Renoir (2012)

Mavi En Sıcak Renktir‘in vizyon tarihinin Akademi tarafından belirlenen sınırlara uymaması sebebiyle Fransa’nın Oscar adayı olarak seçilen Renoir, resim ve sinema sanatının iki önemli ismi Pierre-Auguste Renoir ve oğlu Jean Renoir’nın yaşamlarının bir kesitine odaklanan ve ilk gösterimini Cannes’da yapmış bir Gilles Bourdos filmi. Empresyonizmin en büyük temsilcilerinden olan Renoir’nın kendi ismini taşıyan büyük oğlu Pierre’in oğlu Jacques Renoir’nın çalışmalarına dayanan senaryo üzerine kurulu film, ressamın pek çok tablosunu süsleyen Andrée’nin Renoir evine gelişiyle açılıyor.

Yaşlılığı ve hastalıkları sebebiyle elden ayaktan düşmüş olmasına rağmen en büyük tutkusu ve yaşama sebebi olan resim sanatından vazgeçmeyen Pierre-Auguste Renoir’nın yakın zaman önce hayata gözlerini yuman eşi, büyük ustaya tam da aradığı gibi bir model bulmuştur: Andrée. İkili, bir yandan çalışmalarını sürdürürken öte yandan aralarında tarifi zor bir bağ kurulur. Bu bağın yıpranmaya başlaması ise ressamın ortanca oğlu olan Jean’ın sakatlığı sebebiyle savaştan dönmesiyle kendini gösterir. Andrée ile Jean arasında tutkulu bir aşk başlar. Jean, bir yandan geleceğin en büyük yönetmenlerinden biri olmak için küçük adımlarını atar, ayrıca Andrée’ye olan aşkı ile kör duyguları arasında kalarak tekrar savaşa gitmenin yolunu yapar.

still-of-michel-bouquet-in-renoir

Her ne kadar sinemasever kesim tarafından kabul edilen bir tabir olmasa da, Renoir için sanat filmi demek doğru olacaktır. Bunun sebebi ise dışarıdan alışkın olduğumuz yavanlık, yavaşlık, seyirciyi ayakta tutamama gibi gerekçeler olmayıp, filmin ressam Renoir’nın sanatını yüz yıldan fazla bir zaman sonra tekrar; fakat bu sefer sanatın yedinci kolunu kullanarak gün yüzüne çıkarmasıdır. Filmin bir hikaye anlatıyor oluşu tartışmaya açık olsa da bir saygı duruşu kıvamını yakalamış olması gün gibi ortada. Pierre-Auguste Renoir’nın Andrée ile yaptığı tablolar ve Andrée ile Jean’ın tanışması dışında hiçbir öyküsel ve biyografik irdeleme barındırmayan Renoir, aynı şekilde sanatçının eserlerine yapılmaya çalışılmış incelemelerinde de yetersiz kalıyor. Seyirci için filmin sonunda hatırda kalacak tek şey ise, Renoir’nın ve bayrak taşıyıcılarından olduğu empresyonist akımın imgelerinden renk kullanımından başka bir şey değil. Wong Kar Wai’nin In the Mood for Love’ında harikalar yaratan ünlü görüntü yönetmeni Ping Bin Lee’nin yönettiği kameralar ve ışık, Renoir etkisini sinemada en etkili biçimde kullanmayı kendine amaç edinmiş bir yönetmenin eseri olarak öne çıkmış diyebiliriz. Haliyle film için herhangi bir öykü izlemektense Renoir’nın tablolarını saniyede yirmi dört kez seyretmenin en güncel yolu yorumunu yapmak fazlasıyla doğru olacaktır.

Sanat tarihinin görüp görebileceği en yetenekli ve ilham verici baba-oğul ikilisinin ortak paydası Andrée’den yola çıkılarak beyazperdeye uyarlanan Renoir, başrollerde yer alan Michel Bouquet ve Christa Theret’nin performanslarıyla da dikkat çekiyor. Sonuç olarak Renoir, ağızlardan pek düşmeyen Fransız sineması ekolünün bu seneki kıvamında temsilcilerinden olmasının yanında sinemanın bütüncüllüğünü yakalayamamış, karakterlerinin içini dolduramadan ortalığa bırakmış fakat ünlü ressamın eserleri kadar huşu uyandıran görüntüleriyle zihinlerde kendine kolaylıkla yer edinecek bir eser. Oscar’a aday gösterilmesi içinse çok fazla şansa ihtiyacı var.

Diğer yazıları Burak Hazine

2013’ün En İyilerinden Kabul Edilen Stray Dogs

Yönetmen: Tsai Ming-liang Oyuncular: Shiang-chyi Chen, Kang-sheng Lee, Yi Cheng Lee Vizyon...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir