Dünya Sineması

Published on Ekim 5th, 2013 | by Burak Hazine

Kim Ki Duk’tan Moebius (2013)

Share Button

Geçtiğimiz sene sansasyonel bir biçimde Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü The Master‘dan (Paul Thomas Anderson) kaparak merak uyandırıp, hemen ardından Filmekimi’nde seyrettikten sonra Kim Ki Duk’un filmografisinin en özel parçalarından biri haline gelen Acı‘nın (Pieta) ardından çılgın Uzakdoğulu yönetmen, bu sene yine Venedik’te gösterilen son filmi Moebius ile sınırlarını zorluyor. Kendi ülkesinde dahi sansüre uğramadan vizyon şansını zar zor bulan film, şiddetten beslenen Ki Duk’un bugüne kadar yaptığı işler arasında çok farklı bir noktada konumlanıyor.

Tamamı repliksiz çektiği Moebius’ta Kim Ki Duk, aslında yabancılık çekmeyeceğimiz bir aile dramını farklı bir telden çalarak anlatıyor. İlk filmini 30’lu yaşlarının başında seyreden bir sinemacı için klişeleşmiş öyküleri bu kadar marjinal metotlarla anlatmanın övgüye değer olup olmadığı konusunda içinden çıkılmaz bir fikir ayrılığına düşsem de her seferinde aynı şeyleri, aynı sunumla seyretmekten bıkmış sinema izleyicisi için Ki Duk’un bir mücevher görevi gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Moebius da bu kıvamı yakalamayı başarıyor. Filmin öyküsüne kısaca baktığımızda karısını aldatan bir koca ve ondan intikam almak için cinsel organını kesmeye çalışan bir kadını görüyoruz. Kadın, kocasının penisine müdahale edemeyince erkeğe zarar vermenin en kolay (fakat doğruluğu tartışılan) yolunu seçiyor ve kendi öz oğlunun penisini keserek evi terk ediyor. Baba, oğlunun cinsel işlevini kaybetmesindeki suçluyu kendisi olarak görüyor ve bunun üstesinden gelmek için çabalıyor. Tıbbi anlamda penis nakli gerçekleştirilinceye kadar oğluna orgazmı tattırmanın uç metotlarını öğretiyor. Ona hem daha yakın olmak hem de suçluluk duygusundan kurtulmak için elinden geleni yapıyor. Derken bir gün anne karakteri eve dönüyor ve oğlunu cinsel tatmine ulaştırabilecek tek kadının kendisi olduğunu anlayarak fedakarlıkta ve ana yüreği dediğimiz fenomende yeni bir sınır çiziyor.

fullsizephoto341270

Önceki Ki Duk filmlerinde olduğu gibi fiziksel ve cinsel şiddetin ön planda olduğu Moebius’ta olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki seyirci daha ilk dakikalarında ürkmeye başlıyor. Haykırışlar, çığlıklar, ağlama ve gülme efektleri dışında hiçbir şekilde insan sesine yer verilmeyen bir filmde seyirciyi ilk anlardan itibaren filmin içine hapsetmenin zorluğu bir tarafa, bunu başarırken uygulanan yöntem seçimi Moebius’a kimlik kazandıran önemli bir etken. Yönetmenin önceki filmi Pieta’da olduğu gibi anne oğul ensest ilişkisine göz atmasının yanı sıra, anlam verilmesi zor bir baba oğul portresi çizmesi de Moebius’u farklı kılıyor. Fakat bu portrenin filme olan katkısı ve seyri kolaylaştıran (zorlaştıran?) dallanmalarla olan ilişkisi tartışmaya açık diye düşünülebilir.

Yönetmenin filmlerinin mottosu olarak görülebilecek “acıyla zevk vermek/almak” trendi, Moebius’ta da kendini fazlasıyla belli ediyor. Seyirciye şiddet üzerinden seyir zevki yaşatması bir kenara dursun, filmlerindeki karakterlere de bunu uygulamayı seviyor Ki Duk. Moebius’ta ise bu olguyu ereksiyon kabiliyetini kaybetmiş iki erkeğin birer taşı ekstremitelerine sürterek orgazma ulaşma, bu süreçte ve sonrasında ise dayanılmaz bir acıya katlanma şeklinde işliyor. Düşününce filmin seyretmesi en zor kısımları, iktidarın göstergesi olarak lanse edilen (ki filmde de bu vurguya dikkat çekiliyor) uzuvların kanlanma metotlarındaki değişiklikten ziyade zevke ulaşmanın farklı yöntemlerini tadan karakterlerin ifadeleriydi.

Geçtiğimiz ay Türk Kore Film Haftası kapsamında İstanbul’a gelerek ülkemizdeki hayranlarıyla buluşan ve sempatisi ve pozitif duruşuyla dikkat çeken bir yönetmeni gördükten sonra filmografisinin bu yönde şekillenmesinin altında ne gibi sebepler yatabileceği bulutları zihinleri meşgul ededursun; Kim Ki Duk’un Moebius’u şiddet olgusunun abartıldığı ve yönetmenin sinemada gerçek akımından ziyade absürt bir şekilde gerçeküstücülük sularında gezindiğini gösteren vasat bir yapım. Her ne kadar seyirci için farklı işleyişleri deneyimlemek olumlu bir etki ve hayranlık bıraksa da bu durum, Moebius’un eksikliklerini kapatmaya yetecek kadar güçlü değil bu sefer. Repliksiz bir filmde karakterlere anlatıcılıkta önemli görevler düştüğü halde filmde bunu hissedememek, hikayenin de havada kalması hissiyatını doğuruyor -ki bu bir filmi iyi yapmamak için fazlasıyla yeterli bir sebeptir.

Kim Ki Duk’tan Moebius (2013) Burak Hazine
Senaryo
Teknik
Oyunculuklar
Yönetmen

Sonuç:

2.8


Kullanıcı Oyları: 2.7 (4 oy)


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: info@sinematopya.com



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑