Camille Claudel 1915

Bir avuç toprağı yoğurmayı bile bilmeyenler.
Duygusuz yavan insanlar.
Bu benim ruhum, en kutsal varlığım…
Bunlar çalışma saatleri. Ruhumun yandığı saatler.
Siz yeyip içerken, dalga geçerken, oburca tıkınırken, ben heykelim ile yalnızdım..
Ve yavaş yavaş akan benim hayatımdı…
Bu toprağın derinliklerine kanımı akıtıyordum…
Camille Claudel

camille-claudel-1915

“Şansa bakın, Camille Claudel´in hastaneye yatırılışı ile ilgili bir kitap okuyordum ki bunu Juliette ile aynı yaştayken yaşadığını öğrendim. Beynimde bir şimşek çaktı ve ‘işte bu!’ dedim. Hayatı hakkında, hastaneye yatırılışı hakkında tıbbi kayıtlar hariç hiçbir şey bilmemek hoşuma gitti. Elimde hiçbir şey olmaksızın bir senaryo yazmak da öyle.” diyor Bruno Dumont, tarihin en başarılı ve yaşamı en hüzünlü kadınlarından birini anlattığı son eserinin hayata geçirilişi hakkında. Daha önce Isabelle Adjani’nin beyazperdede hayat verdiği ünlü heykeltıraş Claudel, bu sefer yaşayan en büyük aktrislerden Juliette Binoche’un bedeninde hayat buluyor. Dumont’un eseri, Claudel’in Rodin tarafından terk edildikten sonra şizofreni ve paranoya belirtileri göstermesinin ardından bir akıl hastanesine yatırılmasının ertesinde küçük bir zaman dilimini anlatıyor. Sanat tarihinin en çok konuşulan ve üzerinde henüz bir haklılık-haksızlık konsensüsüne ulaşılmayan Rodin-Claudel aşkının, sanatın yönünü ne derece değiştirdiğini bilen herkes Claudel’in acı ve hüzünle yoğrulmuş 30 senelik akıl hastanesi öyküsünü de bilir.

camille-claudel-1915-juliette-binocheDumont, sabit kameraları sıklıkla kullandığı ve gösterişten tamamen kaçındığı son eseri Camille Claudel 1915’te ünlü heykeltıraşın, kendisi kadar ünlü olmasa da ilgililerin tanıdığı abisi Paul Claudel’in yaptığı ilk ziyaret üzerinde duruyor. Bir olay olarak söz konusu ziyaretten faydalanan yönetmen, filmdeki asıl kurgusunu Claudel’in yaşadıklarının zihnen ve bedenen yansımaları üzerine şekillendirilmiş bir durum öyküsü üzerine oturtuyor. Claudel’in, öğretmeni Rodin tarafından terk edildikten sonra paramparça ettiği sayısız eseri, ailesinin genç kadında akıl hastalığı olduğu şüphesini uyandırıyor. Bu olay ünlü heykeltıraşı o kadar sarsıyor ki önceleri paranoya, sonra ise şizofreni boyutuna ulaşan bir gerçekle bağın kopması vakası baş gösteriyor. Elbette bunlar, yazılıp çizilenler ve dışarıdan gözüktüğü kadarıyla bu şekilde yaşanıyor. Claudel’in yazının başında yer alan dizeleri ise onun çaresizliğini ve derdini kimseye anlatamamasını en güzel şekilde özetliyor. Binoche’un performansı da daha çok bu dizelerin hayat bulması olarak değerlendirilebilir. Dumont’un filminin yan öykülerden ve karakterlerden uzak, tek odaklı; Claudel’in zihninin içine yapmaya çalıştığımız kaotik yolculuktan ötürü ise tek mekanlı diyebileceğimiz nitelikleri, Binoche’nin kariyerindeki en özel ve detaycı performanslarından biriyle bütünleşiyor. Ortaya çıkan eser ise saf bir yakarıştan ibaret. İnsanların kendisini hiçbir zaman anlamadığını yazan ve şekillendiren Claudel, dünyevi zevkler etrafında dönenlerin acı çeken bir ruhu kabullenmekten uzak olduklarını dile getirirken Binoche ise tüm bu karmaşayı yalnızca gözlerini kullanarak resmediyor. Hayat verdiği karakterin içsel bunalımları ve zihinsel karmaşasını yansıtmakta oldukça başarılı olan usta oyuncu, son dönemlerin en tatmin edici performanslarından birine de imza atmış oluyor.

Dumont’un Claudel kardeşlerin mektuplarından yararlanarak betimlediği eserinde heykeltıraşın doktoru ve kardeşiyle yaptığı diyaloglar dışında filmini sesli düşüncelerden uzak sürdürmeyi tercih ediyor. Her iki sekansın da uzunluğu ve bir günah çıkarma, bir yakarış çabası barındırması dışında filmin geri kalanını Binoche’un gözleri ve mimiklerini kullanarak düşünme yolunu seçmesinden faydalanarak kavramaya çalışıyoruz. Başta da belirttiğim gibi gösterişten uzak olan Camille Claudel 1915’i çekici kılan en önemli özelliklerinden biri de bu.

Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yaptıktan sonra 32. İstanbul Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’ne layık görülen Camille Claudel 1915, kıymetli bir anlatım olmasına rağmen büyük kitlelere ulaşamamış olması sebebiyle yalnızca belli bir kesim için unutulmayacak yapımlar arasına adını yazdıracaktır. Binoche’un harikulade performansı ve Dumont’un fotografik görüntüleri takdiri hak ederek ileride anıları süsleyecektir; Claudel’in hüzne boğulu yaşantısını hatırlatan her detayın da sinemaseverler için yeni bir esere kaynaklık edecek olması film için en büyük başarı öyküsü olacaktır.

Diğer yazıları Burak Hazine

Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları Yapım Notları

HOBBİT: SMAUG’UN ÇORAK TOPRAKLARI “The Hobbit: The Desolation of Smaug” Oscar® ödüllü...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir