Under The Skin (2013) Derinin Altında

Michael Faber’ın oldukça iyi eleştiriler alan 2000 tarihli romanından uyarlanan Derinin Altında, kariyerinde Birth ve Sexy Beast filmleriyle tanınan ve yıllar sonra sinemaya dönen Jonathan Glazer’ın en yeni filmi. Dünyadaki -özellikle yalnız- erkekleri ağına düşürüp yok eden bir uzaylı kadın Laura’ya odaklanan film, hikaye anlatma gibi bir derdi olmadan duygusal, çekici, büyüleyici ve ürkütücü bir anlatımla seyircisine özgün bir yolculuk vaat ediyor. Scarlett Johansson’ın kariyerindeki en iddialı performansına imza attığı film aynı zamanda bir süredir karşımıza çıkan yapımlar arasında en dehşet verici kadrajlara sahip olması açısından önem arz ediyor.

Glazer, beyazperdeye uyarladığı eserden farklı olarak ana karakteri Laura hakkında ser verip sır vermiyor. Bu uzaylı kadının (ki filmin finali dahil kendisinin esasen bir uzaylı olduğuna dair net bir kanıtımız yok) nereden geldiği, neye hizmet ettiği, niçin erkekleri tuzağa düşürdüğü, neden özellikle yalnız erkekleri seçtiğine dair bir şey bilmeden seyrettiğimiz Derinin Altında’da yönetmen, kafamıza takılan malum soruların yanıtlarını kendi hayal gücümüze bırakıyor. Bunun yanında filmin ilk dakikalarında bir dönüşüm olup olmadığı konusunda şüpheye düşeceğimiz bir takım olaylar resmediliyor. Glazer, ilk sahnelerde motosikletli bir adamın cansız bir bedeni ıssız bir yerden almasını, ardından (film boyunca bize eşlik eden) Laura tarafından kıyafetlerinden arındırıldığını seyrediyoruz. Muhtemelen ölmüş ya da yok edilmiş bu kadının Laura’nın kendisi mi yoksa ondan önce bu görevi yapan öncüsü mü olduğu konusunda bir fikrimiz yok. Şaşırtıcı şekilde Glazer, filmin bu sorusuna senaryoyu kısır döngüye sürükleyecek kararlarla yanıt vermeye çalışıyor olabilir.

Dünyaya inen Laura, kendine yeni kıyafetler aldıktan sonra avına başlıyor. Bilindik fahişe kılığına giren kadın, amacı için pek tuhaf duran minibüsü ile yalnız erkekleri kandırıyor, onları en zayıf noktalarından vurup sözde evine götürüyor. Uçsuz bucaksız bir karanlığın ortasında erkekler, Laura’ya sahip olabilmek için kendi hayatlarından vazgeçmek zorunda kalıyor. İşin garip yanı yaptıkları eylemlerin farkında değiller. Laura’ya doğru adım atarken battıkları sıvının ne olduğu, oraya giren bedenlerin başına ne geldiği (aslında Glazer bedenlere ne olduğunu gösteriyor ama spoiler vermemek adına ayrıntıdan kaçınıyor, yalnızca seyredenlerin bu kafa karışıklığını neden sorguladığımı anlayacağına inanıyorum) ise filmin zihinleri kurcalayan diğer soruları arasında.

derinin altında2

Eğer Glazer’ın filminde bir olay örgüsü var ise, o da Laura’nın insan formuna olan tutkusunun incelenmesidir. Başlarda sahilde gördüğü yalnız bir bebek dikkatini dahi çekmezken, zamanla insani duyguları gelişmeye başlayan uzaylı kadının arzuları muhtemel sonunu getiriyor. Yönetmen, Laura’nın şaşkınlıklarını, hırsını, üzüntülerini ve korkularını ardı ardına kamerasına kaydediyor. Harikulade görüntü yönetimi ve tüyler ürpertici müzik-ses kombosunun yardımıyla gerçek dünyadan kopan seyirci, Johansson’ın şapka çıkarılası olgun performansının etkisiyle bir anda Laura’nın içinde buluyor kendini. Onun hissizliği seyircinin hissizliği oluyor, onun metamorfozu seyircinin değişimi oluyor. Bu değişimler, filmin en duygusal sahnelerinden biriyle; Laura’nın önemli bir rahatsızlığı olan bir adamı minibüsüne almasıyla başlıyor. Adamla yaşadıklarının ardından aynanın karşısına geçen kadın, kendini sorgulamaya başlıyor. Bedenini hisseden, geçmişinin gölgelerinden arınmaya başlayan bir portre çiziyor. Sonrasında Laura, artık (kendince) bir insan olma yolunda ilerliyor.

Glazer, Derinin Altında filminin senaryosunun gücünü olmayan hikayesinden ve diyalog barındırmayan, tamamen karakterin performansı üzerine kurulu gidişatından besliyor. Tüm ipleri seyircisinin eline vermekten şüphe etmeden, harikulade bir yönetmen işiyle türler arasında küçük yolculuklar yapıyor. Kendine hayran bırakan görüntüleri, filmin teması kadar karanlık çekimleri ve karakterler yerine kulakları dolduran müzikleri ile teknik anlamda da hayli güçlü bir eser olan Derinin Altında için senenin övgüyü en çok hak eden gizli sanat eserlerinden diyebiliriz.

Diğer yazıları Burak Hazine

Sinemanın Efendilerinden 15 Efsanevi Müzik Klibi

Hollywood öylesine uçsuz bucaksız bir sektörün zemini ki buraya bir şekilde adım...
Devamı

9 Comments

  • Film kadının cinsel meta olarak görülmesinin bir eleştirisi üzerine, içine battıkları sıvı plastik ham maddesi olan petrol, çünkü Laura uzaylı değil, seks amaçlı kullanılan plastik kadındır.
    bu nedenle üşümez yemek yemez ve bakışları donuktur(filmde ayrıntılar veriliyor) bir kez sevgi sunuldu kendisine ve sevgi ona canlı olabilme şansı verdi taki tecavüze kadar.

    Açıkçası sizin film yorumunuzu begenmedim madem yazıyorsunuz, sıradan bir sinema izleyicisinden farkınız olmalı, filmi anladığınızı çok ta düşünmüyorum.
    N:N:ATLI

    • Nihal, 3 cümleyle filmi açıkladın ve filmde ne denilmek istendğini harbiden anladım.İnşallah film eleştirmeni olursunda bizi böyle abidik gubidik eleştirmenlerden kurtarırsın.
      eline sağlık.

  • Yazarın açıklaması -özellikle son iki paragrafıyla- beni tatmin etti. Yönetmenin belirsiz ve ucu açık olmak pahasına böylesine cesur bir anlatım tarzını seçmesi boşuna değil bence. Yönetmen uzun yıllar bu filmi çekmek istemiş ve üzerinde çalışmış. Yani iyi düşünülmüş bir film aslında.

    Nitekim bu film gerçekten bir bilimkurgu filmi ve dünya dışından gelen bir yaşam formunun bilmediğimiz bir nedenden dolayı insanları avlamasını gösteriyor. Fakat çarpıcı olan nokta şu: bu bilinmeyen canlı varlık zaman ilerledikçe kendisini insan olmaya kaptırıyor ve dünyanın güzel ve masum yanlarını keşfetmeye başlıyor. işte o zaman derisinin altında olanı öğreniyoruz.
    En sondaki tecavüz sahnesine kadar derisinin altında ne olduğu bilinmiyor. bu canlı, yani Laura gerçekten ‘mağdur’ olduğunda kim olduğu meydana çıkıyor.

    Fakat Nihal’in yorumu da çok dikkate değer doğrusu. Bu film öyle bir okumaya da açık.
    O açıdan bakılınca bu film Lilja 4-Ever ve Lat den Ratte komma in filmlerinin arasında bir ton bulmuş sanki. Lilja gibi dramatik, Lat den Ratte komma in gibi de karanlık bir film var karşımızda.

    filmin bir sahnesinde Laura birçok seks işçisi görünümlü kadınla karşılaşıyor ve bu kadınlar hemen onu da aralarına alıp bir gece kulübüne giriyorlar. fakat burada verdiği tepkiler yine de Laura’nın aslında insan olmadığını gösteriyor. O hala avlanma derdinde. Laura’nın filmin son sahnesindeki hali ise gerçekten bir plastik kadın formunu andırıyor. Bu da Nihal’in yorumunu destekler bir detay. tecavüz sahnesiyle beraber sanki Derisinin Altında yatan ve insan olmakla beraber yabancılaşmış olduğu özü meydana çıkıyor ve artık güzel görünümlü teni ve maskesini taşıyamaz hale geliyor. Yakılması ise fevkalade dramatik bir detay. İnsanoğlunun elde edemediği şeyi yok etme dürtüsünü daha iyi anlatan bir sahne olamazdı.

    erkekleri yutan o siyah sıvı ise istismara karşı bir tür kastrasyonu simgeliyor olabilir. O sıvı sayesinde erkek türündeki Erk denilen şey nötralize oluyor. Bunların hepsi birer metafor gibi dursa da bu yorumlarımız filmin ucu açık olmasından ötürü bir nebze havada kalabilir.
    ama bu filme bilimkurgudan ziyade bu açıdan yaklaşırsak daha psikolojik ve dramatik
    bir arkaplanı var. İsteyen istediği bakış açısıyla izleyebilir bu filmi. Neticede geçtiğimiz yıllarda çıkan Holy Motors filmi gibi bu film de alternatif bir anlatım dili görmek isteyen seyirciler için çok güzel bir fırsat bence.

  • kepaze bunaltici bir film! sonuna kadar bile izleyemedim; sadece 3 te 2si! bilim kurgu filmi sanmayin. isvec’mi hangi ulkeydi hatirlamiyorum; o ulkenin tanitimi yapiliyor. arka plan muzigi bile yok. tamamen monoton bunaltici bir film! Scarlett bir ziyaretinde 2-3 saat kamyon gezintisi yapip bir film cevirelim demis heralde… zaman kaybi… gorsel efektlerle biraz ilgilenmisler ama gene de sacma bir film!

    uzaylilarin insanlara benzemek istemesi mi? Komik olmayin! Uzaydaki en berbat varlik homo sapiens olmali! Bu filmin kaliteli benzerini mi izlemek istiyorsunuz? “K-Pax” filmini izleyin; bu film onun farkli bir kopyasi… Yada “Contact (1997)”. Boyle sacma filmler sadece “siradan”..

  • Bu filme methiyeler düzmek istiyorum. Tamamen benim kişisel görüşüm elbette. Muhteşem, buz gibi, nemli, kasvetli İskoçya atmosferi, müziğin çok yerinde kullanımı ve sahnelerle resmen bütünleşmesi (müziğini o kadar çok sevdim ki bilgisayarıma indirdim albümü ve dinliyorum, dark ambient, enstrümantal ve deneysel elektronik sevenlere kesinlikle tavsiye ederim) izlemek için başlıca sebepler. Scarlett’ı bu film dışında bikaç filmde daha seyrettim ama sanırım en iyi performansı buydu, kadın bütünleşmişti, uzaylının doğasındaki duygusuzluluğu çok iyi ifade ediyodu yüzü daha da doğrusu yüzündeki mimiksizlik. Gerçi bu filmi başlı başına çok sevdiğim için Scarlett yerine başka bi aktris rol alsa onu da beğenirdim muhtemelen. Filmin entellektüel yanı zaten dopdolu, farklı farklı bi sürü okumaya açık, filmi çok çekici kılan bi diğer özelliği de bu. Kısacası zaman geçirmek için iyi bi seçim olmayabilir ama hakikaten her sahnesi şaheser niteliğinde, üstüne günlerce düşünülebilecek bi film.

  • film berbat bu sitenin eleştirmeni de hiç bir şey anlamamış “tüm iperli seyircinin eline…” demiş anlamış ayağına yatmış neyse ki Nihal hanım açıklama yapmış

  • yıllar önce kitabı okuduğumda sonunda neredeyse ağlayacaktım ve çok beğenmiştim ama filmin kitap ile neredeyse alakası yok denebilir , kitabı okuyan biri olarak filmi hiç ama hiç beğenmedim oysaki sacrlet in Isserley i canlandırdığını ilk duyduğumda o kadar sevinmiştim ki , sonuna kadar zor sabrettim sonra bir çırpıda kitabı tekrar okudum ve Isserley için ağladım….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir