Anarşik Armoni (2013)

Geçtiğimiz mayıs ayının sonunda başlayan ve Gezi Olayları ismiyle tarihe geçen direniş ve eylemler pek çoklarına malzeme oldu. Daha olayların birinci ayına girilmeden çeşitli kitaplar yazıldı, kısa süre sonra ise belgesel tadında, yedinci sanatın ismini kullanan ama ona hizmet etmeyen filmler çekildi. İnsanlar kendi işlerini okutabilmek, seyrettirebilmek, onlar hakkında farkındalık yaratmak için Gezi’nin en ufak çakıl taşından faydalanmak için adeta yarışa girdi. Çekimleri bu eylemlerden çok daha önce başlayan Anarşik Armoni de bu eserlerin sonuncusu. Reklamını yaparken Gezi’yi kullanmaktan çekinmeyen film, müziğin ve insanlığın tarihsel gelişiminden yola çıkarak elektronik müziğe bir güzelleme niteliği taşıyor. Yönetmeni Koray Kaya’nın ilk filmi olan Anarşik Armoni, !f’in yeni yarışması “Aşk ve Başka Bi’ Dünya”da büyük ödülü Michel Gondry’nin elinden geçtiğimiz günlerde almıştı.

Anarşik Armoni eğer saf bir müzikal belgesel olsaydı çok kıymetli bir eser, Fransa’da uzun yıllar yaşamış yönetmeninin estetik bakış açısı ve yaratıcı fikirlerinden sonuna kadar yararlanarak Türkiye sınırlarından çıkan en önemli belgesel denemelerinden biri olabilirdi. Kimilerine göre bu böyle olsa da filmin sinemasal anlamdaki eksiklikleri fazlasıyla göze batıyor. Müziğin evrimine olduğu kadar onunla birlikte evrilen, onu etkileyen ve onun etkilediği bir takım olgulara da parmak basmaya çalışan belgesel zaman zaman amacının dışına çıkıyor. Yalnızca mesleklerinden ötürü katılımcı/konuşmacı olarak filme dahil oldukları belli olan bir topluluğun amatörce hazırlanmış, aktarım sıkıntısı olan ve bozuk cümleler halinde ağızdan çıkan fikirlerini ve bilgilerini dinlerken bir yandan DJ setlerinin ve güzel şehir İstanbul’un fotografik görüntülerine maruz bırakılmak, muhtemelen ilk filmini yapmanın heyecanını yaşayan Koray Kaya’nın sinemanın deneysel yönünü yanlış yorumlamasının bir sonucu olmuş. Kurgusal anlamda teknik açıdan başarılı bir işten söz etmek mümkün olsa da yönetmenin perdeye yansıtmayı tercih ettiği malzemelerin amatör işi kokuyor oluşu; ve ayrıca son dakikalardaki filmi bitirip bitirmeme konusundaki kararsızlığı dolayısıyla seyir zevkini büyük oranda bozduğunu söyleyebiliriz. Yukarıda da belirttiğim gibi Gezi meselesini alakalı ya da alakasız, bir şekilde filmine dahil etmesi de Anarşik Armoni’nin handikaplarından.

Müziğin ve bir nevi insanlığın evrimini İlhan Mimaroğlu gibi önemli bir ismin eski ses kayıtlarından faydalanarak anlatma çabası film açısından heyecan yaratsa da bu heyecanı canlı tutmak çok da mümkün gözükmüyor. Atatürk’ün devriminden sonra başlayan batılılaşma süreciyle birlikte müzikte halkçı çizgiden çıkılmasının gerekliliğinin savunulduğu, folk müziğin fakirlikle bağdaştırıldığı ve folku sevenin fakirliği onayladığı kanaatlariyle geçen bölüm ise belgeselin çok da evrensel bir bakış açısıyla ele alınmadığını gösteriyor. Elektronik müziğe yapılan böylesi bir güzellemenin, kitlelere ulaşacak bir mentalitede kurgulanmış ve hazırlanmış olması beklenirken yalnızca belli kesimlere hitap ediyor oluşu da belgeselin kendisiyle çelişen önemli bir detayı. Koray Kaya’nın eseri için sinemanın bir malzemesi yerine herhangi bir örgüt içinde dağıtılması planlanan eğitim amaçlı hazırlanmış kendin konuş-kendin dinle manifestosu demek mümkün.

anarşik1

Diğer yazıları Burak Hazine

Under The Skin Fragmanı

Yönetmen: Jonathan Glazer Oyuncular: Scarlett Johansson, Paul Brannigan, Krystof Hádek Vizyon tarihi:...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir