47 Ronin

İçinde bulunduğumuz taze 2014 senesinde bu dünyada yarım asrı devirmeye hazırlanan Keanu Reeves’in yüzlerce yıl öncesinde yaşanan bir Japon efsanesini beyazperdeye taşıdığı son filmi 47 Ronin ülkemizde vizyona girmesiyle beraber okyanusun öteki tarafındaki eleştirmenler tarafından da senenin en kötü yapımlarından biri ilan edildi. Hızlı ve Öfkeli’nin senaristi Chris Morgan ve bu sene içerisinde ilk yönetmenlik deneyimini bizlerle paylaşacak olan Hüseyin Amini’nin imzasını taşıyan senaryosuyla dikkat çeken epik filmin yönetmen koltuğunda ise daha önce adını sanını duymadığımız, ilk kez bu görevi üstlenmiş olan Carl Rinsch yer alıyor. 200 milyon Dolar gibi devasa bir bütçeyle çekilen filmin uluslararası arenada 84 milyon Dolar’da kalmış olması yapımcıları seyirci bazında hayal kırıklığına uğratırken alınan olumsuz eleştirilerin de filmin gişesinde etkili olduğunun özellikle altını çizmek gerekiyor.

Japon halkı için önem arz eden efsanevi hikayeyi, daha önceki 47 Ronin uyarlamalarını seyredenler ya da kültüre yakın olanlar biliyordur. Şeytandan doğduğuna inanılan Kai, ölümün pençesindeyken bir Japon eyalet lordu tarafından bulunur ve yetiştirilir. Lordun kızına gönlünü kaptıran Kai, samuraylar tarafından dışlansa da lordun güvendiği isimlerden biri olur. Düşman eyaletlerden birinin lordunca kurulan bir tuzak sonrası Kai ve diğer samuraylar ülkenin dört bir köşesine sürgün edilir. Fakat intikam için kendilerine ettikleri yemini unutmayacaklardır.

47-ronin-posters-featured

Uzakdoğu sineması ile Hollywood’un paslaşması yakın geçmişe dayanmasa da özellikle milenyum sonrasında ivmede bir artış gözlemlediğimiz gerçeğiyle karşı karşıyayız. Uzakdoğu’nun yönetmenlerinin Hollywood oyuncuları ile yaptıkları işler az çok birilerini tatmin etse de Hollywood’un elini diğer kıyıya atması bazı zamanlar sinemaseverler için çekilmez birer çile oluyor. Her ne kadar güzel işlenmiş olsa da Bir Geyşanın Anıları’nda bas bas bağıran Japonlara İngilizce konuşturma saçmalığı, 47 Ronin’in de en büyük handikabı olarak daha ilk dakikalardan filme karşı mesafeli bir duruş sergilememize sebep oluyor. Elbette herkesin filmlere bakış açısı farklıdır fakat her şey senaryo ile başlar. Yapımcı şirket bir şeyler sipariş eder ya da cesur birileri ellerinde sayfalarca kağıtlarla kapı kapı yapım şirketlerini dolaşırlar. Söz konusu senaryo hikayeden ibaret olmadığından mütevellit, bir zaman sonra başkaları da işe müdahil olmaya başlar. Önce yapımcılar değişiklikler ister, sonra yönetmen devreye girer. 47 Ronin’in dil konusunda çektiği sıkıntılar da olayın bu evresinde kendini gösteriyor muhtemelen. İki senaristin ortak dilinin İngilizce olmasının bir anlam ifade etmeyeceği mevzu, en baştan seyircileri filmin samimiyeti ve tatmin ediciliği konusunda ikileme düşürmeye yetiyor. Sinemaya hizmet etmeyen bu durumun ehemmiyetini, Yılmaz Güney’in Yol’u Japonca yazdığı ve çektiği bir dünyayı hayal ederek irdeleyebilmemiz pek ala mümkün. Öyle bir durumda isterseniz filminizde yaşayan en yetenekli metot oyuncularına yer verin, harikulade doğa tasvirlerini ve kamera oyunlarını filminize yedirin, muhteşem bir teknik ekiple çalışın; yedinci sanatın bir duyusunu bloke ettiğinizden tepkime daha en başta, hız belirleyici adımda bozulur ve geri kalan hiçbir şeyden tatmin olamazsınız.

Filmin dili mevzusunu tamamen kişisel bir şikayetten ötürü uzatmış olsam da 47 Ronin’e başarılı demek için elde var olan güçlü gerekçeler yok. Herhangi bir oyuncu performansının ön plana çıkmadığı hikaye, herhangi bir kahramanlık masalının verdiğinden de fazlasını veremiyor. Epik filmlerde alışkın olduğumuz müzikler ve büyüleyici bir görüntü yönetiminin de beklenenden fersah fersah uzak olduğu 47 Ronin için yalnızca (bütçenin de büyük bir kısmının kullanıldığı) görsel efektlerin olumlu manada bir göz mastürbasyonu ortaya çıkarmasından ötürü iyi şeyler söyleyebiliriz. Carl Rinsch’in ilk denemesini bu kadar talihsiz bir işle yapmış olması üzücü fakat böylesi örnekler, Hollywood’un bazı şeylere el atmakta o kadar da can atmaması gerektiğini göstermesi dolayısıyla önemli. En basitinden İkinci Dünya Savaşı’nın ve sonrasının sinemadaki tasvirlerinde Avrupa ve Amerika’nın hangi kulvarlarda yarıştığını herkes az çok bilir. Kendi çabalarıyla yarattıkları modern kültürü resmetmede bile başarıları tartışılır olan Hollywood sektörünün kökeni sağlam diğer kültürleri kullanarak kendilerine bir şeyler çıkarmaya çalışması ne yazık ki sona erecek gibi gözükmüyor. Kim bilir, belki yapımcılar 47 Ronin hüsranından sonra bu gibi şeylere o kadar da meraklı olmaz. Tek dileğimiz bu.

Diğer yazıları Burak Hazine

Utah Film Eleştirmenleri Ödülleri

En iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi görüntü...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir