Ain’t Them Bodies Saints (2013) Ölümsüz Aşk

İlk olarak sinema dünyasının en büyük bağımsız film festivali olan Sundance’te görücüye çıkan Ölümsüz aşk, daha ilk seyirden itibaren eleştirmenlerce senenin en beğenilen bağımsız dramalarından biri haline gelmişti. Bu ivmeyle festivalden festivale koşan David Lowery imzalı bu yakın dönem filmi, ülkemizdeki ilk gösterimini Filmekimi kapsamında yaptı. Casey Affleck ve Rooney Mara’nın başrollerinde oynadığı film beklentileri karşılama konusunda elinden geleni yapmasına rağmen başarısız olsa da herhangi bir aşk filminden öteye geçemeyen öyküsü ile artıları ve eksilerini bir şekilde denkleştiriyor.

Teksas’ta geçen Ölümsüz Aşk, genç bir kadının çok sevdiği erkeğe bir bebekleri olacağı haberini vermesiyle başlıyor. Bir süre sonra silahlı bir çatışmaya katılan bu çiftten Bob (Casey Affleck) bir polis memurunu vuran Ruth’un (Rooney Mara) suçunu üstlenerek hapse girmek zorunda kalıyor. Ruth ise kendi başının çaresine bakıp bir yandan çocuğunu yetiştirmeye, diğer yandan sevdiği erkeği beklemeye başlıyor. Küçük kızın dördüncü yaş gününe yakın bir zamanda Bob’un hapisten kaçtığı haberinin duyulması ile birlikte olaylar patlak veriyor. Aşık olduğu kadına ulaşmak için son bir çaba sarf ederek güçlüklere göğüs geren Bob’u bekleyen tek şey ise ne yazık ki mutluluk olmuyor.

Öyküsü, aşk temalı herhangi bir dönem filminden farklı olmayan Ölümsüz Aşk temelindeki direkleri kendisinin bu yönüne dayamaktan kaçınan bir film. Seyircide merak uyandırma konusunda iddialı fakat hayli yavaş seyreden bir senaryoya sahip olsa da hikayesini süsleyecek yan elemanlar bulma konusunda pek fazla sıkıntı çekmiyor. Sundance’te kazandığı sinematografi ödülünün hakkını verircesine ışıklar ve renkler konusunda huzur verici ve döneme/mekana uygun bir atmosfer yakalayan Ölümsüz Aşk’ın yönetmeni, filmin bu özelliğinden, karakterlerin duygulanımlarını yansıtırken de sonuna kadar faydalanarak iyi bir nokta atışı yapmış oluyor. Öte yandan yardımcı bir öyküye ihtiyaç duymayan film, yardımcı karakterlere de pek fazla işlev yüklemeden yalnızca bir kadın ve bir erkeğin zorlu kavuşma macerasına odaklanıyor. Bunu yaparken, hikayenin kendisi gibi alışılagelmiş metotlardan kaçınmayı başarması da filmin artılarından.

Güney aksanı ile süslenmiş Ölümsüz Aşk, oyuncularının pek fazla çaba sarf etmesine gerek duymayan naif bir film. Fakat ne yazık ki bu naifliğini festival havasını yakalamaya çalışırken kullanamıyor; haliyle seyircisini zor bir ikilemle baş başa bırakıyor. Umudun olmadığı aşk öykülerini seyretmekten zevk alanlar için bulunmaz Hint kumaşı görevi görebilecekken bu fenomende artık hem kurgusal hem de işleyiş açısından özgünlük arayanlar için herhangi bir örnekten öteye geçemiyor. Şöhret yıldızları henüz tam olarak parlamamış iki oyuncu da bu gerçeği değiştirme konusunda fazla yardımcı olamıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Soderbergh’den Siyah Beyaz ve Sessiz: Kutsal Hazine Avcıları

Yönetmen Steven Soderbergh filmler ve sinemacılık üzerine deneyler yapmayı seven biri ve...
Devamı

4 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir