor. Sinemaya gönül vermişler tarafından yıllar sonra hatırlanacak olmasının sebebi ise ne muazzam efektleri, ne tüyler ürpertecek kadar muhteşem müzikleri (buradan tüm soundtrack albümünü dinleyebilirsiniz) ne de kameranın karşısına geçen bir oyuncunun mucizelerle dolu macerasıdır; Yerçekimi’ni unutulmaz kılacak olan şey Alfonso Cuaron’un yönetmen sinemasına getirdiği taptaze soluktan başka bir şey değil.

*Filmle alakalı yönetmen ve oyuncuların röportajlarını, teknik detayları içeren klipleri buradan seyredebilirsiniz.

Diğer yazıları Burak Hazine

İstanbul Modern’den 15 Saatlik Belgesel Maratonu: Sinemanın Hikayesi

İstanbul Modern Sinema, Sinema Sponsoru D-Smart’ın katkılarıyla 19- 29 Aralık tarihlerinde Sinemanın...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir