Büyük Kadın Yönetmenlerden Film Çekmek Üzerine…

Naomi Kawase: “Bir filmi çekmeye başlama arzum bende önemli bir anı bırakan ve görüntülere dökmek istediğim kişisel olaylarla kendini gösterir. Hayli kişisel konulardan kurmaca filmler yaratırım. Ben başkalarının dediği gibi çeşitli filmler seyrettikten sonra yönetmen olmak istiyorum diyerek sinema işine girmedim. Aslında sebebi şu an yaşananı, şu an var olanı çekebilmeme vesile olan film aracına olan aşkımdı. Film ilk keşfedildiğinde ortada bir heyecan vardı çünkü film, o anı, orayı ve şimdiyi hemen kayıt altına alma yeteneğine sahipti. Bu da benim sinema ortamına olan ilgimin başlangıç noktasını oluşturur.”

naomi kawase

Claire Denis: “Sinema işinde gün geçtikçe her faktörle mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. Nasıl desem, bir gemiyi dalgalar arasında ilerletmeye benziyor bu iş. Eğer hava kötüyse ona göre davranmanız gerekiyor. Eğer rüzgar yoksa hareket edemiyorsunuz. Yani seyirci her zaman orada, zihnimde olmuyor. Seyirci arkadaş gibidir; bildiğim ama daha sonra buluşup tanışacağım biri gibi. Fakat o buluşma anı ve filmi yapma anı arasındaki boşluk, o boşluk çok büyük bir boşluk. Çekimleri bitirdiğimizde filmin tamamlandığını hayal dahi edemem. O çok saygı duyduğum seyircinin karşısına geçip nasıl “bu da benim filmim işte” diyebilirim ki? Diyemem. Eğer dersem yalan söylemiş olurum. Biliyorum ki eğer işleri bu şekilde yapmaya devam edersem seyircinin bana olan saygısını rahatlıkla kazanabilirim.”

claire denis

Larisa Shepitko: “Dovzhenko bize dünyayı görmeyi öğretmeyi denedi. En çok da bizi yalnızca teknik becerileri kendimize almamız karşısında uyardı. O, yalnızca kendi yaklaşımlarını taklit eden “takipçileri” hiçbir zaman sevemedi. Kendimize karşı inançlı olmamız, kendi görüşlerimiz için ayakta durmamız ve kendi duygularımıza güvenmemiz için bize baskı yaptı. O zamanlar bunun ne kadar zor olduğunu fark edememiştim. Bu tür şeyleri yaş ilerledikçe anlıyorsunuz… Bize, yeni bir filmi çekmeye başladığımız zaman o filmin seyirciye yeni neler katabileceğini ve onların insancıl yönlerini besleyip beslemeyeceğini bilmemiz gerektiğini söylerdi. Bence sanatın amacı tam olarak da budur.”

Larisa Shepitko

Safi Faye: “Bir filmin nasıl doğduğu hakkında hiç fikrim yok. Bir fikir geliyor aklıma, daha sonra üzerinde çalışmaya başlıyorum; yemek yaparken, kıyafetlerimi değiştirirken, banyo yaparken, gittiğim her yerde… Filmlerin her zaman halka ait olduğuna inanmışımdır… Filmi yapan kişi kavramsallığı ve süreci açığa kavuşturmak zorundadır. Filmi sevsinler ya da sevmesinler, hikayeyi sevsinler ya da sevmesinler… Benim yaratıcılık hissim seyircinin, gördüğü görüntünün işaret ettiği şeyi hayal etmesine izin vermeye dayanır. Seyirciye her şeyi açık açık göstermeye gerek yoktur. Onlar düşünmek, kafa yormak zorundadır. Yaratıcılık kafa yormaya teşvik eder; bu yüzden ben de bir şeyler yaratırım.”

Safi Faye

Maya Deren: “Amatör sinemacı dediğimiz başkalarının senaryolarını ve diyaloglarını, eğitilmiş oyuncuları, özenle seçilmiş teknik ekibi ve film setlerini, devasa yapım bütçelerini kıskanmak yerine tüm profesyonellerin onu kıskandığı esas avantajını kullanmalıdır: Özgürlüğünü; hem sanatsal hem de fiziksel özgürlüğünü. Ekipmanınızın en önemli parçası kendinizdir; hareket eden bedeniniz, hayalperest zihniniz ve bu ikisini kullanmanıza olanak veren özgürlüğünüz. Bunları kullandığınıza emin olun, gerisi elbet gelir.”

Maya Deren

Diğer yazıları Burak Hazine

Amores Perros (2000) Paramparça Aşklar Köpekler

Milenyumun en gözde yönetmenlerinden, kısa zamanda küçük bir efsaneye dönüşmüş ve yoluna...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir