L’armée du salut (2013) Kurtuluş Ordusu

LGBT sinemasının cinsel yönelimin toplumsal cinsiyetle örtüşmediği, bireylerin marjinal kabul edildiği diyarlardan köken alması oldukça riskli bir iş. Filmi çeken yönetmeni vezir de edebilir, rezil de. Şiirsel, baş döndüren, şapka çıkarılan eserlere gebe kalınabilir; öte yandan bu cesaretin kaynağını sorgulatacak seçimlerle seyirciyi baş başa bırakabilir. Sinemaseverler olarak ilk gruptan örnekleri her an için hazırda beklesek de ikinci gruptaki örneklere pek hoşnut bakmamız mümkün değil. Çoğu topluluk için hala hassas bir konu olan LGBT sinemasının, bu yönüyle sırtına yüklediği riski taşıyamadığı örneklerinden sonuncusu da beyazperdede ilk yönetmenlik deneyimini yaşayan Abdellah Taïa’ya ait.

Taïa, kendi yazdığı romandan uyarladığı Kurtuluş Ordusu’nda Kazablanka’da kalabalık ailesiyle yaşayan on beş yaşındaki Abdullah’ın öyküsünü anlatıyor. Annesi tarafından İslam kültürünün kadın ve erkeğe bakış açısına uygun olarak muamele gören Abdullah için babası ise şiddetle merhametin buluştuğu, tuhaf bir ortak nokta. Kendinden büyük erkek kardeşi Süleyman için hissettiği şeyler ise pek de normal değil. Abdullah evinden dışarı çıktığı vakitlerde onu tanıyan erkeklerin cinsel objesi olurken dört duvar arasında kapalı kaldığında abisinin odasına girip onun yastığını koklayan, onun eşyalarına dokunan bir çocuk haline geliyor. Ergenlik çağına henüz girdiği için cinsellik onun bedeninde büyük bir macera ve merak konusu olarak kendini gösteriyor. Başka erkekleri arzulamaktan, onları memnun etmekten kaçınmıyor. Kendi kanından birinin hayallerini kurmak ise ona göre fazlasıyla doğal. Abdullah için zihnine el değmemiş bir çocuk diyebiliriz. Fakat içine kapanıklığı, Abdullah’ın çoğu zaman manasız ve neden yapıldığı bilinmeyen eylemlerini derinleştirmemize izin vermiyor. Bir gün abisiyle birlikte seyahate çıkıyor ve abisinin başka kızlarla birlikte olmak için Abdullah’ı bir başına bırakmasını kabullenemiyor. Kapalı bir kutu olarak Abdullah’ın öz benliğini keşfedişini seyrettiğimiz ilk bölümün ardından (ne olduğunu anlamadan) on sene sonraya gidiyoruz. Artık bir genç yetişkin olan Abdullah’ı, Fas’ta cinsel kimliğini gizliden de olsa, eskisine göre daha farkında ve kendinden emin olarak yaşamaya başlamış olarak görüyoruz. Kendisine İsviçre’den zengin ve olgun bir sevgili de edinen karakterin ketumluğundan bir şey kaybettiğini söylemek pek de mümkün değil. Sonrasında Abdullah Cenevre’ye üniversite değişim öğrencisi olarak gidiyor ve birkaç ay önce ayrıldığı zengin sevgilisiyle karşılaşıyor.

Muhtemelen kendi anılarını kaleme alan, sonrasında da perdeye taşımayı seçen Taïa’nın sinema dili seyirciyi kendine çekebilmek ve filmini beğendirmek için fazla amatör. Başarısız oyuncu performanslarına eklenen kötü diyaloglar ve anlamsız biçimde filme katılmaya çalışılan derin sessizlikler ve şiirsel görüntüler bir araya gelince, Kurtuluş Ordusu’nu, tamamen yanlış temeller üzerine oturtulmuş, sanatsal bakış açısından uzak bir eser haline getiriyor. Yerel bir televizyon kanalının çektiği amatör filmlerden pek farkı olmayan film, dikkat çekmekten uzak bir anlatım ve işleyiş barındırıyor. Yönetmen ve senarist olan Taïa, filmine bol bol cevapsız soru katılmış diyalog ekleyerek çok büyük bir hataya düşüyor. Sonuçta elde kalan ise vasatın çok altında, esasında başarısız bir ilk deneme oluyor. Taïa, eşcinselliğin tabu olduğu bir bölgeden kaynak aldığı senaryosunu hatalı kararlarına ve amatör sinemacı kişiliğine kurban veriyor.

kurtuluş2

Diğer yazıları Burak Hazine

2014 Oscar Adayları: Peki Şimdi Nereye?

Bazı senelerin aksine pek de merakla beklemediğimiz 86. Oscar Ödülleri sahiplerini buldu....
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir