Rush (2013) Zafere Hücum

Aslına bakarsak Ron Howard için, Hollywood’un her telden çalan; haliyle kariyerinde zaman zaman farklı tınılarda başarı öyküleri olan bir yönetmen diyebiliriz. Bırakın bir daha dönüp bakmayı, ilk seferinde yanından dahi geçmeyeceğimiz komedi filmlerinden popüler roman uyarlamalarına, romantizmin derinliklerinden kopup gelen çalkantılı ilişkilere bakış attığı eserlerden Oscar’a oynadığı (kısmen) ciddi yapımlara kadar oldukça geniş bir filmografisi olan yönetmenin bir spor filmi yapma vakti gelmiş de geçiyordu. En azından kendisi böyle düşünmüş olacak ki, Peter Morgan’ın kaleme aldığı iddialı bir öyküyü farklı sularda gezinmekten hoşlanan biri için hemen kabul edip çalışmalara başlamış. Howard’ın son filmi Zafere Hücum (Rush), Formula 1’in efsane pilotlarından James Hunt ve Niki Lauda’nın rekabetlerini konu alıyor.

Filmin anlattığı hikayeye baktığımızda Howard’ın iki ralli pilotunun üç yıllık bir süreçteki inişleri ve çıkışlarını, farklı boyutlarda ele almaya çalıştığını görüyoruz. Fakat yönetmen bunu yaparken kendinden emin davranamıyor, muhtemelen bazı konularda çekingen davranıyor. Elinde iki tarihi figür varken hangisine odaklanacağını bilemediği gibi bu figürlerin çevresinde dönüp dolaşan olaylar ve kişiler hakkında da aynı ikilemde kalma hatasına düşüyor. Tam bu noktada Zafere Hücum’un yan hikayelerden ve karakterlerden eksik, var olan iki karakter tarafından da taşınması güç yapısı dikkati çekiyor. Bir yanda itici fakat zamanla sempati kazanmaya meyilli James Hunt karakteri başrol olarak öne çıkarılmaya çalışılırken öte yanda disiplini ve kuralları, kendinden emin yapısı ile seyirciyle daha iyi bir bağ kuran Niki Lauda karakteri geri plana itiliyor. Fakat filmin tümünde durum ne yazık ki böyle değil. Lauda, kendisine hayat veren Daniel Brühl’ün dikkat çeken performansının da yardımıyla Hunt’a göre filmi domine eden taraf oluyor. Ortada iki karakterin ilişkisini anlatmaya çalışan bir hikaye varmış gibi dursa da senarist Peter Morgan, iki ayrı hikayeyi zaman zaman kesiştirme yoluna giderek tek film içinde farklı iki karakter etrafında dönen ve eksenini bulamayan bir yapı oluşturuyor. Bu da Zafere Hücum’un en büyük handikapı olarak dikkat çekiyor. Seyirci hangi karakterle arasında bağ kuracağından emin olamıyor, tam birine karşı yakınlık beslerken yönetmen ters köşeye yatırıp öteki karakter üzerinden filmi devam ettirmeye çalışıyor. İki önemli figürü, Chris Hemsworth’ın bile abartısız, beğenilebilecek oyunculuğuna rağmen bir araya getiremeyen Howard, kariyeri boyunca belli çizgilerle çevreleyemediği, üstelik farklılıklara ayak uyduramadığı yönetmenliğinin kurbanı oluyor.

RUSH

Senaryo noktasında dikkat çeken eksikler bunlardan ibaret değil. Biri Avusturyalı, diğeri İngiliz iki karakteri anlatan Zafere Hücum, tam bir Hollywood filmi olduğunu bağırırcasına kötü diyaloglarla tıka basa doldurulmuş. Amerikan bayağılığı ve züppeliği kokan James Hunt repliklerine Niki Lauda, Avrupa ciddiyeti yedirilmeye çalışılsa da dozunun ayarlanamadığı ve fazla abartıldığı repliklerle cevap vermek zorunda bırakılıyor. Ortaya çıkan tablo ise çoğu zaman facianın eşiğinden son anda dönülmüş hissi veren diyaloglar. Facianın eşiğinden son anda dönülmesinin sebebi ise filmin senaryo anlamındaki eksiklerini kapatan diğer yanları. Abartılı oyunculuklara mahal veren, oldukça riskli bir dönem draması olan Zafere Hücum, çok şükür ki Ron Howard’ın iyi oyuncu yönetimi ile paçayı kurtarıyor. Aslında bu durumun Howard’ın yönetiminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı da muallakta zira Hemsworth ve Brühl dışında filmde yan karakter neredeyse hiç yok; olanlar da ne hikayeye ne de seyir zevkine bir katkıda bulunmuyor. Elde var olan ikiliden de Brühl başarılı bir performans sergilerken Hemsworth, kendinden beklenenden fazlasını vaat etmiyor. Fakat yine de kariyeri boyunca gösterdiği performanslara kıyasla daha abartısız, filmle daha bütünleşik ve çaba sarf edildiğini hissettiren bir işe imza atmış diyebiliriz. Bunların yanında Zafere Hücum’da hayli profesyonel bir teknik ekip iş yapıyor. Sesçisinden montajcısına, makyözünden yapım ve kostüm tasarımcılarına kadar muazzam bir iş var önümüzde. Benim en çok dikkatimi çekenler ise Danny Boyle filmlerinin pek sevdiğimiz görüntü yönetmeni Anthony Dod Mantle’ın başarılı ayarlamaları ve çekimleri ile montaj ekibinin üç yıllık süreci seyirci için kesintisiz ve heyecanı en üst seviyede tutacak şekilde kurgulamış olması.

Sonuç olarak Zafere Hücum, yönetmeninin yanlış kararları ve küçük beceriksizliklerine kurban gitmiş olsa da teknik altyapısı güçlü, özellikle spor temalı filmleri sevenler için başarılı kabul edilebilecek bir yapım. Bu kadar göz önündeyken, bir o kadar da göz ardı edilmesi ise bana fazlasıyla mantıklı geliyor. Sene içinde yapılan diğer iddialı filmlere göre bütününde tutarlılık konusunda sıkıntıları var. Yine de başarı hikayelerini seyretmek herkesi az çok memnun eder, Zafere Hücum da en azından bunu yapıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Altın Lale’nin Jüri Başkanı Belli Oldu

İSTANBUL FİLM FESTİVALİ ALTIN LALE ULUSAL YARIŞMASI JÜRİ BAŞKANI BELLİ OLDU  ...
Devamı

4 Comments

  • hak ettiği puanı vermişsiniz bence. tebrik ederim. bu filmin bu kadar abartılmasını anlayamadım. çok sığ bir anlatımı vardı.

  • filmi yorumlayan kişinin formula 1 yarışları için 2 “ralli pilotu” demesinin ardından yorumlanacak bir şey kalmadı zaten. yanlış yorum – yanlış yorumcu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir