12 Angry Men (12 Öfkeli Adam)

Sidney Lumet’in ilk uzun-metraj denemesi olan film 1957, ABD yapımıdır. Reginald Rose’un aynı adlı oyunundan esinlenerek uyarlanan film, 1957 Amerika’sını karakterlerin psikolojik, sosyolojik ve dönemin toplumsal yapısını ele alarak ön yargıları kırmaya yönelik, insan hayatının önemini vurgulayıcı doktirnler sunar.

Film başlarken, bizleri mahkeme binasının içinde gezintiye çıkararak olayın başladığı mahkeme salonuna doğru götürür. O sırada mahkeme karar aşamasındadır ve bir erkek çocuk, babasını öldürmekle suçlanmaktadır. Salonda, cinayetin görgü tanıkları ve on iki kişiden oluşan jüri üyeleri bulunmaktadır. Hâkim, çocuğun suçlu olup olmadığını kanıtlamak üzere mahkemeyi izleyen ve on iki kişiden oluşan jüri üyelerine yasaların gereği son kararını vermek üzere oylama yapmalarını isteyerek filmin neredeyse tamamının geçeceği odaya gitmelerini söyler. Hâkim, görgü tanıkları ve çocuk ilk ve son olarak o sahnede görünür. On iki kişiden oluşan jüri odaya giderken kâtil damgası vurulan çocuğun bakışları en etkileyici sahneler arasında yerini alır. Jüri odaya geldiğinde yakılan sigaralar, tanışma ve sohbetlerin sonrasında tartışmanın geçeceği masaya otururlar. Artık çocuğun kaderi, birbirlerini ilk defa görmüş olan on iki adamın oylamaya sunacağı ‘’suçlu mu – suçsuz mu’’ tartışmasına kalmıştır. İlk oylama yapıldığında on bir kişi tartışmaya bile gerek duymadan kesin bir yargıyla çocuğun ‘’suçlu’’ olduğunu belirtir. Sadece bir kişi (sekizinci jüri) ‘’suçsuz’’ olduğunu belirterek diğerlerinin kafasını karıştırır. Kanunlara göre, odada bulunan on iki kişinin de aynı durumu belirtmesi gerektiğinden sekizinci jürinin farklı bakışı diğerlerinin ‘’neden’’ demesiyle şekillenecek ve birbirlerine öfkelenip saatlerce tartışmalarına yol açacak ve terli bağrışmalar kimi haklı çıkaracaktır?

‘’-Peki şimdi ne yapacağız’’? diye seslenen adama gülümseyerek ‘’-Sanırım konuşmalıyız…’’ diyen sekizinci jürinin kendinden emin duruşu düşman kazanmasına yol açarak çetin tartışmalara ve beyin fırtınalarına sebep olacaktır. 18 yaşında olan bir çocuğun, babasını neden öldürmüş olduğuna anlam veremeyip mizacını bozmadan ‘’-Konuşmalıyız’’ diyen sekizinci jürinin filmdeki en önemli demeçlerinden biri de ‘’- Bir çocuğu ölüme göndermek benim için pek kolay değil’’ sözü olur. Sinemanın izlenebilirlik açısından en önemli yapı taşlarından biri olan ‘’merak’’ izleyiciyi ‘’onüçüncü insan’’ olarak içine katabilmeyi başarmış diyebiliriz. Aksiyonun olmadığı ve neredeyse tek mekanda geçen bir filmin, sıkılmadan izlenebilmesi sinemada senaryonun ve kurgunun önemini dile getirir boyutta. Oyuncuların mükemmel performanslarını da unutmamak gerekir.

12angry

Sekizinci Jüriye dikkat edecek olursak, filmde yansıtmaya çalıştığı muhalif, sistem karşıtı davranışlarını terazinin bir kefesine koyarsak. Diğer üyelerin; iktidar, güç, bencillik ve nefrete dönüşmüş davranışlarını, amerikan toplumunun amerikan emperyalizminden nasılda etkilenmiş olduğunu sürü psikolojisiyle beraber terazinin öteki kefesine koyabiliriz. Böylelikle dönemin amerikan adalet sistemini eleştirir niteliği taşıyan bir film olduğunu da söylesek yeridir. Filmde yönetmenin yine izleyiciye göstermeye çalıştığı bir başka nokta da, ölüm kararını umursamayarak akşamki maça geç kalabilirim edası taşıyan ve bunun için âlacele çoğunluğa uyan insanların böylesine önemli bir meselede varolmaları üzerine eleştiri de gözden kaçmıyor. Tüketim toplumu denildiğinde akla ilk gelen Amerikan kültürünün yarattığı bencillikler, ‘’güçsüzü ez’’ olgusunun da somut bir örneğini ve önyargısını teşhir etmektedir.

Jüri karakterlerinin analizine geçer olursak eğer;

Birinci Jüri: Moderatör konumunda diyebiliriz. Tartışmaya şekil vererek grubu düzenlemeye çalışıyor. Oylamaları yaparak sonuca ulaşmaya çalışmaktadır. Bu karaktere, eseri yazanın ve yönetmenin gözünden bakarsak ‘’sistem adamı’’ olduğunu görebiliriz.

İkinci Jüri: Minyon tipli ve gözlüklü olan ikinci jüriyi, Amerikan kültürünün yarattığı korkak ve sürü psikolojisine uyan, kafası karışık sâde bir vatandaş olarak görebilmek mümkündür.

Üçüncü Jüri: En öfkeli, aksi, ön yargısından ödün vermeyen geçmişinde yaşadığı olaylar, hayatını önemli bir şekilde etkilemiş olsa ki ‘’kendi çocuğunun’’ onu terk edişinden ötürü çocuklardan nefret eden bir psikoloji sunan, üçüncü jüri filmin demirbaşlarından.

Dördüncü Jüri: Mükemmelliyetçi, mantığına güvenen kibirli bir izlenim yaratmaktadır. Yorumlarıyla ‘’suçlu’’ diyen çoğunluğu merkezine toplamak isteyerek bu durumu da amerikan iktidar arzusunu akıllara getirmektedir.

Beşinci Jüri: Çekingen sâde bir vatandaşın izlerini görmek mümkün. Çocukluğunda yoksul mahallelerde yaşadığından kaynaklı özgüven sorunu yaşayan biri görünümünde. Sıra ona geldiğinde ‘’-beni atlayabilir misiniz’’ diyerek konuşmak istememiştir.

Altıncı Jüri: Sürü psikolojisinden sıyrılamayıp kendi düşüncelerini tam anlamıyla yansıtamayan bir görüntü çizmektedir.

Yedinci Jüri: Umursamaz, bencilce davranışlar sergileyerek biran önce odadan çıkmak isteyenlerin başını çekenler arasındadır. Sabırsız bir amerikalıyı görmek mümkün.

Sekizinci Jüri: Muhalif, akılcı, merhamet duygusunu yitirmemiş, olaylara değişik taraflardan bakabilen, kendinden emin ve kafaları karıştırıcı söylemleriyle diğerlerini kızdıran, gösterdiği davranışlarıyla amerikan adalet sistemine karşı bir karakter çizmektedir. Filmin ana karakteri.

Dokuzuncu Jüri: Gruptaki en yaşlı adam. Tecrübe ve gözlemleriyle sekizinci jüriye en çok yardımı dokunan ihtiyar. İlk başta çoğunluğa ayak uydursa da sonrasında daha geniş düşünmeye başlayarak tartışmalara sürpriz tezler sunmaktadır.

Onuncu Jüri: Filmin başından sonuna kadar burnundan mendili düşürmeyen, sürekli terleyen, huysuz yaşlı bir adam. Israrla ‘’suçlu’’ diyenler arasında görmek mümkün.

Onbirinci Jüri: Bırakmış olduğu bıyıkla amerikalı sosyal-demokrat imajı yaratan konuşmaktan çok dinlemeyi ve dinlerken de an an müdahele ederek sorular sormayı seven bir karakter çizmekte.

Onikinci Jüri: Grubun en kafası karışık adamı. Sürekli karar değiştirip kızgınlıklara yol açmaktadır. Bu durumda da normal bir amerikan vatandaşının nasıl bir oy kullanma potansiyeli olduğunu göstermeye çalışılmış.

1534_001_large

12 Öfkeli Adam, güzel ve etkileyici bir film çekmek için milyon dolarların harcanması gerekmediğini ispatlamış en önemli örneklerden biridir. Senaryo – kurgu ve yönetmenlik üçgeninin önemini bir ders niteliğinde sinema tarihine bırakmıştır. Tartışma sanatıyla diyalektiğin bir arada yürüdüğü film, öyle bir etki yaratıyor ki, on iki karakterden ayrı ayrı on iki film çekilebilir dedirtiyor insana. Döneme göre sinematografisi de gayet başarılı olan film, günümüzde ABD ulusal film arşivinde muhafaza edilmektedir.

Fakat on iki amerikan vatandaşının içinde hiçbir ‘’siyahi’’ vatandaşın olmaması dönemin Amerika’sını tüm çıplağıyla göstermektedir. Amerikan adalet sistemini ve kültürünü sâde bir şekilde eleştiren 12 Öfkeli Adam, yüzyıllar geçse de etkisinin devam edeceği bir film niteliği taşıyor. İnsanlık gitgide özünü kaybederken sevginin, merhametin ve karşıtlığın az da olsa anlamlar bulmasında hepimiz için onurlu bir yaşam edası katıyor. Gülümsetiyor…

Diğer yazıları Güney Birtek

Devrim Sinemasında Godard Estetiği ve Çinli Kız Film Eleştirisi

”Burjuva sinemacılar gerçeğin yansımalarına odaklanırlar, biz ise bu yansımanın gerçekliği ile ilgileniyoruz.”...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir