We Steal Secrets: The Story Of Wikileaks (Sırları Çalıyoruz)

Amerikan belgesel sinemacılığının en önemli isimlerinden Alex Gibney’in bu sene The Armstrong Lie ile birlikte önümüze koyduğu eserlerinden diğeri olan We Steal Secrets: The Story of Wikileaks, adından da fazlasıyla anlaşılacağı gibi ABD tarihinin en büyük güvenlik açığını tüm dünyayla paylaşan oluşum Wikileaks’in kuruluş öyküsünü anlatıyor. Hack mevzusunun tarihteki en önemli örneklerinden WANK kurdu üzerine küçük bir tanıtımla başlayan belgesel kısa sürede Julian Assange’ın hayat hikayesine dönüyor, oradan tarihi belgeleri sızdıran asker Bradley Manning’in mücadelesine geçiyor ve ikilinin çevresinden önemli insanlar ve ABD Ulusal Güvenlik Kurumu’nun eski yöneticilerinin de anıları eşliğinde tek solukta seyrediliyor; kimin haklı kimin haksız olduğu, masumun ve suçlunun nerelerde aranacağı sorularını beyinlere kazıyan bir şekle bürünüyor.

we steal secrets

Buddha “üç şey uzun süre saklanmaz: güneş, ay ve gerçeklik” gibi bir cümleyi sarf etmişse doğruluğunu kim sorgulayabilir ki? Belki paranoyağız ama yöneticilerin halka söyledikleri yalanlar daha ne kadar saklanabilir? Her gün onca suç işlenirken, bazıları yolsuzluğun dibine vurmuşken, para uğruna masum insanların canına kıyılırken; etik kavramı yalnızca okullarda öğretilen bir sözcükten ibaretken gerçekler saklanabilir mi? Saklandığını hepimiz biliyoruz aslında, paranoya değil bu. Buddha’yı sahiplenmesek de yalancının mumu yatsıya kadar yanar demiş büyüklerimiz var en azından fakat ne yazık ki böylesi cümleleri sarf edebilmek, daha doğrusu bu cümlelerin bir şekilde en başta kurulmuş olması yalanlar üzerine kurulu bir toplum düzeninden kaynaklanıyor. Belki bir insanın bir diğerine söylediği yalan yalnızca o ikiliyi alakadar ediyor fakat iktidar sahiplerinin koca toplumların gözünü boyama hikayelerine hiç de uzak değiliz Türkiye halkları olarak. Kimlerin ne naneler yediğini çok iyi bilsek de harekete geçmek için fazla üşengeç, fazla umursamaz bir toplum olduğumuz da aşikar. Yine de yeri yerinden oynatmak için çok üstün çabalara gerek duymayanlarımız var şükür ki. Bizim başımıza sıklıkla gelen bu olaylar, ABD gibi süper güçlerin gündelik yaşantılarında var olamıyor. İktidar halkı uyutsa da gizliliği sağlamayı çok iyi biliyor. En azından 11 Eylül olaylarından sonra istihbarat ve gizlilik, ulusal güvenlik konularına ne kadar önem verdiklerini; bunu bir amaç gibi gösterip insanlığın kaynağı olan toprakları yakıp yıktıklarını da oldukça kolay biçimde gözlemleyebiliyoruz. Buna rağmen 2010 yılında Irak’ta görev yapan ve gizli belgelere erişimi olan rütbesiz bir askerin tüm dünyayı ayağa kaldıracak on binlerce belgeyi sızdırmış olması da hiçbir şeyin imkansız olmayacağını gösteriyor. İnternet çok geniş bir evren, bir bilgisayar kullanarak herhangi biri herhangi bir şeyi keşfedebilir diyor Julian Assange.

wikileaksthefilmtrailer

Wikileaks’in hikayesine, böylelikle de tarihin en büyük cadı avlarından birine ışık tutan We Steal Secrets: The Story of Wikileaks, yalnızca bu sularda gezinmeyip topluluğun kurucusu Assange’in samimiyetini sorgulayarak tarafsızlığını ortaya koyuyor. Assange’in bir elçi olduğu, bir medya faresi olduğu fikrini seyircisine rahatlıkla kabul ettiriyor. Sansasyon mevzusunda okları olayların asıl kahramanı, asıl köstebek Manning’e yönlendiriyor ve bundan kendine pay çıkaran Assange’i eleştirmekten çekinmiyor. Belgeseli geniş içeriği ve iyi kotarılmış kurgusu dışında başarılı yapan ve izlemeye değer kılan en önemli özelliği de bu. Özgürlüğün, başkaldırının simgesi haline gelmiş beyaz saçlı adamın dostlarını nasıl karşısına aldığını, egosunu okşamak adına neler yaptığını bir bir sıralarken bizi ilgilendirebilecek hiçbir ayrıntıdan kaçınmıyor. Assange’in lider vasfını ön plana çıkardığı kadar bencil, umursamaz, çevresindekilere değer vermeyen yönünü de tüm çıplaklığıyla masaya yatırıyor. Üstelik bunları hem Assange’in kendi sözlerinden hem onun arkadaşlarından hem de onu tecavüzle suçlayan kadınların ağzından yapıyor.

Assange’in kişilik analizi ile Wikileaks mevzularını olabilecek en profesyonel şekilde harmanlayan yönetmen Gibney, tüm dünyada etkileri uzun süre tartışılan ve tartışılmaya devam eden olaylar silsilesine karşı sahip olunabilecek en nadide kaynaklardan birini ortaya koyuyor. Hainlerden, faşistlerden, kendi çıkarlarını ön plana koyan herkesten nefret ederken yanınızda oturan adamın dahi samimiyetini sorguluyorsunuz ve bir kez daha düşünüyorsunuz: Gerçek olan ne ve yalan olan ne? We Steal Secrets: The Story of Wikileaks bunun cevabını açık açık vermek yerine seyircisini düşünmeye, biraz daha araştırma yapmaya iteliyor ve son sözü vicdanının vermesine izin veriyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Gotham Bağımsız Film Ödülleri 2014 Adayları

Ödül sezonunu başlatan ve bağımsız sinemanın bu maratonda hangi pozisyonda yer alacağına...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir