Captain Phillips (2013) Kaptan Phillips

Aksiyon ve gerilim türlerine gönül koyanları, standartların üzerindeki filmleriyle memnun etmeyi başaran İngiliz yönetmen Paul Greengrass’in ABD’ye göç etmesinin ardından yalakalıkta çığır açtığı son filmi Kaptan Phillips, 2009 senesinde bir ticari geminin Somali sularında korsanlar tarafından ele geçirilmesini anlatan ve başrolünde Tom Hanks’in yer aldığı bir yapım. En iyi film dahil toplamda 6 dalda Oscar adaylığı elde eden Greengrass’in filmi teknik açıdan başarılı olsa da vasatın altındaki senaryosu ve oyunculukları, vermeye çalıştığı göz boyayıcı ve samimiyetten uzak mesajlarla kendine sabit bir yer edinmek konusunda zorluk çekiyor.

Kaptan Phillips, iki saatlik bir gerilim filmi için oldukça hızlı başlıyor. Tom Hanks’in hayat verdiği Richard Phillips’in karısıyla yaptığı bir araba yolculuğuyla açılan filmin bu kısımları, Hollywood aksiyon, bilim kurgu ve gerilim türlerinin olmazsa olmazlarından ana karakterin aile sevgisi ve aileye verilen önem mesajlarını barındırıyor. Öte yandan Phillips’in eşiyle yaptığı ve dünyanın son zamanlarda ne kadar mide bulandırıcı bir hale geldiği temalı konuşma da filmin, birbiriyle çarpışan iki dünya kaygısına hizmet etmek için senaryoya dahil edilmiş duruyor. Bu kısa açılışın ardından Phillips Umman’a uçuyor, oradan da gemisini ve 20 mürettebatını alıp Somali’ye doğru yelken açıyor. Medeniyetin simgesi olan bu ABD yük gemisinin karşısına çıkarılan ise elbette Afrika’nın yokluktan ölmek üzere olan, en güçlü üyesi bile sıskalığı ile dikkat çeken Somali’nin fakir halkı. Geçimini, elebaşlarının emriyle korsanlık yaparak kazanan bu insanlar Phillips’in gemisine saldırıyor, üstelik sadece dört kişi oldukları halde.

Tom Hanks

Greengrass’in, filmde gemiyi ele geçirme kısmını oluşturan ilk bölümü hayli iyi kotardığı bir gerçek. Gerilim ve aksiyon dozu iyi ayarlanmış, oyuncuların ikinci bölüme göre daha profesyonel performanslar sergilediği ve senaryo açısından da daha kabul edilebilir, bayatlık kokmayan ilk saatin ardından gelen bölüm ise tam anlamıyla fiyasko. Bülbül gibi İngilizce şakıyan Somalili korsanlar mı dersiniz, ABD deniz ve hava ordusunun yarısının bir kurtarma operasyonu için seferber edilmesi mi dersiniz, uzadıkça uzayan, asla bitmeyecekmiş hissi uyandıran bir rehin alma vakası mı dersiniz… Bunlar Hollywood yapım şirketlerinin pek sevdiği, filmlerde gözümüze gözümüze sokmaya bayıldığı birkaç olgu elbette. Bir de ABD’nin kendini övme ve eleştirme şovu var ki hiç sormayın gitsin. İngiltere’den Hollywood’a transfer olduktan sonra filmlerinde her zaman göze batan bir kahramana yer veren Greengrass, bu kahraman bir insan ya da ABD’nin ta kendisi olsun, ne yapıp edip seyirciyi boğacak bir yapı oluşturmayı başarıyor. Kaptan Phillips’te hiç de yüzeysel geçmediği, vıcık vıcık samimiyetsizlik kokan ve ne yazık ki yapımcısından oyuncusuna, yönetmeninden eleştirmenine Hollywood ahalisinin pek çok sevdiği long live the USA mottosunu filmine kazıyan yönetmen, Somalili korsanları kullanarak küçük de olsa bu ülkeyi eleştirerek “bakın aslında olaya objektif bakıyoruz” imajı vermeye çalışıyor. Filmin bu anlamda kilit noktası ise Phillips’in ağzından çıkan “balıkçılıktan ve adam kaçırmaktan başka işler de var” lafına karşılık Muse’nin dudaklarından dökülen “belki Amerika’da vardır” cümlesi. Olabilecek en düz mantıkla baktığımızda ekonomik seviyesi kötü ülkelerin içinde bulunduğu sömürü durumu açısından anlamlı, hoş görülür, yerinde bir diyalog olsa da filmin öne çıkardığı diğer mesajlar tüm bu göz boyama denemelerini ortadan kaldırıyor. Hele ki Phillips’in bir lütufmuş gibi dile getirdiği “biz size gıda yardımı yapıyoruz” minvalindeki sözleri senarist Billy Ray ile yönetmenin çok yanlış sularda gezindiğini, ancak kendi sektöründe lafı geçebilecek işlere imza attığını gösteriyor -en azından benim bakış açımda durum bu.

Sözün özü, gerilim sevenler için Kaptan Phillips iyi bir seçim olabilir fakat daha fazlasını hak eden hiçbir yönü yok. İlk oyunculuk deneyimini bu filmde yaşayan Barkhad Abdi senenin en şişirilmiş performanslarından birini sergilerken, Tom Hanks ise son dönemlerdeki filmlerinde sahiplendiği oyunculuk anlayışını filmin son dakikaları dışında manasız bir şekilde kullanmaya devam ediyor. Elde kalan ise standardı memnun edebilecek, ötesine çerezden öte gelmeyecek bir emperyalist güzelleme. Eh, senden çok var be Phillips, ne özelliğin kalır ki?

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar’a Aday Şarkıları Seslendirecek İsimler

83. Akademi Töreni yayını yapımcıları Bruce Cohen ve Don Mischer, bugün, Akademi...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir