Concussion (2013) Sarsıntı

İlk kez geçtiğimiz sene Sundance’te görücüye çıkan ve genel anlamda olumlu eleştiriler alan Sarsıntı, lezbiyen temalı eşcinsel filmleri furyasının en yeni üyesi. Yönetmeni Stacie Passon’ın sinemadaki ilk denemesi olarak dikkat çekse de birkaç sene önce seyrettiğimiz The Kids Are Allright’a olan benzerliği ile küçük bir sekteye uğruyor.

Abby ve Kate, ilkokul çağında iki çocuğu olan lezbiyen bir çifttir. Abby kendisi gibi lezbiyen olan arkadaşlarıyla vakit geçirmekten, spor yapmaktan, iç mimari ile uğraşmaktan, çocuklarına zaman ayırmaktan zevk alırken Kate tam bir işkoliktir. Eşinin bu kötü alışkanlığı, Abby’nin kendini başta cinsellik olmak üzere pek çok konuda yalnız hissetmesine yol açar. Genç bir çocukla birlikte yeniden tasarlamaya başladıkları tek odalı bir apartman dairesine para karşılığı seks yapan güzel bir kadını çağırır. Bu durumdan pek çok yönde etkilenen Abby, yardımcısı Justin’in de ısrarıyla para karşılığında başka kadınlarla sevişmeye başlar. Abby için yaptığı bu eylemin sebebi, Kate’de bulamadıklarını bulmak ve çeşitli açılardan tatmin olmaktır. Bir iki kez para karşılığında ilişkinin tadını alan kadın, zamanla bunun bağımlısı haline gelir fakat gerçekler hiçbir zaman gizli kalmaz.

concussion1Yönetmen Passon, hiç yoktan var olan bir sinemacı olarak ilk işinde riskli sularda geziniyor. Tarihte pek çok başarısız, yalnızca ezilenleri ve ötekileri kamera kaydına aldığı için saygı(!) duyulan eşcinsel sineması örneği varken ve bu türe iyi bir eser vermek için elde ciddi bir senaryoya ihtiyaç duyulurken Concussion gibi bir filmle perdeyi açması oldukça cesur olmuş. Fakat Passon’ın cesareti, ne yazık ki filmin genel hatlarına işleyemiyor. Daha çok karakter odaklı, cinselliğin ve aşkın geri planda bırakıldığı; ikili ilişkiler etrafında gezinen bir film yapmaya çalışan yönetmen aslında bu amacına uygun hareket ederek senaryosunu biraz olsun kurtarmayı başarıyor. Yine de film, hikayesinin bir sonra gelecek olan her adımı hakkında sürprizlere gebe kalamadığı için seyretmesi zor, seyircisiyle bütünleşmekte zorlanır hale geliyor. Belki Passon, baş karakter olan Abby’nin iç dünyasına girmemize biraz daha izin verse bu sıkıntı ortadan kalkardı fakat elimizdeki orta yaşlı kadının ne sorunları hakkında ne memnuniyetsizlikleri hakkında ne de gerçekte istediği şeyler hakkında kafamızda net cevaplar oluşturmakta zorlanıyoruz. Karakterin çevresinde yüksek duvarlar örülü; bu duvarları seyircilerin yıkmasına izin vermediği gibi hayatına girip çıkan, kendi eşi Kate dahil, kimsenin yıkmasına izin vermiyor. Haliyle seyircide filme karşı bir tatminsizlik baş gösteriyor. Oysa ki yönetmen, Abby’nin asıl sorunu olan tatminsizliği üzerinden yola çıkarak filmini daha iyi kurgulayabilse Concussion için amaçsız çekilen bir The Kids Are Allright kopyası demekten vazgeçebilir, filmin derinliklerine inmeyi deneyebilirdik.

Başrol oyuncusu Robin Weigert’in ortalamanın üstündeki performansı genel manadaki zirvesi olacak kadar vasat bir film Concussion. Lezbiyen filmlerine aşina nesli mutlu etmesi için çok daha fazlasına ihtiyacı var.

Diğer yazıları Burak Hazine

Billy Elliot (2000)

2000′li yıllar denince akla gelen usta yönetmenlerden Stephen Daldry, 90′ların sonunda başladığı...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir