Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı (The Secret Life of Walter Mitty)

Kim ne derse desin, Ben Stiller’ın Amerikan halkı için ne kadar önemli bir figür olduğu gerçeğini hiçbir şey değiştiremez. Gerek televizyon gerekse beyazperdede başarılı bir komedyen imajı çizen Stiller, yönetmen koltuğunda iddialı olabileceğini daha önce birkaç kez kanıtlamaya çalışsa da hiçbir işi Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı kadar ses getirmeyi başaramamıştı. James Thurber’ın aynı isimli kısa hikayesinden uyarlanan Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı, ünlü aktörün hem bedenen hem de kariyer bazında olgunluk dönemine girişini müjdeleyen hızlı, renkli, yaşam dolu sıcacık bir macerayı anlatıyor.

Uzun yıllardır Life dergisinin fotoğraf bölümünde çalışan Walter Mitty, hiç görmediği fakat her zaman bir şekilde iletişimde olduğu ünlü fotoğrafçı Sean O’Connell’dan önemli bir doğum günü hediyesi alır. Hediyenin içindeki fotoğraf negatifleri arasında 25 numaralı negatif eksiktir. Ne şans ki derginin yeni patronu Ted de artık online yayına geçmeye hazırlanan Life’ın son basılı sayısının kapağı için O’Connell’ın kayıp 25’inci fotoğrafını kullanmak konusunda inatçıdır. İçine kapanık, hayalperest ve çekingen Walter Mitty, tüm bunlar yaşanırken derginin alımlı çalışanı Cheryl’e gönlünü kaptırmıştır. Artık Walter’ın yapacağı tek bir şey vardır; hayallerinden kurtulup gerçekle yaşamayı öğrenmek ve 25 numaralı fotoğrafın peşine düşmek.

Ben Stiller in a still from The Secret Life of Walter Mitty

Oldukça hızlı başlayan Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı, daha ilk dakikalarındaki renkli atmosferi ile Stiller’ın yönetmen koltuğundaki becerileri konusunda beklentileri ani bir yükselişe sokuyor. Hiç ivme kaybetmeden macera dolu, mizahi yönü bol ve popüler kültürü alay konusu alan kurgusu ile seyirciyi kendine çeken film, ilk bir saatin sonunda bir final yaparcasına ritim kaybediyor. Walter Mitty’nin Grönland’dan İzlanda’ya, Afganistan’dan Himalaya Dağları’na yaptığı yolculuklar filmi o kadar keskin sınırlarla ikiye bölüyor ki perdeden yansıyan enerji kaybı, seyirci için başlaması hayli zorlu olan ikinci bir hikayeyi doğuruyor. Bu yapıyı tüm filme dağıtan Stiller, genel anlamda inişli çıkışlı bir kurguyla seyircisini az ya da çok, bir şekilde yorma hatasına düşüyor. Üstelik kendini hissettiren en vurgulu noksanlık bu değil. Hikayede yan öyküler ve karakterler filmin aslına bir şey katmazken iki saate yakın süresi boyunca durmaksızın hayata dair dersler ve nasihatler veren Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı, felsefi ve anlamlı olmaya çalışan boyutu kendi kendini hırpalayan ve zorla daha fazlasını seyirciye sunmaya çalışan bir yapıya bürünüyor. Yaşama dair ince detaylar verme derdinde olan yönetmen, ne yazık ki bu kaygısının dozunu iyi ayarlamayı başaramıyor.

TSLoWM1

Ben Stiller gibi pek de ciddiye alınmayacak bir ismin yönetmenlik becerileri, Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı söz konusu olduğunda aslında beklentileri pek ala karşılasa da ünlü sinemacının asıl başarısı oyunculuğunda yatıyor. Yaşının getirdiği olgunluğu kariyerine de yavaş yavaş yansıtan komedyen, kendisinin alışkın olduğumuz tiplemelerinden çok uzak, herkesin sempatiyle yaklaşabileceği bir karakterle karşımıza çıkıyor. İçselleştirmesi tahmin edileceği kadar kolay olmayan bu karaktere, seyircisini çekmekte de zorlanmayan Stiller’a eşlik eden Kristen Wiig ise hem pür güzelliği ile hem de abartısız oyunculuğu ile Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı’na dair akıllarda kalacak en pozitif detaylardan birine hayat vermiş oluyor. Hazır pozitif detay demişken, filmin Theodore Shapiro tarafından bestelenen müzikleri hiç kuşkusuz bu sene izlediğimiz filmlerde kulağımıza çalan notalar arasında en çekicilerden biri. Hareketi kolaylıkla yakalayan vuruşlara imza atan Shapiro’nun yanında David Bowie’yi duymuş olmak da müzikal anlamda Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı’nı fazla fazla özel kılıyor.

Sonuç olarak Ben Stiller’ın kariyerinde oldukça önemli bir adım olan bu kısa öykü uyarlaması, ünlü sinemacı için değişimin ve gelişimin sembolü olarak ileride hatırlanacaktır. Hikaye kurgusu daha iyi oturtulmuş olsa şimdiki halinden daha unutulmaz bir film olabilirmiş fakat buna da şükür demek gerek; nasıl olsa karşımızda mizahı çok farklı bir boyutta kullan bir Ben Stiller var. Keşke hep komedinin bu yönünü benimsese.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Inbetweeners Movie (2011) Skor Sıfır

American Pie (Amerikan Pastası – 1999) ile başlayıp Hollywood’un umutsuz birkaç denemesiyle...
Devamı

12 Comments

  • “Ben Stiller gibi pek de ciddiye alınmayacak bir ismin”
    Sen kimsinde böylesi cümle kurabiliyorsun? Umutsuz vakasın mahlukat.

    • Aslına bakarsanız cümlede sorun var, tamamen komedyen kökenli olduğundan dem vurularak kullanılmış bir kelime o. Bir aşağılama içermiyor yani. Bunu sorgulamadan yaptığınız yorum da ancak fukara zihninizdekileri yansıtıyor olmalı. Teşekkürler :)

      • cümlede sorun var deyipde hala klasik doktor tribiyle laf sokma çalışması sizin aldığınız nefesin ziyan oluşunu gösteriyor aslında. yazık senin gibi insalara, acıyorum.

        • Artık nasıl bir aşağılık kompleksiniz varsa kişisel boyuttaki kininizi bir film yorumu üzerinden, gizli bir kimlikle aktarmaya çalışıyorsunuz. Sizin gibiler var oldukça ve patolojik durumlarını bu kadar belli ettikçe hekimler kendilerine güvenmeye devam edecektir. Bir Alman atasözü ukalalığın bilmezlikten değil, karşıdakinin cahilliğinden kaynaklandığını söyler. Lüzumsuz halleriniz için yine de teşekkürler, sonuçta birden fazla gönderiyi okuyor olmanız site trafiğini arttırıyor. :)

  • hala eleştiri yapanlar var. site denk geldi ama şunu söyleyeyim yazan arkadaşa. bak kardeş, aylarca hatta yıllarca uğraşılıp ortaya konulmuş bir sanat eserini sen çıkıp da beğenmediğin yönleri “film eleştirisi” adı altında söylersen, o kısımları beğenen de çıkar der ki “hayırdır birader?” O yüzden eleştiriyi bırakın artık. Eleştiri teknik olarak yapılır, filmde şu şöyle yaptı bu böyle yaptı diyebilmek için uzmanı olmak gerek ki uzmanları bile korkarak yapıyor. Sen sahne sahne, oyuncu oyuncu inceliyorsun, bir kere eleştiri böyle yapılmaz! Sanat eseri bütündür.

    • Eleştirmen olan benim, tekniğimde de bir problem yok. Emek verilmiş adı altında ortaya koyulan her şeyi sineye çekseydik sanat, sanat olmazdı. Sizin benden eleştiri konusunda bir üstünlüğünüz olmadığı için söylediklerinizin bir geçerliliği ne yazık ki yok. Eğer eleştiri mevzusuna mesafeli iseniz bir yazının film eleştirisi olduğunu gördüğünüz an uzaklaşabilirsiniz; zaten yazarların hedef kitlesi siz gibiler olmuyor.

  • eleştirmenim diyen yorum yazarsa olacağı budur :) komiksiniz ya önce eleştirmeyi öğrenip sonra eleştiri yapmak lazım. film de bir çok insanın kendinden birşeyler bulacağı türden bir film. ben stiller sa tarifine zerre kadar uymayan biri..

    • Eleştirmeyi, bir film hakkında olumlu düşündüğü için tezat oluşturmak adına saçma sapan yorumlar yapan insanlardan öğrenecek olsam yorumunuza yanıt verme zahmetine girmezdim. Tereciye tere satmak pek komik.

  • Hani bazen bir şeyin daha iyi nasıl yapılacağını bilemezsin ama o şeyin kesinlikle iyi yapılmadığına eminsindir.. Kusura bakmayın bu eleştiri yazınız da aynen öyle. Onun için insanlar size tepki gösteriyorlar. Tıpkı pazar sabahları otomobil programlarında disko müzikleri eşliğinde katalog bilgilerini okuyup otomobil incelemesi yaptığını zanneden adamlardan farkınız yok. Yazdıklarınız insanlara yetersiz gelince de ”bu benim işim sen ne anlarsın” veya ”tekniğimde sorun yok(!)” gibi kalitesi yerlerde gezen savunmalarla durumu kurtarmaya çalışıyorsunuz. İnsanların çoğunun beklentisi ”filmi ben beğendim o zaman eleştirmen de kesinlikle beğenmeli(beğenmezse saldırım)” gibi bir şey değil. Ben bir eleştiri yazısı okuduğum zaman ”vay be güzel yazıydı-bu açıdan bakmamıştım-hımm demek orada şuna gönderme yapmış-evet harika sahneydi-orası biraz saçmaydı” vs bunları da görmek isterim(ki okuyucuyla aranızı ısıtır bunlar). Bunlar olmayınca %40konu %30oyunculuklar %10yönetmen muhabbeti %10 …haliyle izleyiciyi içine çekemiyor,kurgu …..dan uzak vs gibi eleştirmen ağzıyla nereye kadar. Yazınız berbat demiyorum ama kabul edin samimiyetten uzak ve doyurucu değil..

    • Film eleştirisi amaçlarının izleme raporu, tanıtım yazısı, kuramsal yazı veya eleştirel makale olabileceği gerçeğini göz ardı ederek bir yazıyı okuyup yorumlayan okuyucuya layığına göre yanıt vermemde sorun olduğunu düşünmüyorum. Belli ki siz de bu ögelerden bihabersiniz. Haliyle bu durumda ben otomobil programlarında katalog bilgisi okuyan olmuyorum, siz yetersiz oluyorsunuz. “Bu açıdan bakmamıştım, demek orada şuna gönderme yapmış” gibi tepkiler verebileceğiniz bir eleştiri türü değil bu yazı.

      Son olarak aramın fazlasıyla sıcak olduğu okuyucu sayısı pek fazla. Ne mutlu ki hepsi de yazdığım yazılar arasındaki ayrımı yapma kabiliyetine sahip. Sizinki gibi kalitesi yerlerde sürünen tepkiler geldiği sürece “tekniğimde sorun yok” gibi söylemleri kullanmaya devam edeceğim zira bu yazı, bir tanıtım yazısı olması itibariyle tekniğe pek ala uygun. Teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir