Gabrielle (2013)

Dili Fransızca olan filmleri Kanada, Fransa ve Afrika menşeli olarak üçe ayırdığımızda her birinde genel-geçer farklı tatlar bulmak mümkün oluyor. Kuzey Afrika yapımı eserler daha çok dramatik yapısına güvenen soykırım, sefalet, arayış filmleri olurken Fransa’dan çıkanlar güçlü senaryolarıyla dikkat çekiyor. Kanada’nın kullandığı sinema dili ise bunlardan biraz daha farklı. Puslu bir memlekette yaşadıkları için filmlerinde de benzer atmosferi kullanan İngilizler gibi değil de, soğuk diyarlardan geldikleri halde özgürlükler ülkesi olmalarının da ardına sığınarak bazen sıcacık bazen de vurucu filmlerle karşımıza çıkıyorlar. Kanada’nın bu seneki Oscar adayı Gabrielle de feel-good-movie (iyi hissettiren film diye mi çevirsek?) kavramına hizmet etmek için yapılmışa benziyor. Yönetmeni Louise Archambault’nun da katılımıyla Türkiye prömiyerini !f’te yapan Gabrielle, halk arasındaki adı mutluluk hastalığı olan Williams Sendromu’ndan muzdarip 22 yaşındaki bir kadını anlatıyor.

Filme ismini veren Gabrielle, çok sevdiği ablası Sophie ile birlikte yaşamaktadır. Kendisi gibi özel insanların gittiği ve yakın zamanda çok önemli bir konser düzenleyecek olan İlham Perileri Korosu isimli müzik kursunda kendisinden üç yaş büyük olan Martin ile tanışır. Daha önce bir erkeğe karşı hiçbir hissi olmayan genç kadının Martin ile olan duygusal çekimi, adamın pek koruyucu annesi tarafından engellenmeye çalışılır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi artık bir yetişkin olduğunu düşünen Gabrielle, uzaktaki sevgilisinin yanına taşınmaya karar veren ablasına karşı bir mücadeleye girer: Artık o da bir yetişkindir ve kendi dairesinde oturmak ister. Çünkü Gabrielle’e göre özgürlüğünü elde etmesi ona Martin’i getirecektir.

gabrielle2

Kariyerindeki ikinci uzun metraj denemesine Gabrielle ile imza atan Archambault, aslında dramatik altyapısı güçlü olan fakat aynı karakterin hastalığından doğan ruh halinde olduğu gibi seyircisine pozitif enerji yayan romantik bir film. Bugüne kadar doğuştan hastalığı olan karakterler üzerinden pek çok güçlü film yapılsa da (bildiğim kadarıyla) Williams gibi bir rahatsızlığa dokunan olmamıştı. Aslına bakarsanız illa biri dokunacaksa da bunun Kanadalı bir yönetmen olmasını yeğlerdim zira Williams’lı bireylerin dünyaları tam da Kanada sinemasının bende pek çok zaman bıraktığı tada uygun. Hem karakter hem de film çok farklı yoğun duyguları bir arada tutuyor ve müzikal altyapısıyla gücüne güç katıyor. Eksik noktası ise tüm karakterler bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkıyor. Yönetmen her ne kadar Gabrielle ve ablasının ilişkisini sağlam temeller üzerine oturtmaya çalışsa da yan karakterler film için fazla sönük kalıyor. Özel bir karakter olarak Gabrielle için de seyirciyle empati kurmaya pek de meyilli olduğunu söyleyemeyiz. Belki bunun altında rolü canlandıran Gabrielle Marion-Rivard’ın aslında bir oyuncu olmaması, gerçek bir Williams hastası olması yatıyordur. Şayet öyle değerlendirirsek Marion-Rivard’ın boyundan büyük işlere adım atıp çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat karakter tasarısı açısından baktığımızda Gabrielle’in dahi filmin sönük bir tiplemesi olduğunu kabul etmemiz gerek. Bu tür filmlerde genelde özel karakterin tüm filmi sırtlamasına alışkınız; Archambault’un filminde ise böyle bir durum söz konusu değil. Senaryonun diyalog kısmını göz önünde bulundurduğumuzda da abla ve kız kardeş için yazılmış metin dışında pek de dikkat çekici malzeme yok açıkçası. Hikayenin kendisi ilgi çekmeyi başarsa da filmin finalinin açık uçlu bırakılmasını bir handikap olarak değerlendirebiliriz. Archambault’un film boyunca Gabrielle üzerinden yaptığı (ya da seyircinin anladığı) planların tümünün bir kenara itilip yalnızca ilk aşk meselesi üzerine yoğunlaştıktan sonra filmi noktalamak doğru bir tercih olmamış.

Yine de Gabrielle için genel anlamda olumsuz yorumlar yapmak doğru değil. Hissettirdiği eksikliklere rağmen bittiği an seyircisinde olumlu duygular bırakan filmin en iyi yanı ise müzikal yönü ve oyuncu performansları. Her ikisi de filmin kendisi kadar iç ısıtıyor ve kendini sevdirmeyi başarıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Dark Knight Rises (2012) Kara Şövalye Yükseliyor

Tim Burton’ın fantastik yorumu ve Joel Schumacher’in bir nevi çırpınışlarının ardından Batman...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir