The Wolf of Wall Street (2013) Para Avcısı

Martin Scorsese’nin filmografisine baktığımızda 2011 tarihli Hugo yönetmen için bir dönüm noktası niteliği taşır. Scorsese, ilk defa çocuk ya da aile filmi diyebileceğimiz bir eserle karşımıza çıkmış, önceleri Hugo’nun herhangi bir aile filminden farksız olacağı kanısı geniş çevrelerde kabul görse de filmi seyrettikten sonra herkes adeta büyülenmişti. Hugo, herhangi bir Scorsese filminden yönetmeliğiyle dahi ayrılıyor fakat yine de her şeyiyle muazzam bir eser olarak tek başına ayakta durabiliyordu. Usta yönetmen on yıllar boyunca bir şekilde birbirini tamamlayan, altında imzasını hissettiren onca filmden sonra gerek konusu, gerek teknikleri ile oldukça farklı bir boyuta bürünmüş ve işin içinden alnının akıyla çıkmıştı. Kafalarda kalan soru işareti ise Scorsese’nin artık bu çizgide seyredip seyretmeyeceği idi; lakin kendisi Casino ve Goodfellas’ın yanına koyduğumuzda bir üçleme elde edeceğimiz The Wolf of Wall Street (Para Avcısı) ile çıkarak gösterişin kendisi için eskide kalmış haline bir kez daha göz kırptı. Leonardo DiCaprio ile beşinci ortaklığında usta yönetmen, 90’ların başında illegal yollardan kısa sürede zengin olarak Wall Street’e kafa tutan Jordan Belfort’ın yükseliş ve çöküş öyküsünü anlatıyor.

wolf-wall-street

Üç saat gibi standartların biraz üstündeki süresince seyirciyi ayakta tutmayı başaran Para Avcısı için söylenecek ne kadar olumlu şey varsa bir o kadar olumsuz şey de vardır deniyor. Filmin ilk gösterimi sonrasında yuhalanmasından böyle bir ayrımın ortaya çıkacağı en başından belliydi aslında fakat kimin, hangi safta yer alacağını kestirmek de hayli zordu zira Scorsese’nin filmi oldukça riskli bir işe benziyordu. Hızlı bir girişle başlayan Para Avcısı, Wall Street’in derinliklerinde gezinen ve para içinde geçen bir film değil. Aksine, biyografik özellikleriyle öne çıkan, zenginliğini dünyevi zevkler için kuruşuna kadar harcayan ve en sonunda mağlup olan bir adama odaklanıyor. Scorsese’nin filmde attığı en önemli ve eserini kurtarmada en etkili adımı da bu oluyor. Wall Street hengamesi üzerine çekilen onca filme rağmen Para Avcısı için karakter bazlı bir aile draması demeyi çok istesem de iş aile kısmına gelince biraz sekteye uğruyor. Belfort’un iki evliliğini de filme sığdıran Scorsese, karakterin aile yaşantısından ziyade dostlarına ve hayatına öylesine girip çıkan insanlara önem veriyor. Özellikle arkadaş ilişkilerini ele aldığımızda, Belfort’un da onları ailesinden daha yakın gördüğünü fark ettiğimizde Para Avcısı için yine de bir aile draması yakıştırması yapmak pek ala mümkün hale geliyor. Elinde hiçbir şey yokken kafasını kullanarak yirmi kişilik bir çekirdek ekiple borsanın kralı haline gelen Belfort’un hızlı bir ivmeyle yükselip daha hızlı bir ivmeyle düşüşe geçtiği yaşantısının bu bölümü neredeyse tüm detaylarıyla aktarılıyor. Scorsese’nin Para Avcısı’nı bu kadar uzun tutmasının bir sebebi de bu aslında. Öyle ki filmin kadrosunda önem arz ettiğini düşündüğümüz Matthew McConaughey, Kyle Chandler ve Jean Dujardin gibi isimler kendilerine ayrılan kısa sürelerde wolf of wall streetBelfort karakterine vur-kaç taktiği ile etki edebiliyorlar. Öte yandan böylesi bir erkeğin yanından eksik olmayacağını düşündüğümüz kadın karakterler, az önce belirttiğim üçlüden daha az önem arz eder hale geliyorlar. Belfort ve arkadaşları canları istedikçe farklı kadınlarla birlikte oluyor, onlar için para harcamaktan çekinmiyor. Hiçbirinin temel mutlulukları ve huzuru yakalayamıyor oluşunun arkasındaki esas sebep para olduğu kadar söz konusu kadın mevzusu. Yani Para Avcısı için erkek egemen bir film diyebiliriz. Hatta öyle ki Jonah Hill’in abartılan performansıyla hayat verdiği Donnie Azoff dışında hiçbir yan karakter Belfort için önem arz etmiyor; haliyle de filme dahil olamıyor. Azoff’un da öyle çok etkili bir karakter olduğunu söylemek yalan olur zira bu film için tek karakter ekseninde hareket eden, her şeyini o karakter için harcayan ve bunu yaparken verilebilecek en doğru kararı vermeyi başaran bir film diyebiliriz. Haliyle Para Avcısı, Belfort’u adeta ilahlaştırırken Leonardo DiCaprio da bundan en büyük faydayı sağlıyor. DiCaprio’nun pek sevdiği hırslı, gücü seven erkek karakter imajı, onun tam da Belfort’a hayat verecek oyuncu olduğu hissini uyandırıyor. Karakteriyle bütünleşmekte zorlanmayan oyuncu, uzun yıllardır önümüze koyduğu en iyi işlerden birine imza atıyor desek yalan olmaz (belki de benim kendisini bir türlü beğenemiyor olmamla alakalı bir durumdur bu). DiCaprio’nun harikulade performansı ile seyirci, karakter ile bütünleşmekten ziyade ona karşı bir mesafe koyma yoluna gidiyor. Pek çok film için bu olumsuz bir şey olsa da Para Avcısı için tam bir yönetmen-senarist işbirliği stratejisi diyebiliriz. Duygusal sömürüden, dolu gözüken boş hezeyanlardan uzak durmayı tercih eden ikili, bu karara hizmet eden bir oyuncu performansıyla hedefi on ikiden vurarak filmlerini kıymete bindiriyor. Bu açıdan baktığımızda Para Avcısı’nı daha gerçekçi, kurgusallıktan daha uzak görmek de fazlasıyla mümkün hale geliyor.

Scorsese Para Avcısı’nın senaryosu için daha önce Boardwalk Empire’de çalıştığı ve yeteneklerini burada keşfettiği Terrence Winter’ı seçerek oldukça doğru bir tercih yapmış. Gereksiz bilgiler ve odak dışı gelişmelerle ilgilenmeyi sevmeyen yönetmen, kendisine iyi bir arkadaş edinmişe benziyor zira Winter da Belfort’un kendi imzasını taşıyan kitabından uyarladığı senaryoda karakter odaklı bir iş ortaya koymuş. Scorsese’nin uzatmalı editörü Thelma Schoonmaker her zamanki gibi filmi en can alıcı noktalardan kesip bir araya getirmeyi başarmış. Sonuç olarak ortaya Scorsese’nin eski gösteriş dolu günlerine döndüğümüz, tam da esas kaygıya hizmet eden bir işleyişe sahip bir film var karşımızda. Bazıları için tek handikabı süresi olabilir lakin karşınızda her yönüyle profesyonel bir ekip olduğunu hatırlatalım.

Diğer yazıları Burak Hazine

35. Altın Ahududu (Razzie) Ödülleri “Kazananları”

Bu yıl 35. kez düzenlenen ve her defasında önceki senenin sinemasal anlamda...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir