Devil’s Due (2014) Şeytanın Günü

Amatör sinemacılar kısa metraj klasmanından uzun metraja geçerken yapacakları seçimleri her zaman iyi değerlendiriyor olsalar muhtemelen kötü film diye sınıflandırdığımız yapımlardan oluşan liste bugünkü kadar kalabalık olmazdı. İş korku ve gerilim alt türlerine gelince risk daha da artıyor çünkü sinemanın bu türleri kişiyi vezir de edebilir rezil de. Bir de üstüne özgün malzeme sıkıntısı çekiliyorsa -ki çoğu zaman durum bu şekilde ilerliyor, rezil olma riski daha da yükseliyor.

İlk senaryo deneyimini Şeytanın Günü ile yapan Lindsay Devlin de yüksek riskli bir işe girişmiş gözüküyor. Daha önce Türkiye sinemasındaki pek çok örnek dahil kutsal kitapların çeşitli ayetlerinden yola çıkarak senaryo yazma gafletine düşen Devlin, yeni evli bir çiftin balayı sırasında yaşadıkları esrarengiz olayların ertesine odaklanıyor. Sam ve Zach, herkesin hayalini kurduğu bir ilişki yaşamakta olan heyecanlı ve çekici bir çifttir. Balayı için gittikleri Dominik Cumhuriyeti’nde mistik bir grup tarafından bir ayine alet edilir. Öncesinde sarhoş oldukları için yaşananlar hakkında habersiz olan çift, evlerine döndüğünde bir bebeklerinin olacağı haberiyle heyecanlarına heyecan katarlar. Fakat Sam’in hamileliği normal bir kadınınkinden çok daha farklı geçmektedir: Sam huzursuzdur, bazı zamanlar kendi iradesi dışında davranışlar sergiler, özel güçler edinir. İncil’de öngörüldüğü üzere kıyametin alametlerinden olan deccallerden biri, dünyaya gelmeye hazırlanmaktadır.

Devils-Due-03

2012 tarihli kısa filmler bütünü V/H/S’ten tanınan Matt Bettinelli-Olpin ve Tyler Gillett’in ilk uzun metraj denemesi olan Şeytanın Günü, konusu itibariyle sığ ve korku türüne bir şey katmayan, ucuz numaralarla seyircisinin yüreğini hoplatmaya çalışan basit bir yapım. Blair Witch Project sonrasında yapımcıların ve yönetmenlerin sebepsizce tercih ettiği handycam yöntemiyle filmlerini çekmeyi seçen ikili, herhangi bir korku filminde bize yansıyandan fazlasını vaat edecek bir şey yapmıyor. Üstelik devam filmi çekme umuduyla filmlerini gereksiz yere uzatıyorlar ve ellerindeki az buçuk malzemeyi de filmin son kısımlarına saklıyorlar. Perdede çeşitli doğa üstü olaylar dönüp dursa da hiçbirine açıklık getirmeyi ya da herhangi birine odaklanmayı tercih etmiyorlar. Aslında olay bana, tercih edip etmediklerinden ziyade beceriksiz bir atılım gibi geldi. Zira filmin üzerine oturduğu temeli destekleyen hikaye ögelerini tek tek ele aldığımızla kalıyoruz; hiçbiri bir diğeriyle kuvvetli bağlarla bağlanamıyor. Her zaman bir şeyler havada kalıyor. Gerçi yönetmen ikili ve senarist Devlin de bunun farkında olacak ki edebiyatın ve sinemanın en ucuz numaralarından biriyle filmdeki esas olayı sonlandırma yoluna gidiyorlar. Seyircinin elinde kalan ise birkaç mizah malzemesinden daha fazlası olmuyor -devam filmine duyulan meraktan bahsetmek bile istemiyorum.

Türk sinemacıların da toplulukları peşinden koşturmak için iyi bir metot olduğunu düşündüğüm mistisizm temalı korku türü, bundan sonra kaliteli işler vermekten çok uzak gözüküyor. Şeytanın Günü, bu iddia için 2014 senesinin ilk kanıtlarından biri.  Üstelik kötü kaderi, ABD’de yapılan renkli reklamlara rağmen değişmekten kurtulamadı. Heyecanlı yeni sinemacıların kutsal kitap okuyarak malzeme çıkarmaya son verdiği gün, korku türü çok büyük bir ayıptan ve rezaletten kurtulacaktır. O güne kadar böyle filmlere eyvallah demekten başka çaremiz yok gibi gözüküyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar Gecesi Programı

Dikkat! Spoiler! 83. Akademi Ödül Töreni’nin gerçekleşmesine artık saatler kala törenin gidişatı...
Devamı

2 Comments

  • Film arasında biraz dışarı çıktım dışardan geçen arabaları seyrettim filmden daha zevkliydi he 2. yarıya şöyle bi bakayım dedim son 5 dk sına sığdırmışlar aksiyon falan ne varsa 2 sandalye uçurmuşlar bi masa ters dönüyo falan öyle yani sonra korkmanız gerekiyo buralarda filmin sonunda da insanların filme küfür etmelerini izliyorsunuz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir