La migliore offerta (En İyi Teklif)

1988 tarihli Nuovo Cinema Paradiso (Cinema Paradiso) isimli filmle daha kariyerinin başında uluslararası bir başarıya imza attıktan sonra ana akım İtalyan sineması denince herkesin aklına gelen ilk isimlerden biri olan Giuseppe Tornatore’nin büyük ses getiren son filmi En İyi Teklif, yönetmenin bilindik hikaye anlatımı ve yönetmenlik becerileriyle yoğrulmuş fakat Hollywood atmosferinden etkilendiği kendini fazlasıyla hissettiren bir yapım. Ünlü ve işinde oldukça başarılı bir açık artırmacının hırsı, takıntıları ve tutkularını anlatan film, alışkın olduğumuz Avrupa suç temasına yakın bir öyküyü İngiliz oyuncular ve İtalyan bir yönetmen eşliğinde, Amerikan ekolüyle anlatması dolayısıyla kendisine belirli kalıplar bulmakta zorlansa da keyifli bir seyirlik sunuyor.

Geoffrey Rush’ın hayat verdiği açık artırmacı Virgil, çok keskin kuralları olan ve buna bağlı olarak başarısı elit çevrelerce takdir edilen bir iş adamıdır. Sanata verdiği değer bununla sınırlı kalmayan yaşlı adam aynı zamanda değerli kadın tablolarına da tutkuyla bağlıdır. Bir gün kendisine gelen telefonda genç bir kadın, ölen anne ve babasının malikanesindeki antikalara değer biçmesini ve onları kendi adına satmasını ister. Virgil ne yaparsa yapsın gizemini koruyan ve kendini saklayan bu kadın, zamanla yaşlı sanatseverin en büyük tutkusu haline gelir.

Kinostarts - "The Best Offer - Das höchste Gebot"

Aşk taklit edilebilir mi?.. Virgil’in kafasını kurcalayan bu soru, aslında filmin temel taşını oluşturuyor. Taklit sanat eserlerini keşfetmede iyi bir gözlem gücüne sahip karakter, tutkuyla bağlandığı kadını keşfetme evresinde gözünü daha önce yaşamadığı duygular ve takıntılarla kör ettiği için başına geleceklerden habersizdir. Tornatore’nin hikayesinin seyirciyi ters köşeye yatıracağı filmin posterinden tutun gizemli ilerleyen ilk saatinde dahi fazlasıyla belli oluyor. Basit numaralarla sağ gösterip sol vuran yönetmen, seçtiği bu yöntemle hikayesini ancak gündelik filmlerle kafayı bozmuş kitle için efsanevi boyutlara taşıyor olsa da yönetmenlik becerilerini sonuna kadar kullandığı ve hissettirdiği adımlar da atmaktan geri kalmıyor. En İyi Teklif, Hollywood’da benzerlerini defalarca seyrettiğimiz suç filmi kalıbına fazlasıyla uysa da Tornatore’nin eserini suç unsurlarıyla ve gerilimle sınırlı tutmamış olması takdir edilesi. Film boyunca gizemli kadın Claire’in bir şekilde merkeze yerleşeceği ya da yakınlaşacağı hissine kapılsak da bu durum hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Diğer yan karakterlere de hiçbir şekilde önem vermeyen yönetmen, tüm hikayeyi Virgil’in çevresinde şekillendirmeyi seçiyor. Asıl önemli olan ise Geoffrey Rush’ın harikulade oyunculuğuyla daha da iyi hissettirilen bir karakter içselleştirmesi. Virgil’in tüm değişimlerini yalnızca iki saatlik bir anlatımda rahatlıkla seyirciye yediren Tornatore, asıl ustalığını ise son yarım saatte Virgil’in duygulanımlarını filmin odağına yerleştirerek gösteriyor. Aldatılmışlık ve kaybetmenin getirilerini ruhuna işleyen bir Geoffrey Rush ve onun aracılığıyla harika bir karakter çözümlemesine girişen seyirci adeta tek bedende birleşiyor. Yönetmenin filmin asıl finalinden yarım saat önce yaşanan fiili finalin ertesinde kafalarda oluşan soru işaretlerini yanıtlama yoluna gitmektense ana karakteriyle seyircisini baş başa bırakıp onun çaresizliğini keşfetmemiz için hikayenin geri kalanını fazlalıklardan arındırmaya çalışması Tornatore’nin En İyi Teklif’te yaptığı iyi hareketlerden biri.

bestoffer

Efsane müzisyen Ennio Morricone tarafından bestelenen muhteşem parçalar ve sanata göz atan sanatsal bir görüntü yönetimi eşliğinde, ister istemez oluşan bir merakla seyre daldığımız En İyi Teklif, Tornatore sinemasının ilk dönemlerini sevenler için biraz yabancılaşmış gelebilir. Yine de Avrupa’nın sinemasını, Hollywood’un kurnazlıkları ve gerçek dışı atmosferiyle izlemek isteyenler için 2013 senesinin en ideal yapımlarından biri. Yoksa sanat eserleri ve suç temalı filmleri çok izledik. En İyi Teklif’in can alıcı yanı da sürükleyici bir suç filmi olması değil, böylesi sıradan ve ucuz bir olay örgüsünün ortasında kalan bir karaktere dışarıdan atılan bakışlar ve o karakteri konumlandırma, anlamlandırma çabasıdır.

Diğer yazıları Burak Hazine

Al Midan (2013 – The Square) Meydan

Tek kişilik iktidar ya da güçlülerin iktidarı, yüzyıllar boyunca halkların cehalet içinde,...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir