Test (2013)

LGBT sineması özgün ve zorlu işler konusunda sıkıntı çekmeye hayli meyilli fakat birileri ipin ucunu bir kez yakalayınca ortaya estetik ve unutulmaz eserler koyabiliyor. Henüz ikinci uzun metrajını çekmiş Chris Mason Johnson ise ne yazık ki bu gruba dahil değil. 80’lerde ortaya çıkan HIV enfeksiyonu ve sebep olduğu sendrom üzerinden iç dünyası kabarık fakat dış dünyaya kapalı bir karakteri odağına alan yönetmen, kötü senaryo yazma ve filmini belli bir tema üzerine oturtamama sorunlarıyla mücadele ediyor.

Mana dolu ya da manasız; tüm olayların çevresinde geliştiği Frankie, AIDS salgını konusunda endişe duyan, bu yetmiyormuş gibi bir de dahil olduğu dans grubunun hocası tarafından efemine davranışları dolayısıyla (daha doğrusu efemine bir koreografiye sahip dans gösterisinde yeterince maskülen olamadığı için) hor görülen bir eşcinsel erkek karakter. Çevresinde eşcinsel ve heteroseksüel, erkek ya da kadın çok insan yok. Frankie oldukça içine kapanık olsa da olayları içinde de yaşayamayan, tabiri caizse olgunlaşamamış bir erkek. Kendini ifade edemiyor, ne istediğini bilmiyor, neyden ve kimden korkacağını, kime sığınacağını kestiremiyor. İnsanları öldüren ve eşcinselleri sevmeyenlerdeki nefreti körükleyen bir hastalığın pençesine düşmekten çok korkuyor. Yönetmen Johnson, daha filmin ilk dakikalarında gerek kamerasına dahil ettiği objeler gerekse Frankie ve Todd’un diyaloğu aracılığıyla filmin bu malum korku üzerine kurulacağı sinyallerini sözüm ona en ucuz yolla veriyor. Senaryonun zayıflığı da bu noktadan itibaren kendini gösteriyor. Başarısız karakterler yaratan Johnson, diyalog yazma konusunda da pek hünerli olmadığını göstermekten (ne yazık ki) kaçınmıyor. Gerek baş karakterini gerekse ne işe yaradığı belli olmayan, filme hiçbir katkısı bulunmayan yan karakterlerini tasarlarken belli kaygılar gütmediğini fazlasıyla belli ediyor. Her bir tiplemenin içi doldurulmamış; ağızlarından çıkan iki kelime dahi boşa nefes tüketiliyor gibi. İşin kötü tarafı güçlü karakterler yaratmayı başaramayan yönetmenin yazdığı diyaloglarda da hikayeye özgünlük katacak, onu bir adım ileriye taşıyacak ya da benzerlerinden özel kılacak bir detay yok.

test2

Bunlara karşılık Johnson, estetik erkekleri kamerasının karşısına koyarak oyun oynamaya çalışıyor. Yazılı kısmı facia olan bir filmde böyle seçimler yapılması elbette yönetmenin samimiyetini ve hedeflediği kitleyi belli edişi açısından sinemaya bakışını sorgulatıyor. Yetmezmiş gibi bir de (deneysellikle uzaktan yakından olmayan) filmini deneysel müzikler ve çeşitli koreografilerle süslüyor. Elbette ki bunlar da Test’i bir noktaya ulaştırmaya yetmiyor zira seyirciyle bütün olmayı başaramayan bir ana karakterin birkaç dakika boyunca yaptığı dans figürlerine anlam verebilmemiz için elimizde bir kaynak yok. Analiz edilemeyen karakterlerin, küçük ya da büyük olduğuna dahi karar veremediğimiz dünyalarının en derin köşelerine girmeyi beklediğimiz bu sekanslar filmi trajikomik bir noktaya taşıyor.

Geçtiğimiz sene zevkimize bırakılan Weekend, L’inconnu du lac, La vie d’Adele gibi cinsiyete bağlı ya da değil; queer sineması örneklerinin yanında Test fazlasıyla sıradan bir film. LGBT dünyasının beyazperdeye yansıtılacak çok özel mevzuları varken böyle bilindik mevzuları, üstelik sinemasal bakış açısı katmadan, seyircinin önüne koymak kanımca profesyonelliğe ters düşüyor. Johnson filminde “f*ck art, let’s dance” demek yerine “f*ck dance, let’s make some art” deyip sinemaya hakkını verseydi her şey daha güzel olabilirdi.

Diğer yazıları Burak Hazine

Nevada Film Eleştirmenleri Ödülleri

En İyi Film – Hugo En İyi Yönetmen – Martin Scorcese (Hugo)...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir